7 Aralık 2014 Pazar

KAVAK YATIRIMI

Yazar: İsmail Ezgü

Çocukluk yıllarım.. 7-8 yaşlarındayım. İlkokul bir veya ikideyim.

Memleketteki evimizin biraz ilerisinde eski bir su değirmeni vardı. Değirmenin bahçesinde de çok sayıda kavak ağacı.

Bir gün baktım kavak ağaçlarını buduyorlar... Seyretmeye koyuldum. Yere düşen dallar o kadar güzel ki.Hepsi dümdüz.

Hemen eve koşup ip getirdim. Kesilmiş kavak dallarının en düzgünlerini üst üste ipin üzerine dizdim.İnce dalları seçiyorum ki daha fazla sayıda dal taşıyabileyim. Sonra bu demeti ip ile güzelce bağladım. Yüklendim sırtıma, doğru İskelle ye yani annemin köyüne...

Düşünebiliyor musunuz: küçücük çocuk, sırtında kocaman dallardan oluşan bir demet çalı kümesi... Toprak yolda çalının iki ucu yere sürtünerek toz bulutu oluşturuyor, yolda rastladığım birkaç kişi bana önce nereye gittiğimi , kimin oğlu olduğumu ve bu çalıları ne yapacağımı soruyor,

sonra da gülüyorlar. Ama istisnasız hepsi gülüyor. Hatta; bazıları babamın dükkanına gidip haber vermişler... Demek ki babam benim manyaklıklarıma alışıkmış ki kimse beni aramaya gelmedi.



Köy 4 km uzakta, defalarca mola verdim. Canım çıktı varıncaya kadar. Yolda bir kaç kere çalılardan bir kaçını atmayı düşündüm fakat biraz dinlenince vazgeçip yine devam ettim.Tek bir dala dahi kıyamadım.

Zor belâ köye vardım. Biraz dinlendim, bu arada dalları nereye dikeceğimi düşünüyorum.Uzaklarda bir kaç bildiğim tarla var fakat yorgunluktan gidecek halim yok, hem de oralar pek kurak, fidanlarım ölür diye korkuyorum.

Köy hayatını sevdiğim için sık sık anneannemle köyde kalırdım. Özellikle dayım askerde iken ona can yoldaşı olarak beni köyde bırakırlardı. Bu sayede köyün her tarafını,her tarlayı bilirim.Okul öncesi hayatımda bu köy benim gözbebeğim idi.



Evin hemen önünde güzel bir bahçe var, hem de bomboş. Demek ki mevsim sonbahar veya kış imiş. Yoksa; burası anneannemin biber bahçesi. İmkânı yok birşeyler ekmeden duramaz.

Bahçenin kuytu bir köşesini seçip , benim dalları oraya yan yana diktim. Toprak yumuşacık,

dalları kolayca toprağa sokabiliyorum.

İş bitince terimi silip biraz uzaktan eserimi seyrettim. Şahane görünüyorlar. Orman gibi...

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Aradan bir kaç ay geçti, arada bir köye gittikçe fidanları kontrol ediyorum. Son gidişimde bir de ne göreyim, tüm dallar canlanmış , tomurcuk gibi sürgünler çıkarmışlar. Yanlarına gidip kontrol ettim, sürgünlere dokundum, yapış yapış..Çok güzel görünüyorlar. Sevincimi anlatamam.. Koştum anneme, kolundan tutup çekiştire çekiştire eserimi göstermeye götürdüm onu..Ben çok heyecanlıyım ama annem pek sevinmiş görünmüyor, halbuki ben kocaman bir aferin bekliyordum. Anneannem de geldi. Aralarında fısıldaşıyorlar ama ben aldırmıyorum. Belki de kıskandılar...

...........................

Ertesi hafta tekrar köye gittik. Hemen fidanlarımı ziyarete koştum. Aman Allahım, olamaz Fidanlarım, çocuklarım yok ! Yok! Yok! Gözlerime inanamıyorum. Hem ağlıyorum hem de haykırıyorum. Sesime annem koşup geldi, yılan soktu zannetmiş. Ben ağlamaktan konuşamıyorum.Annem ayaklarımı kontrol ediyor, ben elimle fidanların olduğu yeri işaret edip bir şeyler söylemeye çalışıyorum fakat ağlamaktan derdimi anlatamıyorum.

Ağladım, iyice boşaldım, biraz rahatlayınca anneme durumu anlattım, annem de ağlamaya başladı. O sırada anneannem de geldi yanımıza. Bir yandan ağlayıp bir yandan da derdimi anlatmaya çalışıyorum.



Anneannem bana durumu izah etti. “ Fidanları çakallar yemiş”

Ben şoktayım, kafam allak bullak. Çakal fidan yer mi ,yemez mi ? Bilmiyorum ki.

Gerçekten çok saf idim, hâlâ öyleyim...İnandım onlara.

O gün akşama kadar ağladım, bir yandan da homurdanıyorum. Benim homurdanarak ağlamam meşhurdur. Bir haksızlığa maruz kalırsam ,bir yandan ağlar, bir yandan da konuşurdum. Bazen dayanamaz annem de benimle birlikte ağlardı. Sinirinden mi , acıdığından mı ağlardı bilmiyorum.



Ertesi yıl anneannem bahçesine biber dikemedi, çünkü köyden ilçeye taşındılar.

Fakat biz hafta sonları hep birlikte köye gidip geliyoruz.

Yine böyle bir hafta sonu, köydeyiz,Ben bahçede dolanıp duruyorum. Zaten hep bahçelerdeyim.

Hiç evde durmazdım ki. Hâlâ öyleyim...



Biber bahçesinin etrafını dolaşıyorum. Elimde kendi imalatım sapanım, kuş avlayacağım.

Bir de ne göreyim , çalıların arkasında kurumuş dallar var. Bunlar benim kavak fidanlarım.

Hani çakal yemişti...

Anneannem önde ben arkada , bütün köy peşimize takıldı. Meğer ben ne çok çeşit küfür biliyormuşum. Zavallı kadıncağız arkasına dönüp bakamıyor bile, komşular yetişmese kafasına taşı yiyecek.

Bu arada annem de yetişti, beni durdurmaya ve derdimi anlamaya çalışıyor fakat ben anneanneme saldırmakla meşgulüm , annem beni zor zaptediyor. Bir yandan da “ bu oğlan ne kadar da kuvvetliymiş” diye gülümsüyor. Tüm köy başımızda, önce adam ölmüş gibi suratları endişeli idi, şimdi ise hepsi gülüyor. Anlamıyorum, bir tek ben ağlıyorum, herkes gülüyor. Bu arada annem de nasibini aldı. Onu da suç ortaklığı ile suçlayıp , ağzıma geleni söyledim. Kadıncağız sonunda dayanamadı , o da ağlamaya başladı.

.........................................

Yıllar geçti, köyden soğudum, artık eskisi kadar köye gitmek istemiyorum.Mezarlar olmasa belkide hiç gitmeyeceğim.



Fakat biber bahçesinde bir tane kavak ağacı büyüdü. Herhalde benim fidanlardan bir tanesini gözden kaçırmışlar. Bu ağaca her bakışımda emeklerim, üzüntülerim aklıma geliyor.

Aradan 40 yıl geçti. Yalnız kavağı kestiler. O kadar büyümüştü ki, bir kişi bu kavağı kucaklayamazdı. O kadar kalınlaşmıştı.İhtiyarlamıştı, evin üzerine yıkılmasın diye kesildi.

.............................................................

Hep düşünürüm...

Kavaklarımı sökmeseydiler...

Yalan söylemeseydiler...

Öğretseydiler,,,

Uygun bir yere dikseydim yavrularımı...

Kavak ormanım olsaydı...

Düğünümde kesip, satsaydık tomruklarını...

.................................................................

Olsun...

Şimdi intikamımı alıyorum...

Küçücük bahçemin her tarafı fidan dolu , ağaç dolu...

Ben hâlâ deliyim...

Herkes akıllı... 7.12.2014


6 Aralık 2014 Cumartesi

İBRETLİK SALAKLIK

Yazar: İsmail Ezgü

İBRETLİK SALAKLIK (YA DA İHMAL)

Yıl 1982.Tophane tayfun pasajında 18 m2 dükkan kiralamışız. İşleri biraz yoluna koymaya başlamışız ki dükkan sahibi teyze dükkanı satılığa çıkarttı, bize kolaylık da sağladı ve biraz peşin kalanı taksitle satın aldım.

Taksitleri ödeyebilmek için sirkecide gösterişli bir firmada yarım gün servis mühendisi olarak çalışmaya başladım.

Sabahları sirkecide, öğleden sonra da geç saatlere kadar kendi dükkanımda çalışıyorum.

Bir müddet sonra işler biraz daha büyüdü, 18 m2 ye sığamaz olduk.

Yan dükkan bizimkinin nerdeyse iki katı. Sahibi Almanyada. Bir gün tatile geldiklerinde bize uğrayıp dükkanı kiraya vermek istediklerini söylediler. Tam zamanı. Sanki Allah beni duyuyor(?)

(şu an diyorum ki; ona ne şüphe, ama o zamanlar bu konulara uzağım, varsa yoksa iş.)



Kiraladık.Bir sene sonra tekrar tatile geldiklerinde yine bize uğradılar. Dükkanı satmaya karar vermişler. Tekrar gözümü kararttım, borç , harç satın aldım.

Satan kişi ; yan tarafta tuvaletin arka kısmında bize ait küçük bir yer daha olduğunu söyledi. Sağa sola baktım böyle bir alan göremedim. Sadece pasajın temizlik aletlerinin konulduğu 1 m2 lik izbe bir yer vardı. Üzerinde durmadım.



Allah yardım ediyor, bir müddet sonra yine sığmamaya başladık. Aynı pasajda 12 m2 bir dükkan daha kiraladık. Fakat kirası biraz fahiş oldu bu sefer. İhtiyacımız var ya, acımadı mal sahibi...



Yıllar yıllar geçti, Anadolu yakasında küçük bir fabrika binası inşa ettik. Tophanedeki bu dükkanlara ihtiyacımız kalmadı. Pasajdaki dükkanları da aynı pasajda dükkanı olan ve epeydir benim dükkanları isteyen hemşehrime sattım.



Bir iki yıl sonra dükkanları alan hemşehrim beni aradı. Heyecanlı bir sesle; benden satın aldığı dükkanla ilgili olarak, bir sebepten dolayı belediyeye gittiğini ve projeleri incelediklerinde ,benim sattığım dükkanın yanında 16 m2 lik ikinci bir dükkanım daha olduğunu söyledi. Ben dükkanı alırken ikisini bir almış, satarken de ikisini bir satmışım.

Hemşerim sesi titreyerek şimdi ne yapacağımızı sorup durdu.

Kısa bir süre düşündüm. Kısmet olsaydı olurdu, demek ki kısmetim değilmiş, “güle güle kullan” dedim. Kulaklarına inanamadı; “Yani, sen şimdi bu dükkanda hak iddia etmiyecek misin” dedi.

O anda nasıl bu kadar rahat oldum bilemiyorum fakat ben yine tekrarladım; “ güle güle kullan” dedim. “Demek ki Allah bana kısmet etmek istememiş”

Kulaklarına inanamadı. Tophane Boğazkesende 16 m2 dükkan oldukça kıymetli. Nasıl olupta bu kadar kolay vazgeçebilirdim ki? Düşünün ki ben 12 m2 dükkan için hatırı sayılır bir kira ödemişim, diğer tarafta 16 m2 dükkanım beni bekliyormuş. Buna ben kısmet diyeyim ,siz salaklık...



Peki sonra neler oldu;

Hemşehrimin çok sevindiği bu piyango dükkan , diğer bir komşumuz olan dükkan sahibi tarafından zamanında bilerek veya sehven(?) kendi dükkanına katılıvermişmiş.



Bizim gibi akıllılar dükkanına sahip çıkmadığı için 10 yıldan fazla bu alanı kullanmışlar.

Bu kayıp dükkanın yeni sahibi hemşerim hemen işe koyulmuş, önce güzellikle, sonra kanun zoruyla dükkanını istemiş.Fakat karşı taraf aşırı inatçı çıkmış ve sonuçta kanlı bıçaklı olduklarını duydum.Yıllarca sürmüş bu kavga.

Sonuç ne oldu bilmiyorum, sormadım da. Gerçekten ilgilenmiyorum.

Geçmiş geçmiş..

Hiçbir anını değiştiremem.

Gelecek ise benim elimde..

Ne istersem Allah veriyor.

ALLAHım hayırlı olanları ver... Amin.

6.12.2014