Yazar: Sema Ezgü
HÂLÂ O MUHTEŞEM AN GELMEDİ Mİ ???
Yeni yılın ilk günü bugün. 1 ocak 2018 diyerek isim verdiğimiz, tarihe kaydettiğimiz emsalsiz gün. Çünkü bir daha asla yaşanmayacak bir gün. En az yılın diğer günleri kadar özel, onlar kadar kendine has. En az onlar kadar acıya, mutluluğa gebe, onlar kadar aydınlığa muhtaç.
Güzel dünyamızın aydınlık geleceğinin ilk günü olmasını, insanlara mutluluk huzur ve bereket getirirken eşit davranmasını tüm kalbimle diliyorum. Hatta mazlum dünya insanlarına torpil yapmasını özellikle istiyorum.
Başka bir isimle veya başka bir tarihle de anılabilirdi bugün, ama bunun hiç bir önemi olmazdı. Önemli olan bir zaman dilimini tarif etmek amaçlı bir isim verilmesiydi, insanların zamanı kavramasında kolaylık sağlamasıydı. Kimin isim verdiğinin de önemi yok aslında. Kabul görüyor olmasının ise çok önemi var. Biz de çoğunluğa uyduk, kabul ettik. İyi de ettik. O halde bugün, tartışmasız olarak o gündür. 2018 yılının ilk günüdür.
İstanbul için pırıl pırıl güneşli, hem de tatil günü olması, kimimizin gözünde bugünün değerini arttırmış olsa gerek. Güzelliği hakkıyla değerlendirmek için kafa yoruyoruz, planlar yapıyoruz. Ne güzel...
Ben de öyle yapıyorum. Eşimle birlikte evimizde sakin ve verimli bir gün yaşamak için biz de çaba harcıyoruz. Hızla geçen zamanın her anını iyi değerlendirmek gerektiğini yaşımız sebebiyle daha iyi kavrıyoruz. Bu yüzden de boş zaman kavramını, hatta insanı atıl eden tatil kavramını gündemimizden çıkaralı bir hayli gündür yaşıyoruz, hayattayız. Meşguliyetlerimizle mutluyuz, kazandıklarımızla huzurluyuz. Ama hâlâ çok eksiğiz.
Mutlu ve huzurlu olmanın yollarını paylaşmaya devam ederken bile yetersizlik duygusu ile kavrulup duruyoruz. İnsanlığın derdine çare olamamaktan tutun da, en yakın çevremize ışık olamamaya varan hüznümüzü bertaraf edemiyoruz. Yıllar geçiyor, tarihler değişiyor, biz hâlâ eksik kalıyoruz. Böyleyken nasıl mutlu olmaktan söz edebildiğmiz ise tam bir muamma gibi görünse de biraz düşününce cevabı kolayca buluyoruz.
Yaşadığımız her şey, bütün olumsuzluklar, kanayan yaralar, hepsi ama hepsi, MUTLULUĞA GİDEN sürecin mecburiyetleri. Kur'an ın ayetlerinden biliyorum ki, onlarsız olmaz. Geçmişte olmadı, gelecekte de olmayacak.
Her bir insan, bireysel çaba harcayıp toplumu için ıslah edici bir kul olması gerektiğini öğrenene, sonra da zorlukların içinde aktif iyilik peşinde zaman harcayana kadar, asla mutlu olmayı başaramayacak. Bunlar insana Allah'ın koyduğu yasaların gereği çünkü. Bunu da Kur'an dan biliyorum. " Allah'ın sünneti bundan önce gelip geçenler için de böyleydi. Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın" diyen ayetleri hatırlıyorum ardından. Islah edebilmek için önce insanın kendi nefsini ıslah edip temizlemesi gerektiğini de biliyorum.
İnsanın kendi nefsini temizleyip, kalbini sevgiyle doldurmasının yolu da Kur'an dan geçiyor şüphesiz. Başka düşünce disiplinleri ne der bilemem ama, bizim dinimize göre, islam toplumları için geçerli yöntem bu.
Bügün yine ayetlerle zamanımı değerli hale getirirken karşılaştığım bir ayet bu yazıyı yazmama vesile oldu. Zamanın ne kadar önemli olduğunu bana hatırlatırken, takvimler 1 ocak 2018 i gösteriyordu.
HADİD SURESİ 16. Ayet
Allah'ın Hak'dan indirdiği zikri ile, iman edenlerin kalplerinin huşu bulma zamanı gelmedi mi ???
Daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar... Onların ( kitapla buluşmalarının) üzerinden uzun zaman geçtiği için kalpleri katılaştı. Onların çoğu fasıklardır.
Allah tüm insanlığı, kalpleri katılaştığı için sevgisiz kalan insanların şerrinden korusun.
Amin..