Yazar: İsmail Ezgü
Kalp ve yürek aynı şey mi?
..........
Genç kız sevgilisine " kalpsizsin " derse ne demiş olur?
Herhalde " "merhametsizsin" ya da "acımasızsın" demek istemiştir.
Peki delikanlı cevaben " sen de yüreksizsin" derse ne demiş olur?
Muhtemelen " cesaretsizsin" ya da " korkaksın" demek istemiştir.
Anlamlara bakarsak kalp ve yürek farklı şeyler gibi görünüyor.
Başka açılardan bakalım;
Doktorlar " kalp nakli" yapıyorlar, ben hiç "yürek nakli" yaptım diyen bir doktor duymadım.
Kasap olan babam hayvanların kalbi için yürek tabirini kullanırdı. Hiç kalp dediğini duymadım. Sakatat dükkanlarında da hep yürek tabiri kullanılırdı; dana yüreği, koyun yüreği vs.
Bu kadar muhabbeti neden yaptım derseniz;
Kuran"da şu ayete rastladım:
Tarık suresi 6 ve 7 :
"Kuvvetle atılan bir sıvıdan yaratıldı."
" Bel ile kaburgalar arasından çıkar o su."
Hangi sıvıdan bahsedildiğini anlamışsınızdır.
Hani eskiler derlerdi ya; eline ,beline diline ....diye. İşte oradaki " bel".
Türkçemize de yerleşmiş bu şekliyle...
Amma uzattım haaa..
Dua edin portakaldan, leyleklerden başlamadım...
İşte ben bu ayette tarif edilen bölgeye taktım.
Son yıllarda yazılan tıbbî yazılardan birisinde gördüm ki çocuklarımızı borçlu olduğumuz bu sıvıyı oluşturan hücreler bizim bel bölgesi civarımızda üretiliyor ve daha sonra aşağıya gönderiliyormuş yani esas hammadde fabrikası ayette belirtildiği gibi bel ile kaburgalar arasındaki bölgede yerleşik imiş.Ama bu fabrika gözle görünen bir bina gibi değil.Gözünüzde toprağa kök salmış ağaçları canlandırın bir an. İncecik kökler toprağın gizemli dehlizlerinden sıvıları emer, dal uçlarından bize nefis lezzetli meyveler, sebzeler sunar.Biz çaresizce bu oluşumu seyreder, nimetleri yer, şükür de etmeyiz çoğunlukla...
Halbuki tüm malzeme toprakta duruyor. Son teknolojiye sahip laboratuvarlarımız da var. Ama bir tek elma ya da portakal yapamıyoruz. Tüm malzememiz eksiksiz hazır olduğu halde...Her şeyi bilir , hiç bir şey yapamayız. Himini gırtlak...
İşte bel bölgemizdeki fabrika da kök salmış ağaç gibi. Kökleri göremiyoruz ama meyvesi inkâr edilemez şekilde önümüze geliyor.
Şimdi gelelim kalp ve yürek meselesine;
Zaten konuyu toparlayamıyorum gelin bir de Türkçemizdeki "gönül" kelimesini de işe katalım. Konu iyice çorba olsun....
İlk aşık olduğumuz günlere geri dönelim mi?
Bazen "kalbimiz" kırılır,
bazen "yüreğimiz" yanar
ara sıra da işler karışır; " ah neyleyim gönül" diye şarkılar söylerdik.
Kuran'da da 100 den fazla ayette "kalb" kelimesi geçiyor..
Mühürlü kalp, hastalıklı kalp, katılaşmış kalp,kılıflı kalp,akleden kalp vb.
Peki... Allah'ın kasttettiği kalb bizim bildiğimiz , kan pompalayan kalp mi acaba?
Yoksa Allah "kalb" derken başka bir şeyden mi bahsediyor.
Meselâ; bizim bir türlü tarif edemediğimiz ve yabancıların kelimelerinde dahi yer almayan "gönül" benzeri bir şeyden bahsediyor olabilir mi?
Doktorların kalp dediği şey çok dayanıklı bir pompa.... Duygularla hiç işi olmayan , sürekli çalışan, çalışırken kıymeti bilinmeyen, arızalandığında bizi sonsuz telaşa düşüren mükemmel bir pompa. Ama sonuçta bir pompa...
Allah ise hiç kandan, dolaşımdan, pompalamaktan bahsetmiyor. Onun bahsettiği şeyler bambaşka.
Acaba diyorum; bizim henüz keşfetmediğimiz " kalb" adında bir organımız mı var? Mükemmel çalışan, ama görünmeyen, keşfedilemeyen yepyeni bir organ. Onun keşfi de bana nasip olmuştur belki... Neden olmasın.
Ağaç kökleri gibi , biz onu göremiyoruz. Aynen bizim meşhur "sıvı" mızın fabrikası gibi. Biz sadece "mamül"ü görüyoruz, "imalatı" göremiyoruz. Fabrikayı göremiyoruz.
İçimizde mükemmel bir organ var ama sınırları belirsiz.Şekli yok. Her tarafa kök salmış, biz sadece "ürün"ü görebiliyoruz. Kırık kalpleri görüyoruz, altın kalpli,leri görüyoruz hatta kalpsizleri görüyoruz ama kalbi göremiyoruz. O halde neden kan pompasına kalp demişiz bilemiyorum. Herhalde çaresizlikten. Gerçek kalbi bulamayınca heyecanımızı ilk yansıtan organa kalp demiş, uyduruvermişiz.
İnşallah yakındır; "İsviçreli bilim adamları" büyük bir keşif yaparlar ve göğüs bölgemize yerleşik,şekli olmayan ,ahtapot misali kolları her yere uzanan, herkeste farklı şekilde çalışan, bazen gaddar, bazen şefkâtli , genellikle de umursamaz, mükemmel bir organın varlığını bize duyururlar.
Biz de bol bol geyik muhabbeti yaparız; efendim müslüman alimler hiç keşif yapamıyor, batı aldı başını gidiyor, vs,vs.
Bilim onlarda , teknoloji onlarda, medeniyet onlarda...
Biz de Sam amcaya yalvarır dururuz" birazcık dolar ver de yeni telefon alayım, yeni araba alayım" diye...