Yazar: İsmail Ezgü
Hepimiz şunu isteriz değil mi?
Hayat bize hep bol seçenekler sunsun.
Önümüzde hep çok çeşitli yollar olsun ki biz seçelim en iyisini...
Peki biz her zaman iyisini seçebiliyor muyuz?
Geçmişe bakınca ; tercihlerimizin ne kadarı doğru sizce...?
Keşkelerimiz yok mu?
Hem de pek çok var değil mi?
Keşke yanımızda birisi olsaydı da bize hep doğru yolu gösterseydi ne güzel olurdu...
Bize birisi hep doğru yolu gösterseydi onu dinler miydik ?
Hiç sanmam...
Bize hiç "dosdoğru yol" dan bahseden olmadı mı?
"Sıratı müstakim"in ne demek olduğunu araştırdık mı hiç ?
Kimimiz günde kırk defa bu kelimeleri tekrarladık bülbüller gibi... Ama hiç düşünmedik ; bu ne demek?
Hatta şarkılar söyledik;
"Sırat-i müstakim üzre gözetirim Rahim'i
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem"
........
Ne güzel söylemiş şair....
.......
Şimdiii.. derin bir nefes alıp kendimize bir kere olsun soralım;
Bizim tercihlerimiz ne yönde oldu?
Güzelliğin yolu mu, bataklığın yolu mu?
Farz edelim ki Kadıköy Altıyoldayız.
Önümüzde 6 farklı yol var
Birisi fuhuşa, diğeri kumara bir diğeri ise uyuşturucuya...
Bir başkası alkole, öteki de hırsızlığa ...
Bunların hepsini elimizin tersiyle itip huzur ve mutluluğa giden altıncı yolu seçer miydik?
Halbuki işimiz çok da zor değil idi.
Bir KİTAB'ın hiç olmazsa anlayabildiğimiz kadarını okusak bize yeterdi.
Kıytırık bir diploma için yüzlerce kitap okuduk. Hatta bazılarını satır satır ezberledik.
Ama hayat okulundan mezun olabilmek için tek bir KİTAB'ı okumadık. Bazılarımız defalarca hatmetti ama tek bir cümlesini dahi anlamadı...
Size şunu sorsam; ben tıp fakültesindeki tüm kitapları sular seller gibi ezberlesem ama hiç anlamadan...
Bana güvenip ameliyat masasına yatar mıydınız ?
Ya da güvendiğiniz doktorun size yazdığı reçeteyi çerçeveletip duvara aşarak şifa bulmayı umar mıydınız?
......
Halbuki Kitap taki tek bir cümle ile zina yolunu kapatabilirdik..
Diğer bir cümle ile de hırsızlıktan, rüşvetten kurtulabilirdik...
Neden bu fırsatı vermedik kendimize?
Neden aklımızı kullanmadık?
Nasıl daha açık yazabilirdi ki?
"Yunus 100: Allah aklını kullanmayanların üzerine pisliği boca eder"
Bundan daha açık bir cümle yazılabilir miydi ?
Tren uçuruma yaklaştı biz hâlâ eğlencedeyiz...
Dışarıdan birileri haykırıyor treni durdurmak için ama "O"nun dediği gibi;
Gözlerimiz kör, kulaklarımız sağır..
Aklımızı zaten kiraya vermiştik ..
Biraz sonra dövünmeye başlarız ..
Zalım felek, kahpe felek ..
Kader utansın...
Ne güzel di mi?
Yap , et sonra at suçu kadere...
Oh ne âlâ...
........
Gelin bu Kitab a bir fırsat verelim.
Kötü yolları bizim için birer birer kapatsın.
Bize tek bir yol bıraksın.
Huzur ve mutluluğun yolunu.
Seçeneksiz olmanın tadını çıkaralım.
Tek bir yolumuz olsun ama gerçekten "yol" olsun, gerçeğin yolu olsun.
Yollara değil ;
Kendimize şans verelim.
Aklımızı kullanarak. ..
13 Mart 2019 Çarşamba
8 Mart 2019 Cuma
KISIR DÖNGÜ deyip geçmeyin, çemberi kırın gitsin...
Yazar: Sema Ezgü
Bize özgürlük gerek dostlar, hayat denen kısacık zamanımızı kendimizi tekrarlayarak heba etmeyelim. Çünkü bedensel olarak da, zihinsel olarak da kendimizi tekrara meyilli canlılar değiliz.
Biyolojik olarak hiç bir günümüz diğerine eş geçmiyor, doğumdan ölüme her an yenileniyoruz. Hatta Kur'an diliyle söylersek, yeniden yaratılıyoruz. Zihnimizin durduğu yerde durmadığına bizzat tanıklar oluyoruz.
Gerçekten de, bize özgürlük yakışır. Yoksa siz, çemberin içinde kalıp, yapmaktan çok hoşlandığınız şeyleri, canınız istediğinde yine ve yeniden, engellenmeden yapmayı özgürlük mü sanıyorsunuz ? Yoksa sizi esir almayı başarmış CANINIZIN İSTEDİKLERİ mi özgürlüğün keyfini sürmekte ?
Bunu bir düşünelim isterseniz...
Sigara içmek mi özgürlüktür, sigaranın sizi yönetmesi, parmağında oynatması mı ? Bir daha düşünelim. Diğer alışkanlıklardan söz etmeye gerek var mı bilmem ama, adı alışkanlık olan her musibetin aslında insanı esir tuttuğunu kimse inkâr edemez.
Bal gibi de kısır döngü bu...
Kısır işte, adı gibi bir belâ. Aynı yerde dönüp dururken insanı hayata bağladığı kandırmacası ile gururlanıp durur, ama biz göremeyiz. Kendimizi bile göremeyiz dışarıdan. Kısır döngümüz izin vermez. Dışımızda üçüncü bir göz olup fikriyatımızı özgür bırakamıyorsak kısır döngüden çıkamıyoruz demektir.
Esaretin içinde özgür, daima hareket halinde olan evrenin içinde yok hükmündeyiz demektir. Ne acı bir var oluş biçimidir bu... Varlık ile yokluk arası arafta olup, bana fırsat verilmedi diyerek yaratıcıya kafa tutmak, tabiri caizse çamur atmak...
Yok böyle bir anlayış dostlar, biz özgür yaratılmışız. Bunu en iyi bilenler, biyolojik engellerine rağmen özgürlüğün peşinden koşan kardeşlerimizdir.
Kuyunun içine atılan Yusuf bile bizden daha özgürdü. Gazze'de bir tutam yeryüzü parçasına mahkum edilen müslüman yürekler özgürce kimlik savaşı vermenin gururunu yaşarken, tarihe imza atmaya devam ediyorlar. Buyrun size yakın tarih. Onlar için kısır döngü diye bir anlayış yok. Çemberlerini kırma davası var.
Öte yanda bizim için, yakın tarih hiç de iç açıcı olamıyor, maalesef... Medeniyet oyuncaklari ile örülmüş kısır dünyamızda aklımıza prangalar vuran yeni nesil bir şiddet uygulamasına tâbiyiz çünkü. Her yanımızdan saldıran ama gözle görünmeyen düşmanlarımız var. Lakin dostlar zannediyoruz. Haz duygusu ile sırıtarak yanımıza yaklaşıp, huzurumuzu çalıp gidiyorlar,,, gık bile demiyoruz.
İşte bugün, adına KADINLAR GÜNÜ deyip teselli olunduğumuz günün adını değiştirip, ÖZGÜRLEŞME. GÜNÜ ilan edelim. Edelim ki, kadınlar da rahat etsin, erkeklerde...
O vakit ne anneler gününe, ne kadınlar gününe, ne çocuk bayramına ne gençlik bayramına gereksinim olmazdı. Dünya rahat bir nefes alır, her dünya günü bayram yerine dönerdi.
Dikkat !!!
Ne zaman ki, bir çılgını görüp, ne güzel birşey yapmışsın dediğiniz duyulur, ama ben yapamam ki, vaktim yok, imkânım yok diyerek kadere sitem ederken iç geçiriyorsanız, siz de kısır döngüye esir düştünüz demektir...
Neden olmasın, ben de yapabilirim demek yerine, rutine bağlanmış hayatı olmazsa olmaz ilan ederek nefsinize zulüm yapmakta olursunuz.
Hadi dostlar, kırın kısır döngü çemberini, kendinize üçüncü gözden bakın bu sefer. İhtiyaç duyduğunuz her ne ise, bulun çıkarın saklandığı yerden. Biz başardık, siz de başarabilirsiniz.
Gazanız mübarek, insanlık gününüz kutlu olsun.
KADINLARIN,,, başkalarının Lütfü üzere değer görmeye ihtiyaçları yoktur...
Kadınlar da, bütün yaratılmışlar kadar, YARATANDAN ötürü, değerlidir.
Yeter ki, biline...
Bize özgürlük gerek dostlar, hayat denen kısacık zamanımızı kendimizi tekrarlayarak heba etmeyelim. Çünkü bedensel olarak da, zihinsel olarak da kendimizi tekrara meyilli canlılar değiliz.
Biyolojik olarak hiç bir günümüz diğerine eş geçmiyor, doğumdan ölüme her an yenileniyoruz. Hatta Kur'an diliyle söylersek, yeniden yaratılıyoruz. Zihnimizin durduğu yerde durmadığına bizzat tanıklar oluyoruz.
Gerçekten de, bize özgürlük yakışır. Yoksa siz, çemberin içinde kalıp, yapmaktan çok hoşlandığınız şeyleri, canınız istediğinde yine ve yeniden, engellenmeden yapmayı özgürlük mü sanıyorsunuz ? Yoksa sizi esir almayı başarmış CANINIZIN İSTEDİKLERİ mi özgürlüğün keyfini sürmekte ?
Bunu bir düşünelim isterseniz...
Sigara içmek mi özgürlüktür, sigaranın sizi yönetmesi, parmağında oynatması mı ? Bir daha düşünelim. Diğer alışkanlıklardan söz etmeye gerek var mı bilmem ama, adı alışkanlık olan her musibetin aslında insanı esir tuttuğunu kimse inkâr edemez.
Bal gibi de kısır döngü bu...
Kısır işte, adı gibi bir belâ. Aynı yerde dönüp dururken insanı hayata bağladığı kandırmacası ile gururlanıp durur, ama biz göremeyiz. Kendimizi bile göremeyiz dışarıdan. Kısır döngümüz izin vermez. Dışımızda üçüncü bir göz olup fikriyatımızı özgür bırakamıyorsak kısır döngüden çıkamıyoruz demektir.
Esaretin içinde özgür, daima hareket halinde olan evrenin içinde yok hükmündeyiz demektir. Ne acı bir var oluş biçimidir bu... Varlık ile yokluk arası arafta olup, bana fırsat verilmedi diyerek yaratıcıya kafa tutmak, tabiri caizse çamur atmak...
Yok böyle bir anlayış dostlar, biz özgür yaratılmışız. Bunu en iyi bilenler, biyolojik engellerine rağmen özgürlüğün peşinden koşan kardeşlerimizdir.
Kuyunun içine atılan Yusuf bile bizden daha özgürdü. Gazze'de bir tutam yeryüzü parçasına mahkum edilen müslüman yürekler özgürce kimlik savaşı vermenin gururunu yaşarken, tarihe imza atmaya devam ediyorlar. Buyrun size yakın tarih. Onlar için kısır döngü diye bir anlayış yok. Çemberlerini kırma davası var.
Öte yanda bizim için, yakın tarih hiç de iç açıcı olamıyor, maalesef... Medeniyet oyuncaklari ile örülmüş kısır dünyamızda aklımıza prangalar vuran yeni nesil bir şiddet uygulamasına tâbiyiz çünkü. Her yanımızdan saldıran ama gözle görünmeyen düşmanlarımız var. Lakin dostlar zannediyoruz. Haz duygusu ile sırıtarak yanımıza yaklaşıp, huzurumuzu çalıp gidiyorlar,,, gık bile demiyoruz.
İşte bugün, adına KADINLAR GÜNÜ deyip teselli olunduğumuz günün adını değiştirip, ÖZGÜRLEŞME. GÜNÜ ilan edelim. Edelim ki, kadınlar da rahat etsin, erkeklerde...
O vakit ne anneler gününe, ne kadınlar gününe, ne çocuk bayramına ne gençlik bayramına gereksinim olmazdı. Dünya rahat bir nefes alır, her dünya günü bayram yerine dönerdi.
Dikkat !!!
Ne zaman ki, bir çılgını görüp, ne güzel birşey yapmışsın dediğiniz duyulur, ama ben yapamam ki, vaktim yok, imkânım yok diyerek kadere sitem ederken iç geçiriyorsanız, siz de kısır döngüye esir düştünüz demektir...
Neden olmasın, ben de yapabilirim demek yerine, rutine bağlanmış hayatı olmazsa olmaz ilan ederek nefsinize zulüm yapmakta olursunuz.
Hadi dostlar, kırın kısır döngü çemberini, kendinize üçüncü gözden bakın bu sefer. İhtiyaç duyduğunuz her ne ise, bulun çıkarın saklandığı yerden. Biz başardık, siz de başarabilirsiniz.
Gazanız mübarek, insanlık gününüz kutlu olsun.
KADINLARIN,,, başkalarının Lütfü üzere değer görmeye ihtiyaçları yoktur...
Kadınlar da, bütün yaratılmışlar kadar, YARATANDAN ötürü, değerlidir.
Yeter ki, biline...
6 Mart 2019 Çarşamba
İYİLİK YAPTIK, OLDU MU ?
Yazar: İsmail Ezgü
Bazen övünürüz yaptığımız iyiliklerle...
Acaba bizim iyilik diye yolladıklarımız karşıya aynen düşündüğümüz gibi varıyor mu?
İşte size örnekler;
Meşhur 2001 krizinden çok kısa bir süre önce.
Ekonomik kriz ucunu göstermiş, Demirbank krizi piyasayı vurmuş, gecelik faizler binlerle ifade ediliyor. Gençlere nasıl anlatalım gecelik faizin yüzde 7 bin olduğu günleri...
En iyisi
"Hürriyet gazetesinden o güne ait bir haber başlığı vereyim de durumun vehametini anlayalım :
" Merkez Bankası'nın faiz oranı yıllık bileşik faiz olarak yüzde 19 bin 523' e denk gelerek bir rekora imza attı."
................
Bu zor günlerde işçilerimin maaşlarını ödeyebilmek için arabamı satmaya karar vermiştim. Yakın arkadaşıma bu sıkıntımı anlattım.
Arabanı satma, ne kadar lazımsa vereyim dedi. Bu kriz ortamında kimse kimseye selam vermezken arkadaşım gerçek arkadaşlığın ne demek olduğunu ispatlamıştı.
O zamanlar avro yok, mark var. Arkadaşım bana bir miktar mark verdi ve ben o günkü sıkıntımı atlattım. Tabi ki mark ile borçlandım. Mark olarak geri vereceğim.
Bir iki ay geçti şubat 2001 krizi geldi. Meğer öncekiler kriz değilmiş. Bu kriz sildi süpürdü bizi. Özellikle bizim gibi imalatçı kesim mahvoldu. Baktık durum ümitsiz; arabayı satalım artık çare yok dedik.
Piyasa berbat olmuş.
Geçen sefer arabamı satsaydım 25 bin mark ediyordu. Şimdi sattım 13 bin mark etti.
Geçen sefer satsaydım hem arkadaşıma borçlanmayacaktım hem de elime geçecek 25 bin markın yaklaşık yarısı o anki ihtiyacımı giderecekti elimde de 12 bin mark kalacaktı.
Arkadaşa olan döviz borcum duruyor, araba da gitti, sorunlar ise bitmedi.
Can dostum en samimi duygularla bana yardım etti ama kısmet olmayınca olmuyor işte. .. sonuçta arabayı satmakta geç kaldığım için problemler daha da büyüdü.
Kısmet böyleymiş.
O bana iyilik yaptı ama sonuç istediğimiz gibi olmadı maalesef. .
.............
Aşağıdaki de bir başka kriz örneği:
Aynı dönemde bir akrabam Avcılar'daki evini sattı. O kadar ısrar ettim satmasın diye...
Yaşadığımız büyük 1999 depreminden sonra bir türlü rahat edemedi Avcılar'da. Evi hasar görmemişti ama bir türlü rahat uyuyamadı
Ne kadar beklemesini tavsiye etsek de işe yaramadı. Bir miktar borcu da varmış.
Kelepir sayılacak bir fiyata sattı. Parasını aldı ama tapuda sorun çıkmış. Tapuyu devredemedi. Noterde sözleşme yapıp tapuyu sonraya bıraktılar.
Bu sefer yine bana geldi; bu sefer de ben bu parayı nasıl değerlendireyim diye soruyor.
Borcunu ödemiş ama artan para yine ciddi bir rakam
2001 ocak ayında aklıma gelen tek yatırım döviz oldu.
Git dedim döviz al, yatır bankaya.
Bu sefer dediğimi yaptı.
Bir ay oldu olmadı bizim meşhur 2001 subat krizi patladı.
Bizim akraba zevkten dörtköşe.
Döviz fiyatı üç katına çıkmış.
Bu kadarla da kalmadı.
Avcılar'daki dairenin tapu işinde sorun giderilememiş, İstanbul un çoğunda olduğu gibi imarsız bina; iskân, kat mülkiyeti vs.hepsi sorun...
Alan kişi parasını geri istiyor, bizim akraba parayı iade ediyor, tabi ki tl olarak kaç para aldıysa aynen geri veriyor.
Bana geldiğinde hem çok mutlu hem de çok şaşkın idi.
Borcunu ödedi, ev yerinde duruyor, cepte de hâlâ önemli miktarda döviz var. Nasıl olduğunu pek anlamamış gibi ama tüm sorunlar halloldu.
Bizi batıran kriz onun şansı olmuştu.
Allah ın takdiri..
Bu işler biraz da kısmet ve nasip işi.
Kimini eksilterek kimini artırarak imtihan ederiz demişti Allah.
Ondan gelen başım üzre.. Bizden razı olsun yeter.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
