Bu hikaye Beyaz Günler kitabının devamı niteliğinde olup yaşanmış bir hikaye değildir. Önemli olan yaşanılası bir hikaye olmasıdır diye düşünüyorum. Pek çok okura ütopik gibi görünen düşünce sistemi ve iki kitabımdaki alışılmamış mantık düzeni ise tamamen gerçek olup çok renkli geçen kendi hayatımızın ta kendisidir. Şimdilik sadece iki rengini hayali bir kurgunun içine adapte ederek okurumla paylaşmak istedim.
Beyaz günler kitabında, okuyanı çoğunlukla pozitif yönde etkileyen hikayenin yine çoğu okurun istediği gibi, ben de devam etmesini istedim. Bazı fikirlerin ardına takılıp iddialı olmak zordur ama iddiaların kanıtlanması daha zordur bilirim. Zorluklar imtihan olup yolumuza çıkınca nasıl aşılır, bu kitapta göstermek istedim. Güzel yorumlarla övenleri, özel maillerle beni onore edenleri sevdiğim kadar yerenleri de sevdim. Canan'ı tanımak isteyenlere tebessüm ederek kendi yüreklerini işaret ettim. Beni tanımak isteyenlere teşekkür ettim. Aradıkları güzelliği kendi içlerinde bulacaklarını, ihtiyaç duydukları o sıradışı karakteri kendi elleriyle, kendi emekleriyle saklandığı yerden çıkarabileceklerini anlatmak istedim.
“Biz neden böyle işlerle uğraşıp, başkalarına faydalı olmaya çalışıyoruz acaba? Bizde bir tuhaflık mı var?“ Dedim bir gün eşime.
“Kabımız doldu da o yüzden... Kaynak o kadar bol akıyor ki, kabımızı ne kadar büyütürsek büyütelim taşmasına engel olamıyoruz. Bari dökülenler bir işe yarasın diye uğraşıyoruz. Kaynağın yerini bulup kabını dolduramayanlara faydamız olur belki” dedi bana.
Kalbinin tüm güzelliği ile yanımda duran, içeriği ne olursa olsun fikirlerime ayna tutup ben buradayım diyen en vefalı dostuma, hayat arkadaşım, zihin arkadaşım eşime, aynı ışığın altında toplanıp bize destek veren büyük aileme, çocuklarıma ve onların Can'larına Canan'larına, bizi tek ve benzersiz O dost ile tanıştıran bütün güzel vesilelere ve herbirimizin özel olduğunu hatırlatan O dostun muhteşem ayetlerine SELÂM OLSUN...
Kitabı edinmek için tıklayın
25 Mart 2015 Çarşamba
4 Mart 2015 Çarşamba
ANNENİZİ ARAYIN !
Yazar: İsmail Ezgü
Hıncal Uluç un sabah gazetesindeki 26. şubat 2015 tarihli yazısından aldım.
Yazıda söz edilen J.K. Simmons isimli oyuncu yardımcı erkek oskar ını almış ve ödül töreninde aşağıdaki konuşmayı yapmış.
“"Çocuklar, annenizi arayın" .. “.
"Bu dünyada, annesi ve babasından en az biri hala hayatta olan talihlilerdenseniz, siz de annenizi, babanızı arayın çocuklar" demiş. "Mesajla, maille değil, telefonla, sesinizle arayın ve konuşmayı onlar konuştuğu sürece sürdürün.. Kesmeyin.."
Önce tam anlayamadım.
Ebeveynleri aramak onlara bir lütûf gibi anlatılmış sanki...
Şüphesiz her anne-baba çocukları tarafından aranmaktan hoşlanır.
Artık anne-babayı telefonla aramak lütûf mu oldu.
Amerika daki her kötü alışkanlık çabucak bize de gelir.
Demek ki yakında bizim çocuklar da bize whatsapp tan mesaj atmayı yeterli bulacaklar. Şimdiden başladılar bile...
Siz hiç gelen bir mesajdan karşınızdaki kişinin ruh halini kavrayabilir misiniz? Ya da ; onun sıkıntısını mesajından algılayabilir misiniz?
Çok zor değil mi?
Bazen çok neşeli mesajları bile yanlış anlayıp hakaret olarak algılayabiliyoruz.
Karşımızdakinin sesini duymak elbette mesajını okumaktan daha iyidir.
En azından sesindeki titremeleri hissedebilirsiniz.
Örneğin çok mutsuz bir anınızda anne-baba nızı arayın; göreceksiniz ki sizin sıkıntınızı hemen hissedip sizi sorularıyla sıkıştıracaklardır.
Telefonla aramak elbette mesaj dan daha güzeldir ama gözlerine bakmak gibisi var mı?
Gençler buna da hemen çözüm bulurlar..
Artık telefonlar, bilgisayarlar kolayca görüntülü konuşmayı sağlıyor.
Ben de sorumu şu şekilde sorayım; “ Anne-babanın elini öpmek gibisi var mı?”
Neden bu oskar lı oyuncu “ annenizi ziyaret edin dememiş” ? Herhalde olmayacak duaya amin demek istememiş, gerçekçi davranmış.
Halbuki batı toplumu hiç olmazsa şükran günün de , noel de ailelerin biraraya gelmesini çok önemser. Hatta bazı aileler hafta sonları birarada olmayı kural haline getirmişlerdir.
Elbette uzakta olmayanlar için geçerli bu...
Uzaklık gerçek bir engel... Artık insanlar yüzlerce binlerce kilometrede rızıklarını arıyorlar.
Benim derdim, davam , sorum şu ; Amerika da yaşayan evladınız tatilini sizinle mi geçiriyor yoksa turistik sahil kasabalarını mı tercih ediyor ?
Cevap içinizi burktu değil mi?
Keşke tatil kasabasına sizi de götürselerdi. Güzel olmaz mıydı? Onlar bir liralık sıkıntı çekerdi ama siz 100 liralık mutlu olurdunuz.
Bir gün nasıl olsa “ kör ölecek ve badem gözlü olacak”
Anne-babanızın ardından birazcık dövüneceksiniz ve ihtiyarlayınca siz de çocuklarınızın sizi aramamasından şikayetçi olacaksınız.
---------------------------
Her zaman yaptığım gibi hayat kitabım Kuran bu konuda ne diyor diye sordum..
(Ankebut 8 de;)
Anne-babanız sizi dininizden dönmeye zorlasalar dahi onlara kötü davranamıyorsunuz.
Onların söylediğini red etmemizi fakat yine de onlara iyi davranmamızı emrediyor ALLAH.
............
Her fırsatta 600 km yolu göze alıp, eften püften bahaneler yaratıp annemi görmeye giderdim.
Yine de diyorum ki keşke KURAN la daha erken tanışsaydım..
Anne-baba ya davranışlarımızla ilgili öyle çok ayet var ki..
Anne -babanın elini , yanağını öpmek , onları doyasıya koklamak, aynı havayı solumak gibisi var mı?
Hani bir şarkı vardı; “neler oluyor bize .. “ derdi.
Gerçekten ; neler oluyor bize;
Eskişehirden Ankaraya giden trene binmişiz, arkaya doğru yürüyüp İstanbul a gittiğimizi iddia ediyoruz.
Hep doğru söyleyip hep yanlış yapıyoruz.
Ne zaman aklımızı kullanmaya başlayacağız???
Hıncal Uluç un sabah gazetesindeki 26. şubat 2015 tarihli yazısından aldım.
Yazıda söz edilen J.K. Simmons isimli oyuncu yardımcı erkek oskar ını almış ve ödül töreninde aşağıdaki konuşmayı yapmış.
“"Çocuklar, annenizi arayın" .. “.
"Bu dünyada, annesi ve babasından en az biri hala hayatta olan talihlilerdenseniz, siz de annenizi, babanızı arayın çocuklar" demiş. "Mesajla, maille değil, telefonla, sesinizle arayın ve konuşmayı onlar konuştuğu sürece sürdürün.. Kesmeyin.."
Önce tam anlayamadım.
Ebeveynleri aramak onlara bir lütûf gibi anlatılmış sanki...
Şüphesiz her anne-baba çocukları tarafından aranmaktan hoşlanır.
Artık anne-babayı telefonla aramak lütûf mu oldu.
Amerika daki her kötü alışkanlık çabucak bize de gelir.
Demek ki yakında bizim çocuklar da bize whatsapp tan mesaj atmayı yeterli bulacaklar. Şimdiden başladılar bile...
Siz hiç gelen bir mesajdan karşınızdaki kişinin ruh halini kavrayabilir misiniz? Ya da ; onun sıkıntısını mesajından algılayabilir misiniz?
Çok zor değil mi?
Bazen çok neşeli mesajları bile yanlış anlayıp hakaret olarak algılayabiliyoruz.
Karşımızdakinin sesini duymak elbette mesajını okumaktan daha iyidir.
En azından sesindeki titremeleri hissedebilirsiniz.
Örneğin çok mutsuz bir anınızda anne-baba nızı arayın; göreceksiniz ki sizin sıkıntınızı hemen hissedip sizi sorularıyla sıkıştıracaklardır.
Telefonla aramak elbette mesaj dan daha güzeldir ama gözlerine bakmak gibisi var mı?
Gençler buna da hemen çözüm bulurlar..
Artık telefonlar, bilgisayarlar kolayca görüntülü konuşmayı sağlıyor.
Ben de sorumu şu şekilde sorayım; “ Anne-babanın elini öpmek gibisi var mı?”
Neden bu oskar lı oyuncu “ annenizi ziyaret edin dememiş” ? Herhalde olmayacak duaya amin demek istememiş, gerçekçi davranmış.
Halbuki batı toplumu hiç olmazsa şükran günün de , noel de ailelerin biraraya gelmesini çok önemser. Hatta bazı aileler hafta sonları birarada olmayı kural haline getirmişlerdir.
Elbette uzakta olmayanlar için geçerli bu...
Uzaklık gerçek bir engel... Artık insanlar yüzlerce binlerce kilometrede rızıklarını arıyorlar.
Benim derdim, davam , sorum şu ; Amerika da yaşayan evladınız tatilini sizinle mi geçiriyor yoksa turistik sahil kasabalarını mı tercih ediyor ?
Cevap içinizi burktu değil mi?
Keşke tatil kasabasına sizi de götürselerdi. Güzel olmaz mıydı? Onlar bir liralık sıkıntı çekerdi ama siz 100 liralık mutlu olurdunuz.
Bir gün nasıl olsa “ kör ölecek ve badem gözlü olacak”
Anne-babanızın ardından birazcık dövüneceksiniz ve ihtiyarlayınca siz de çocuklarınızın sizi aramamasından şikayetçi olacaksınız.
---------------------------
Her zaman yaptığım gibi hayat kitabım Kuran bu konuda ne diyor diye sordum..
(Ankebut 8 de;)
Anne-babanız sizi dininizden dönmeye zorlasalar dahi onlara kötü davranamıyorsunuz.
Onların söylediğini red etmemizi fakat yine de onlara iyi davranmamızı emrediyor ALLAH.
............
Her fırsatta 600 km yolu göze alıp, eften püften bahaneler yaratıp annemi görmeye giderdim.
Yine de diyorum ki keşke KURAN la daha erken tanışsaydım..
Anne-baba ya davranışlarımızla ilgili öyle çok ayet var ki..
Anne -babanın elini , yanağını öpmek , onları doyasıya koklamak, aynı havayı solumak gibisi var mı?
Hani bir şarkı vardı; “neler oluyor bize .. “ derdi.
Gerçekten ; neler oluyor bize;
Eskişehirden Ankaraya giden trene binmişiz, arkaya doğru yürüyüp İstanbul a gittiğimizi iddia ediyoruz.
Hep doğru söyleyip hep yanlış yapıyoruz.
Ne zaman aklımızı kullanmaya başlayacağız???
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
