30 Mayıs 2020 Cumartesi

YETMEZ BU DÜNYA

Yazar: Sema Ezgü


YETMEZ BU DÜNYA

Dünyaya gelmiş olmak nimetin ta kendisi
Ama yetmedi dünya ağladı bebek Sema
Sevinçten mi, hüzünden miydi o serzenişler
Yoksa meraktan mıydı, ne var dünyada?

Sevdim sevildim çocukça koştum
Oyun çağımda dünyaya doydum
Yetmedi ruhuma coştukça coştum
Daha ne var dedim dünyada.

Büyümek nimetti, büyüdüm gördüm.
Evim, köyüm, anam babam kardeşlerim
Birer servetti anladım derdim
Fazlası gerekmezdi insan olana.
Sevgi derya deniz olsa yuvamda
Yetmedi ruhuma, derdim bir başka
Başka ne var dedim bu dünyada.
 
Sorularım birikti, büyümemiş aklım 
Sordukça ertelendim, çok azarlandim
Sen çocuksun, sus dediler, feryat ettiler
Figan eylediler eksik ruhuma
Başka ne var dedim durmadım.

Verecek cevapları mı yoktu ne?
Eksik miydi bilgi hazineleri, bilemedim. 
Okula gidince öğretecekler sandım. 
Sabır kuşanmış nefsimde zamanı saydım 
Olmadı, gelecek yıllara umut bağladım
Diplomalar süslü duvarda kaldı 
Ne zaman yetti ruhuma ne cevapları
Başka ne var dedim dünyada.

Hayatın anlamı aile kurmakmış
Vakitlice kanatlanıp yuvadan uçmakmış.
Yeni canlara canlar katmakmış 
Hayat bundan ibaret dediler gülümsediler
Yetmedi ruhuma ayarım kaçtı
Başka ne var dedim dünyada

Bir işaret bekledim gelen olmadı.
Taş üstüne taş ekledim, soran olmadı.
Senin halin nicedir, diyen olmadı.
Sordum etrafıma duyan olmadı
Başka ne var dedim kendi ruhuma

Kırk yaşıma gelene dek uykuda
Geçmiş sanki ömrüm, başım firarda
Meğer yanlışta yürek bir tür efkarda. 
Başka ne var dedim sonunda

Ruhuna kapı aç, yüksel dediler.
Kitapla tanışmak cevap dediler
Kalbinin kilidini açar dediler
Başka ne var dedim Kur'an'a

Uykudan uyanmak sevap dedi bana
Kendini bul alemi bul özüne dön
Dünyaya gelmeden verdiğin sözüne dön
Okumayı öğren öğret, kıyamda diril
Huzuru nefsinde bul, hak dedi bana

Allah huzuruna önce kitapla
Sonra heves değil gerçek namazla
Varıp huşu ile uyandığımda
Yürek isyan etti geciken ana
Neredeydin dünya, ben neredeydim?

Benlik girer girmez doğru yoluna
Aydınlandı dünya herşey ortada
Göze net göründü ne var, ne yoksa
Şükür mevlama, binlerce şükür 
Yalan değil gerçekmiş bu dünya
Ahirete kapı açmış dünya zamanla

Candan umut kesmez sonsuz alaka
Sınırsız nimetler saymakla bitmez 
Tükenmez merhamet inmekle bitmez
İnsanoğlu odur ki, sınanmak bitmez
Meğer neler yokmuş ki bu dünyada?

Bilincim şahit oldu benzersiz, tek olana
Akıllandım, öğrendim muhtacım yaratana
Anladım, esmaların her biri ayrı bana
Hamd olsun karanlığa, hamd olsun aydınlığa


Sema Ezgü
26.05.2020

15 Nisan 2020 Çarşamba

SON ŞANS, TEK ŞANS

Yazar: Sema Ezgü

Yaşadığımız bu dünya, medeniyet gelişiyor edasıyla ne kadar süslü püslü gösterilmeye çalışılıyor olursa olsun, medeniyet algısının parantez içinde dünya kurulduğundan beri süre gelen acımasız bir savaş var. 
   Bazen ahlaklı,  çoğu zaman ahlaksız olan bir savaştan söz ediyorum.
   Aslında savaşın, ne ülkeler, ne ulus devletlerin siyasetleri, veya farklı güç odaklarının dünyevi hevesleri, ne de mücrim akıllarıyla sadece kendilerine ait gelecek planlayıcıları arasında geçmediğini, savaşın sadece ve sadece ahlâklar  arasında yaşandığını  bu son dönemdeki gelişmeler doğrultusunda net anlamış insanlardan biriyim.
   Artık savaşların hedeflerinde sadece askeri güçler veya vatan toprakları hatta enerji kaynakları değil, aileler ve çocuklar hatta insanların yüreklerindeki maneviyatlar var. Farkına varalım.
   Kim olduğumuz, hangi takımı tuttuğumuz, hangi felsefeyi savunduğumuz hiç önemli değil artık günümüzde.
   Hangi ahlâk temelleri üzerinde bir hayat kurup, kendi kurguladığımız hayat felsefesine sadık kalıp kalmadığımız önem kazanıyor en son dönemeçte.
   Her zihnin başarı anlayışının farklılaşması tam da bu sebepten kaynaklanıyor. Bunu görelim.
   Farklılıklarımız zenginlik olarak lanse edilirken, farklı ahlaki görüşlerimiz problem olarak görünüyor.
   Tek tipleştirilmek üzere baskıya maruz kalıyoruz bugünün dünyasında. Hem de çok değişik odaklardan ayrı ayrı baskılara maruz kalıyoruz. Her aklın ölmeden önce muradına ermek gibi bir acelesi var artık. Bunu da fark edelim.
   İnsanları açıkça ve göstere göstere punduna getirmek adına bütün ahlaksız argümanları peş peşe oyuna sürüyorlar. Kargaşadan nemalanmak, tedbirsiz yakaladıkları ahaliyi tuşa getirmek derdindeler. Anlayalım, anlatalım. Bizler de hala yaşarken üzerimize düşen görevlerimizi yerine getirelim.
   Güç sahibi olmak istiyorsak ahlaksız çoğunluğa uymaya zorlanıyoruz her fırsatta. Görelim bu gerçeği.
   Ama güç sahibi olmanın insanı mutlu etmediğini bilmeyen kalmamış yaşlı dünyamızda mutlu olmanın gerçek yollarını öğrenelim, öğretelim.
   Mutlu olmayı laboratuvar ortamında üretip genleriyle oynadıkları virüslerle neredeyse aynı konuma yerleştirebilen ahlaksız savaşçılarla bizler de savaşalım. Kendi ahlaklı mutluluğumuzu kuşanalım. Aynı baskı unsurlarıyla baskıyı da biçimlendirmeye devam eden üst aklı yerle bir edelim. Çünkü Allah her zaman hakkın yanındadır. Bize Allah yeter.
   Baskılara direnmeyi düşünüyorsak eğer farkındalık bugün en değerli silahımız olmak zorunda. Başka çare kalmadı ey insan. Şimdi dik duruş zamanı.
   Gerçek mutluluğu istiyorsak eğer, fabrika ayarlarımıza dönmeli, kendimizi bilmeliyiz. 
   Baskılara  direnirken kendi vicdanımızda (Kur'an ile) besleyip büyüttüğümüz ahlak felsefesine tutunmak zorunda kalacağımızı da bilmeliyiz. Diğer bütün felsefelerin bizi yarı yolda bırakacağını görebilmeliyiz.
  Mutluluk yolunda yalnız olmadığımızı, ama biricik ve özel olduğumuzu bilmeliyiz.
  Taş üstüne taş koymadan, taşın altına elimizi sokmadan ve bu dünyadan göçüp gitmeden mutlu olmanın anlamını ahlâk savaşında öğrenmeliyiz.
   Çünkü  biz, hepimiz hangi yolu seçersek seçelim, hesap sorulucularız. Hesabı verilebilir bir hayatın peşinden koşmalıyız.
   Son şans tek şans, bilelim...
   Bilmiyorsak, kaynağından öğrenelim.

   Haydi dostlar, savaşa...