Yazar: Sema Ezgü
Uzun zamandır düşünmekteydim. Günümüzün insana dair en temel hastalığı ne ola ki, dünyanın gözümüze görünen malum hali vuku bulmakta... Beşeri gücünü sırtına yüklenmiş bir takım insanlar adeta evrim geçirip dinazorlaşmış, önüne geleni yıkmakta, veyahut hamm yapıp yutmakta. Kendine yol açmak için şuursuzca koşmakta, kendi cinsinden olana bile, deremi bulandırdın misali bahanelerle saldırıp yolunun üstünden kaldırmakta. Hâl böyleyken, yer yüzünde o emsalsiz İNSANLIK ŞARKISInı söylemek kime düşecek? Asıl soru bu olsa gerek. Yer yüzü henüz kadim yer yüzülüğünü kaybetmeden, kıyam günü gelip çatmadan, insanlar ateşe koşan kelebekler gibi yanıp kül olmadan, kimler insanoğlunun zihninde flash back yapıp özüne döndürecek. Varsa bir kurtuluş umudu, bulup getirecek? Kimler o halk kahramanları diye merak içindeydim nicedir.
Derken, olayın bugünümüze has olmadığını da farkettim nihayet. Tarih merakım, gerçeği arama tutkuma eklenince anladım ki, insanlık tarihi kadar eskiye uzanıyor bu çirkin haller. Meğer insanın asla kaybetmek istemediği tek hazinesi varmış hayatta. Bugün adına KONFOR dediğimiz, ne yenilir ne yutulur cinsten olan bir uyuşturucu türüymüş meğer müsebbib. Çağlara göre konfor vesileleri değişken olsa da, kaybedilmesine sıcak bakılmayan tek değer her devirde yine konfor olmaktaymış.
Dedim ya, uzun zamandır düşünmekteyim diye... Bu da benim vazgeçemediğim tek konforum. Huyum kurusun! Bir kere Allah'ın izniyle, Kur'anın bakış açısıyla ve kendi iflah olmaz çabamla dönmeye başladı ya çarklar, vallahi durduramıyorum. Birileri buna manyaklık falan diyor. Kafayı yemişsin diyor. Asosyallik diyenler de var. Umursamıyorum. Düşünmenin verdiği hazza alışan beynim bu konfordan vaz geçmiyor bir türlü.
Daha tuhaf olan nedir, söyleyeyim... Düşünme konforumdan vaz geçmemek için dünyevi konforları, bana göz kırpan baştan çıkarıcıları, insan eliyle üretilmiş ve gözüme sokulmaya çalışılan uyuşturucuları görmezden gelmeyi başarıyorum. Descartes'e göre rasyonelleşiyorum yani. Düşünüyorum, o halde varım diyorum.
Sonra fark ediyorum ki, dünyaya bir dikili ağaç bırakanlar, taş üstüne taş koyanlar, tarihe altın harflerle yazılanlar, çağlar kapatıp çağlar açanlar, kendi varlıklarını bilime adayanlar sadece ve sadece konforundan vaz geçen insanlarmış. Bereketli, yani üretken, yani mübarek insanlarmış.
Bizler her cuma birbirimize cumanız mübarek olsun derken konfordan vaz geçmeyi sağlık veriyormuşuz da haberimiz olmuyormuş. Hem de kendi konforumuzdan vaz geçmeden... Ne ironik değil mi? Ağzımıza alışkanlık olmuş bu tavsiye ama hayatımıza uğramaz olmuş.
Soru: Neden?
Cevap: Konforumdan vaz geçemem.
Oysa, bir bilim insanının söylediğine göre, aşık olmak için bile konfordan vaz geçmek gerekiyormuş. Şahsi veya toplumsal çıkarlardan vaz geçebilmek, sabitlenmeyi red ederek, maddi veya manevi yol almak, sıkıntılara göğüs germek, acı sürprizlerle mücade etmek konfordan vaz geçmek anlamına geliyormuş.
Aslında evlilik de aynı kapıya çıkıyor. Sizi konforunuzdan feda etmeye zorluyor. Hayatınıza eklediğiniz başka bir hayatın size uygun olmayan her haline katlanmak zorunda bırakıyor. Bu uyum için enerji harcamak, yani konforunuzdan vaz geçmek zorunda kalıyorsunuz evlenirken. Oysa günümüz gençleri konfor elde etmek amacıyla, kendi yüklerini eşine taşıtmak arka planıyla evlendikleri için, taşımaktan vaz geçtikleri yükün ağırlığı ile yere çakılarak sonunda hayâl kırıklığına uğruyorlar maalesef.
Eşim ve ben, kırklı yaşlarımızdan sonra ekonomik konforumuzdan vaz geçmek zorunda kalırken yeni bir konfor çeşidiyle tanıştık. Zihnimizi Allah'ın bize nimet olarak sunduğu akıl yürütme ve sonunda mutluluğa ulaşma konforuna açtık. Hiç kolay olmadı mutluluğa kavuşmak. Çok çalışmak, yani çok düşünmek zorunda kaldık. Sonunda kavuştuğumuz öyle bir konfor ki, gerçekten vaz geçilir gibi değil. Asla vaz geçmek istemiyoruz ondan. Ne başka bir hayat tarzı için, ne başkasının hatırı için... Allah aksini istemediği sürece vaz geçeceğimizi de sanmıyorum. Kur'an delillerinin ( ayetlerinin) aklımızda ve düşünce biçimimizde yaptığı etkileri birbirimizde gözlemlemekten tarifsiz haz alıyoruz. Kırklı yaşlardan sonra insan zekasının nasıl olup da gelişebildiğine tanık oluyoruz. Düşündükçe akıllanıyoruz. Akıllandıkça başka konforlardan vaz geçiyoruz. Şükürler olsun, çok mutluyuz.
Başkalarının dertlerinden soyutlanarak mutlu olmuyoruz ama. Tam tersine, sorunlu gördüğümüz herkesin dertlerini Allah'ın bak dediği pencereden baktığımız için çıplak gözle görür gibi görüyoruz. Çözüm yolları bulmak için daha çok düşünüyoruz, ama onlar bilmiyor. Bizi ötekileştirmeyi kendi konforlarından vaz geçmemek için tercih ediyorlar. İslâm ilminin fikir dünyasından bakışla, her problemin çözümüyle yan yana durduğunu konforundan vaz geçmeyen hiç bir Allah'ın kuluna anlatamıyoruz ne yazık... Örnek oluyoruz, örnekliğimizi cesaretle, şeffaf veya çıplak gözle görünür biçimiyle ve türlü argümanları kullanarak anlaşılır kılmaya çalışıyoruz. Yani, noktasına virgülüne kadar kendimize ait olan fikirlerimizle konuşuyoruz konuşurken. Başkalarından devşirilmiş sanal alem ürünleriyle değil... Yine olmuyor. Yollarımız bir türlü konforundan vaz geçmeyenlerle çakışmıyor. Onlar maddi konforlarından vaz geçmiyor, biz ise manevi konforumuzdan ödün vermiyoruz.
Bu dünya hayatını bereketli kılmaya çalışan, tüm geşmiş ve geleceğin konforlarından vaz geçmiş üretken insanlarına selâm olsun.
28 Nisan 2017 Cuma
10 Nisan 2017 Pazartesi
BİZE NELER OLDU?
Yazar: İsmail Ezgü
Suriyeli bir aileye yardım etmeye çalışıyoruz.
Haber geldi, yakacakları kalmamış.
istanbul'un en soğuk günleri.
Çocuklar donmak üzere...Yiyecekleri de yok.
Elimde inşaat artığı tahta parçaları var, onları doldurdum minibüse.
Sağolsun bir arkadaşım da bir kaç torba kömür ilave etti.Yan komşum da bir kaç poşet yiyecek almış marketten.
Vardık ailenin kapısına.
Çocukların mutluluğunu görmelisiniz.
Boynuma atlıyorlar sevinçten..
Anne ve baba malzemeleri indiriyorlar. Ben de çocuklarla sohbet etmeye çalışıyorum.
Bu sırada birkaç delikanlı yanımıza yanaştı.
İçlerinden birisi kızgın bir eda ile sordu;
" Siz Türk ailelere de bu şekilde yardım ediyor musunuz? "
Soruyu sorarken o kadar sinirli ki ; delikanlı aslında şunu demek istiyor : " neden Suriyelilere yardım ediyorsunuz? Yardım edecek Türk aile kalmadı mı?"
.........
Cevabım hazır ama boğazıma bir şeyler düğümlendi, kısa bir süre toparlanamadım.
Kendimi zorlayarak şunu diyebildim.
" Biz yardım yapacağımız kimsenin milliyetine bakmıyoruz. Çevremizde kimin ihtiyacı varsa onlara yardım etmeye çalışıyoruz."
Delikanlı devam ediyor;
"Ailenin babası sapasağlam, gitsin Suriye'ye savaşsın, onların yerine bizim askerimiz şehit oluyor"
Anlatmaya çalışıyorum;
"Bak kardeşim, haklı olabilirsin ama bu bugünün sorunu değil. Bu aile bu akşam yemek yemeli ve ısınmalı.
Onların Halep'teki evi cruise füzesiyle vurulmuş,
3 yaşındaki kızları parçalanmış, bir diğer kızın vücudu yarım felçli, bir diğer çocuk down sendromlu.
Onlar bu akşam aç ve donmak üzereler, benim amacım , acilen , onların soğuktan ya da açlıktan ölmelerini engellemek...
Ayrıca; bu ailenin oğlu son ana kadar Halep'te savaşmış. Halep Rusların da yardımıyla tamamen Esed rejiminin eline geçince son anda hükümetimizin de girişimleri ile sağlanan kısa süreli ateşkes sayesinde şehri terkedip İstanbul'a eşinin, çocuklarının yanına gelmiş."
Delikanlılar sözlerimin bitmesini dahi beklemeden homurdanarak yanımdan uzaklaştılar.
Bu savaşı normal bir savaş zannediyorlar, halbuki Suriye'deki savaş tüm dünyanın Müslümanlar üzerinde yaptığı savaş tatbikatı ya da son model silahların test oyunları.
Müslüman bir ülkede Müslümanları öldürüp şirketlerine kâr sağlıyorlar.Amerika'nın Suriye hava üssüne yaptığı saldırı sonrası füze imalatçısı firmanın hisseleri inanılmaz oranda yükseldi. Daha bitmedi; onlar tüm ülkeyi yıkarken kazandıkları gibi, savaş sonrası yapılacak imardan da kazanç sağlayacaklar. Suriye savaşında batılı ülkelerin yaptığı savaş aslında bu pastadan pay kapma savaşıdır.
Aynısı Ukrayna'da Gürcistan'da , Mısır'da Afganistan'da ve benzeri pek çok ülkede olmadı mı?
Şok halindeyim. Moralim sıfır. Deminki neşemden eser kalmadı. Hem üzgün hem de kızgınım.
Biz nasıl bu hale geldik?
Atalarımız İspanya'da katledilen Yahudileri kabul edip asırlarca misafir etmişler, biz Müslüman kardeşlerimize birazcık yardım ettik diye tenkit ediliyoruz.
Biz ne zaman bu kadar savrulduk, ne ara kalplerimiz kömür karası oldu?
Anayasa referandumuna bir hafta kaldı, ortalık toz duman.
Ülkemiz adeta ikiye ayrılmış. Karşı fikirdekiler adeta düşman.
Siyaset içimize işlemiş. artık küçücük yardımlar göze batmaya başlamış.
Herkes karşısındakine bakarken onda nefret edeceği bir şeyler bulmaya çalışıyor ve kolayca da buluveriyor.
Sevmek bu kadar zor iken , nefret etmek ne kadar da kolaylaştı.
Ben bu anlayışı kabullenemiyorum kusura bakmayın.
Türk - Kürt dediniz ayırdınız,
Laik - dindar dediniz parçaladınız,
Kapalı- açık dediniz dışladınız..
Böldünüz, böldünüz....Mahalle mahalle, sokak sokak...
Ailemizi bile parçaladınız.
Evlatlarımız özgürlük istiyor.
Her taraf 1+1 dairelerle doldu.
Her ev de bir kişi. Belki bir de sevgilisi.
Çocuk dahi istemiyorlar... Tatilde ayak bağı oluyormuş...
Şunu unutmayın; hiç bir şeyi sonsuza kadar bölemezsiniz.
Böldüğünüz şeyler sonuçta o kadar küçülür ki artık bölecek bir şeyiniz kalmaz. Sona kalan parçaları görmekte bile zorlanırsınız.
Atomu bile elektronundan, nötronundan ayırdınız, nükleer bombalarla şehirleri dümdüz ettiniz.
Elinizden gelse elektronu da parçalar , daha güçlü bombalar yapmaya çalışırsınız.
Sizler iki yüzlüsünüz.
Ahmet Kaya'nın şarkılarını bayılarak dinlersiniz, ama kendisini çatal bıçakla memleketinden kovarsınız, bir de "Şerefsiz" damgası vurarak...
O gurbette hasretle ölürken siz onun şarkılarıyla kafa çekersiniz.
Araplar zaten sizin "muhatabınız" olamaz.
Kürtler ancak inşaat işçisi olarak size yaklaşabilirler.
Sizler "mükemmel"siniz. Sütten çıkmış ak kaşık...
Allah aşkına siz nerede yaşıyorsunuz?
Elalemi beğenmeyen sizler kafanızı kaldırıp etrafınıza bir baksanıza...
Çok uzaklara değil trafiğe bakın ne mal olduğumuzu anlarsınız.
Sizin o beğenmediklerinizden bir farkınız yok.
Onlar da sokağa çöp atıyor, sizler de..
Onlar da yere tükürüyor sizler de..
Midem kaldırmıyor , daha fazla sayamıyacağım.
..........
Hiç bir şeye saygımız yok.
Ama size bakarsak dünyanın en mükemmel ırkıyız.
İçimden " Hadi ordan.. " demek geçiyor.
Anladım ki hiç birimizin evinde ayna yok. Kimse kendine bakmıyor.
Dedelerimizin masallarıyla avunup gidiyoruz.
Ölüp gideceğiz de ardımızda çivi kadar dahi izimiz kalmayacak.
Siz bu halimizle " ilelebet payidar" kalacağımıza gerçekten inanıyor musunuz ?
Ben her sokağa çıktığımda eve biraz daha moralsiz dönüyorum.
İnsanlıktan uzaklaştıkça küçülüyoruz.
Küçülüp yok olacağız.
Değerlerimizi çöpe attık,
Değersiz kaldık...
Ümitsiz kaldık...
Suriyeli bir aileye yardım etmeye çalışıyoruz.
Haber geldi, yakacakları kalmamış.
istanbul'un en soğuk günleri.
Çocuklar donmak üzere...Yiyecekleri de yok.
Elimde inşaat artığı tahta parçaları var, onları doldurdum minibüse.
Sağolsun bir arkadaşım da bir kaç torba kömür ilave etti.Yan komşum da bir kaç poşet yiyecek almış marketten.
Vardık ailenin kapısına.
Çocukların mutluluğunu görmelisiniz.
Boynuma atlıyorlar sevinçten..
Anne ve baba malzemeleri indiriyorlar. Ben de çocuklarla sohbet etmeye çalışıyorum.
Bu sırada birkaç delikanlı yanımıza yanaştı.
İçlerinden birisi kızgın bir eda ile sordu;
" Siz Türk ailelere de bu şekilde yardım ediyor musunuz? "
Soruyu sorarken o kadar sinirli ki ; delikanlı aslında şunu demek istiyor : " neden Suriyelilere yardım ediyorsunuz? Yardım edecek Türk aile kalmadı mı?"
.........
Cevabım hazır ama boğazıma bir şeyler düğümlendi, kısa bir süre toparlanamadım.
Kendimi zorlayarak şunu diyebildim.
" Biz yardım yapacağımız kimsenin milliyetine bakmıyoruz. Çevremizde kimin ihtiyacı varsa onlara yardım etmeye çalışıyoruz."
Delikanlı devam ediyor;
"Ailenin babası sapasağlam, gitsin Suriye'ye savaşsın, onların yerine bizim askerimiz şehit oluyor"
Anlatmaya çalışıyorum;
"Bak kardeşim, haklı olabilirsin ama bu bugünün sorunu değil. Bu aile bu akşam yemek yemeli ve ısınmalı.
Onların Halep'teki evi cruise füzesiyle vurulmuş,
3 yaşındaki kızları parçalanmış, bir diğer kızın vücudu yarım felçli, bir diğer çocuk down sendromlu.
Onlar bu akşam aç ve donmak üzereler, benim amacım , acilen , onların soğuktan ya da açlıktan ölmelerini engellemek...
Ayrıca; bu ailenin oğlu son ana kadar Halep'te savaşmış. Halep Rusların da yardımıyla tamamen Esed rejiminin eline geçince son anda hükümetimizin de girişimleri ile sağlanan kısa süreli ateşkes sayesinde şehri terkedip İstanbul'a eşinin, çocuklarının yanına gelmiş."
Delikanlılar sözlerimin bitmesini dahi beklemeden homurdanarak yanımdan uzaklaştılar.
Bu savaşı normal bir savaş zannediyorlar, halbuki Suriye'deki savaş tüm dünyanın Müslümanlar üzerinde yaptığı savaş tatbikatı ya da son model silahların test oyunları.
Müslüman bir ülkede Müslümanları öldürüp şirketlerine kâr sağlıyorlar.Amerika'nın Suriye hava üssüne yaptığı saldırı sonrası füze imalatçısı firmanın hisseleri inanılmaz oranda yükseldi. Daha bitmedi; onlar tüm ülkeyi yıkarken kazandıkları gibi, savaş sonrası yapılacak imardan da kazanç sağlayacaklar. Suriye savaşında batılı ülkelerin yaptığı savaş aslında bu pastadan pay kapma savaşıdır.
Aynısı Ukrayna'da Gürcistan'da , Mısır'da Afganistan'da ve benzeri pek çok ülkede olmadı mı?
Şok halindeyim. Moralim sıfır. Deminki neşemden eser kalmadı. Hem üzgün hem de kızgınım.
Biz nasıl bu hale geldik?
Atalarımız İspanya'da katledilen Yahudileri kabul edip asırlarca misafir etmişler, biz Müslüman kardeşlerimize birazcık yardım ettik diye tenkit ediliyoruz.
Biz ne zaman bu kadar savrulduk, ne ara kalplerimiz kömür karası oldu?
Anayasa referandumuna bir hafta kaldı, ortalık toz duman.
Ülkemiz adeta ikiye ayrılmış. Karşı fikirdekiler adeta düşman.
Siyaset içimize işlemiş. artık küçücük yardımlar göze batmaya başlamış.
Herkes karşısındakine bakarken onda nefret edeceği bir şeyler bulmaya çalışıyor ve kolayca da buluveriyor.
Sevmek bu kadar zor iken , nefret etmek ne kadar da kolaylaştı.
Ben bu anlayışı kabullenemiyorum kusura bakmayın.
Türk - Kürt dediniz ayırdınız,
Laik - dindar dediniz parçaladınız,
Kapalı- açık dediniz dışladınız..
Böldünüz, böldünüz....Mahalle mahalle, sokak sokak...
Ailemizi bile parçaladınız.
Evlatlarımız özgürlük istiyor.
Her taraf 1+1 dairelerle doldu.
Her ev de bir kişi. Belki bir de sevgilisi.
Çocuk dahi istemiyorlar... Tatilde ayak bağı oluyormuş...
Şunu unutmayın; hiç bir şeyi sonsuza kadar bölemezsiniz.
Böldüğünüz şeyler sonuçta o kadar küçülür ki artık bölecek bir şeyiniz kalmaz. Sona kalan parçaları görmekte bile zorlanırsınız.
Atomu bile elektronundan, nötronundan ayırdınız, nükleer bombalarla şehirleri dümdüz ettiniz.
Elinizden gelse elektronu da parçalar , daha güçlü bombalar yapmaya çalışırsınız.
Sizler iki yüzlüsünüz.
Ahmet Kaya'nın şarkılarını bayılarak dinlersiniz, ama kendisini çatal bıçakla memleketinden kovarsınız, bir de "Şerefsiz" damgası vurarak...
O gurbette hasretle ölürken siz onun şarkılarıyla kafa çekersiniz.
Araplar zaten sizin "muhatabınız" olamaz.
Kürtler ancak inşaat işçisi olarak size yaklaşabilirler.
Sizler "mükemmel"siniz. Sütten çıkmış ak kaşık...
Allah aşkına siz nerede yaşıyorsunuz?
Elalemi beğenmeyen sizler kafanızı kaldırıp etrafınıza bir baksanıza...
Çok uzaklara değil trafiğe bakın ne mal olduğumuzu anlarsınız.
Sizin o beğenmediklerinizden bir farkınız yok.
Onlar da sokağa çöp atıyor, sizler de..
Onlar da yere tükürüyor sizler de..
Midem kaldırmıyor , daha fazla sayamıyacağım.
..........
Hiç bir şeye saygımız yok.
Ama size bakarsak dünyanın en mükemmel ırkıyız.
İçimden " Hadi ordan.. " demek geçiyor.
Anladım ki hiç birimizin evinde ayna yok. Kimse kendine bakmıyor.
Dedelerimizin masallarıyla avunup gidiyoruz.
Ölüp gideceğiz de ardımızda çivi kadar dahi izimiz kalmayacak.
Siz bu halimizle " ilelebet payidar" kalacağımıza gerçekten inanıyor musunuz ?
Ben her sokağa çıktığımda eve biraz daha moralsiz dönüyorum.
İnsanlıktan uzaklaştıkça küçülüyoruz.
Küçülüp yok olacağız.
Değerlerimizi çöpe attık,
Değersiz kaldık...
Ümitsiz kaldık...
3 Nisan 2017 Pazartesi
ATIK MESELESİ
Yazar: İsmail Ezgü
Batı ülkeleri ellerinde ne kadar piskopat varsa ortadoğuya postalıyor.
Alıcı adres olarak IŞİD yazmışlar
Yani; ortadoğuyu fosseptik çukuru olarak kullanıyorlar.
Ortadoğudan kaçırdıkları garibanları da güzelce tasnif ediyorlar.
Aynen karpuz seçer gibi seçiyorlar.
Doktor , mühendis varsa buyur...
Vasıfsızlar, hastalar, yaşlılar Türkiye'nin olsun.
Çocuk yapmıyorlar yaa.. Açığı böyle kapatacaklar.
Ne güzel hazır yetişmiş eleman...Doğum sancısı yok, okul taksiti yok, Mis gibi ticaret.
Bir de bizden kaçan okumuş darbecileri alıyorlar.
Ev veriyorlar, araba veriyorlar, maaş veriyorlar hatta madalya bile veriyorlar.
Teröristleri zaten yıllardır alıyor ve tepe tepe kullanıyorlar.
Onlar bağırsaklarındaki pislikleri ortadoğu çukuruna boşaltırken ilahî adalet tecelli ediyor ve kendi arzularıyla bizim pislikleri de Avrupa'ya kabul buyuruyorlar.
Ortadoğu şimdiden kokmaya başladı.
Ama siz esas yakında çıkacak olan Avrupa'nın kokusunu bekleyin.
Onların yolladıkları pislikler ortadoğunun kuru havasında şimdiden toprak olmaya başladı.
Amaa... buralardan giden pislikler rutubetli Avrupayı öyle bir kokutacak ki; kokudan kaçan Almanlar, İngilizler Antalya'da Kuşadası'nda boş tarla bırakmayacaklar.
İki dünya savaşında 25 milyon kişiyi katleden Avrupa'dan başka ne beklenir ki?
Bizden söylemesi ... diyeceğim ama bunlar laftan da anlamaz.
Tek doğru kendilerinin bildikleridir. Bizi niye taksınlar ki... Biz geri kalmışlar zümresiyiz.
Bozuk saat kadar dahi hükmümüz yoktur.
Söylediklerimiz külliyen yanlıştır, yalandır. Beyaz adam ne diyorsa doğrudur.
Yahu biraz yavaş olun artık...
Gariban dedemizin ömrüne orta çağdan fazla tarih sığdırdınız.
Bir ömre iki dünya savaşı yeter. Dedemiz biraz daha yaşarsa üçüncü dünya savaşını da görecek.
Bu bedene bu yük çok fazla...
Ne olur akıllı olun. Biz açlığa yokluğa şerbetliyiz.İyi kötü idare ederiz.
Ama siz 70 yıldır keyif yapmaya fena alıştınız. Bu pislikler size fazla gelecek haberiniz olsun.
Kârda olduğunuzu zannediyorsunuz.
Artık şu at gözlüklerini çıkartın.
Sağınız solunuz yanıyor.
Görün artık.
Yangın Ege'de , Akdeniz'de botlara binmiş size doğru geliyor.
Bizden söylemesi...
Batı ülkeleri ellerinde ne kadar piskopat varsa ortadoğuya postalıyor.
Alıcı adres olarak IŞİD yazmışlar
Yani; ortadoğuyu fosseptik çukuru olarak kullanıyorlar.
Ortadoğudan kaçırdıkları garibanları da güzelce tasnif ediyorlar.
Aynen karpuz seçer gibi seçiyorlar.
Doktor , mühendis varsa buyur...
Vasıfsızlar, hastalar, yaşlılar Türkiye'nin olsun.
Çocuk yapmıyorlar yaa.. Açığı böyle kapatacaklar.
Ne güzel hazır yetişmiş eleman...Doğum sancısı yok, okul taksiti yok, Mis gibi ticaret.
Bir de bizden kaçan okumuş darbecileri alıyorlar.
Ev veriyorlar, araba veriyorlar, maaş veriyorlar hatta madalya bile veriyorlar.
Teröristleri zaten yıllardır alıyor ve tepe tepe kullanıyorlar.
Onlar bağırsaklarındaki pislikleri ortadoğu çukuruna boşaltırken ilahî adalet tecelli ediyor ve kendi arzularıyla bizim pislikleri de Avrupa'ya kabul buyuruyorlar.
Ortadoğu şimdiden kokmaya başladı.
Ama siz esas yakında çıkacak olan Avrupa'nın kokusunu bekleyin.
Onların yolladıkları pislikler ortadoğunun kuru havasında şimdiden toprak olmaya başladı.
Amaa... buralardan giden pislikler rutubetli Avrupayı öyle bir kokutacak ki; kokudan kaçan Almanlar, İngilizler Antalya'da Kuşadası'nda boş tarla bırakmayacaklar.
İki dünya savaşında 25 milyon kişiyi katleden Avrupa'dan başka ne beklenir ki?
Bizden söylemesi ... diyeceğim ama bunlar laftan da anlamaz.
Tek doğru kendilerinin bildikleridir. Bizi niye taksınlar ki... Biz geri kalmışlar zümresiyiz.
Bozuk saat kadar dahi hükmümüz yoktur.
Söylediklerimiz külliyen yanlıştır, yalandır. Beyaz adam ne diyorsa doğrudur.
Yahu biraz yavaş olun artık...
Gariban dedemizin ömrüne orta çağdan fazla tarih sığdırdınız.
Bir ömre iki dünya savaşı yeter. Dedemiz biraz daha yaşarsa üçüncü dünya savaşını da görecek.
Bu bedene bu yük çok fazla...
Ne olur akıllı olun. Biz açlığa yokluğa şerbetliyiz.İyi kötü idare ederiz.
Ama siz 70 yıldır keyif yapmaya fena alıştınız. Bu pislikler size fazla gelecek haberiniz olsun.
Kârda olduğunuzu zannediyorsunuz.
Artık şu at gözlüklerini çıkartın.
Sağınız solunuz yanıyor.
Görün artık.
Yangın Ege'de , Akdeniz'de botlara binmiş size doğru geliyor.
Bizden söylemesi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)