19 Aralık 2016 Pazartesi

KENDİMİZE YARDIM ETMEK

Yazar: Sema Ezgü

Gün  bugündür  dostlar,  KENDİMİZE  YARDIM  ETMEK  günüdür. 

    Hemen yanıbaşımızda asrımızın  cehennemine  tanık  olan  gözlerimizi,  burkulmaktan  şaftı  kaymış  yüreklerimizi  onarıp  düzeltme  günüdür.  Geç kalınmış  insanlığa  sahip  çıkma  günüdür  belki.  Belki de bugüne  kadar  Fransız  kaldığımız  yardım  etme  fikriyle  tanışma  günüdür.  Kim  bilir,  belki  bugün  mutlu  olmanın  ne  demek  olduğunu  öğrenme  şansını  yakalayacağız.  Aldığıyla  mutlu  olacağını  zanneden  mantalitemiz  iflâs  bayrağını  çekecek, ve  nihayet  gerçek  kendimizle  tanışıp,  vicdanımızın  yaptırım  gücünü  öğreneceğiz  belki  bugün.  Kim  bilir? 

    Genel  olarak  yardım  fikrine  karşı  olanların  bile  bu  kritik  günlerin  sunduğu  imkânları  kaçırmamasını  dilerim.  İster  inanarak ister  inanmadan, insanın  yaratılıştaki  fabrika  ayarlarına  dönmesine  vesile  olacak  bu  fırsatı  kaçırmayalım.  Bir yudum  insanlığa  muhtaç  insanlara  yardım  etmekten  değil,  kendimize  yardım  etmekten  söz  ettiğimi  anlatmaya  çalışıyorum.  Ne kadar  becerebildim,  bilmiyorum.

    O  insanlar  yardımsız da  yaşarlar  belki.  Kutsal  bir dava  için  kurban  edildiklerini  bilerek, gocunmadan  üzülmeden  ama  acı  içinde ölürler  belki.  Öldük  diye  de  üzülmezler,  ebedi  mutluluğa  kavuştuk  diye  sevinirler  belki de.

    Peki  biz  ne  olacağız.  Yaşarken  nasıl  mutlu  olacağız? Ekmeğimizi  paylaşmaktan  kurtulduk  sonunda  diye  sevinebilecek  miyiz?  Sınavdan  mağlup  ayrıldığımızı  ne zaman  idrak  edeceğiz? Bu  dünyada  inkar  ettiğimiz  ahiret  gerçeğiyle  ahiret  gerçeğinin  içinde  uyandığımızı  fark  ettiğimiz  o  günde  mi?   

    Gün  bugündür  dostlar,  KENDİMİZE  YARDIM  ETMEK  günüdür.

    Azıcık  konforumuzdan,  birazcık  soframızdan,  eğlenceden,  gezmeden,  tozmadan  eksiltme  günüdür.  Aklımızı  bencillikten  arıtma,  nefsimizi  iyilikle  eğitme  günüdür.  Bugün  şeytana  savas  açma  günüdür.  Yaratıcının  bizden  beklediğini  hayata  geçirme,  KENDİMİZE  YARDIM  ETMEK  günüdür.

16 Aralık 2016 Cuma

HAYATIMI DEĞİŞTİREN AYETLER 3

Yazar: İsmail Ezgü

Sağolsun ; sevgili eşim bir yazısında benim " sorunları çözmek " konusunda başarılı olduğumu belirtmiş.
   Benim bu methi haketmemi sağlayan en önemli silahım " Müzzemmil 6" ayetidir.
.........

 73/MUZZEMMİL-6 :  İnne nâşietel leyli hiye eşeddu vat’en ve akvemu kîlâ(kîlen).

..........................
Bu ayete ait  üç farklı meali aşağıya kopyalıyorum.
.........
Muhakkak ki gece kalkışı  tesir bakımından daha kuvvetli ve okuyuş bakımından daha sağlamdır.
..........

 Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.
...........
 Doğrusu gece neşesi  etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır.
....................

Şu an; bu satırları yazdığım saatler; sabaha karşı 05 suları.

Diğer yazılarımın da doğum saatleri genellikle bu saatlerdir.

Geçmişte ; zorlu meslekî/mühendislik problemlerimi de çözmek için sabaha karşı ayakta olurdum.

Kendimi onların sınıfına sokmam mümkün değil ama; değerli pek çok düşünür ve bilim adamının da en üretken oldukları saatler aynı şekilde sabaha yakın vakitlerdi.

Zaten Allah hemen bir sonraki ayette gecenin avantajını ortaya koyan  basit ve muhteşem açıklamasını yapmaktadır.

  73/MUZZEMMİL-7: Muhakkak ki senin için gündüzleyin uzun meşguliyet vardır. 

Allah diyor ki; gündüz bir ton işiniz var, gürültü var,  trafik var, gevezelik var,geçim derdi var, arabanın taksiti , hanımın siparişleri var...

Var da var...

Ama sabaha karşı; hem de dinlenmiş bir vücut ve dimağ ile çözemeyeceğimiz sorun yok.

Elbette; sabahlara kadar diskoteklere , barlara , alemlere "akanlar" için sözüm meclisten dışarı...

Onların tek derdi uçmuş kafa ile duvar diplerinde sızmadan evin yolunu bulabilmek.

Eminim Pastör de , Aynştayn da, Madam Curie de  gece hayatını çok severlerdi.

Tüm buluşlarını da barlarda, gece kulüplerinde yapmışlardı.

Kendimi onlara benzettiğimi düşünmeyin sakın...

Okunmayan yazıların yazarı olduğumun farkındayım, merak etmeyin.

Ama olsun...

Yolcu yolunda gerek.

Safımız belli olsun. 

.......

Bu arada; "sabah 5 te nasıl uyanayım ? " diyenlere önerim;  dizilerin özetleriyle idare ediverin.

Gece hayatına akanlara ise zaten lafım yok.

Onlarla biz farklı türdeniz...

Biz "tavuk" cinsi;  onlar  "yarasa" .

1 Aralık 2016 Perşembe

HAYATIMI DEĞİŞTİREN AYETLER 2

Yazar: İsmail Ezgü

Rahman suresinde 31 tokat.

İnanın abartmıyorum;

Rahman suresini okuduğumda gerçekten kendimi 31 kere tokat yemiş gibi hissediyorum.

Bu yazının içinde  herhangi bir cümleyi 31 kere tekrarlasam benim hakkımda ne düşünürsünüz?
   En iyimser okuyucu bilgisayarda yazarken acemice bir hata yaptığımı farz edecektir herhalde...
Biraz daha ileri giden ise benim kafayı yediğimden şüphelenecektir.
    Peki ; hayat kitabımız Kuran'ın  bir suresinde bir ayet ; adeta kafamıza balyozla vurulurcasına ; tam 31 kere  tekrarlanıyorsa ?
.........

Aşağıdaki ayet tam 31 kere tekrarlanıyor:

"Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?"

........

Rabbimiz adeta diyor ki;

"Bunu verdim inkâr ettiniz...
Şunu verdim inkâr ettiniz...
Ne verdiysek yalanladınız..
İnkâr etmediğiniz ne var ki zaten !
...............

İnanın surenin sonlarına yaklaşırken yerin dibine giresim geliyor. Beynim zonkluyor... 
Ne diyebiliriz ki?
Hepsi tam doğru...
Hiç abartmadan bizi bize anlatıyor.
........
Peki Rabbimiz neden aynı ayeti ; hem de aynı sure içinde, bombardıman yapar gibi 31 kere tekrarlıyor?
31 cümle yaklaşık bir sayfa yazı demektir.
Kuran dünyanın en çok basılan kitabı.
Dünya genelini düşünürsek; bu demektir ki milyarlarca sayfa , milyonlarca kitap ,  yani milyonlarca  ağaç  tek bir cümle için harcanmış.

Benim Allah'ım en çevreciden daha çevreci.... Bu kadar çok ağacı boşuna harcamış  olamaz...

Kuranda buna benzer bir durum başka hiç bir yerde yok.
Allah'ı bu kadar hiddetlendiren şey ne acaba?


Biran  dönüp aynı soruyu kendime sordum; Beni en çok kızdıran şey nedir?
Cevabını hemen buldum:
Nankörlük !
Evet; nankörlük!

Birisi yardımlarımıza karşılık bize ters bir davranışta bulunsa onu hemen nankörlükle itham etmez miyiz?

Biz ki ; Allah'ın bize verdiklerinden  bir kısmını başkasına veriyoruz ,karşı taraftan  birazcık  nankörlük görsek nasıl sinirleniyoruz.

Allah ki bize verdiklerini başkasından almıyor kendisi yaratıyor,

Biz ise bir elimizle Allah tan aldığımızın  az bir kısmını diğer elimizle başkasına verirken titriyoruz.

Halbuki sahip olduğumuz her şeyde  fakirin, yetimin, düşkünün hakkı var dı di mi? Yani emaneti sahibine verdiğimiz halde havalara giriyoruz.

Eğer biz de Allah gibi verdiğimizi kendimiz yaratsaydık  eminim zırnık veremezdik.

.......

Rahman suresini  okumaya başladığımda daha ilk satırlarda şok yaşadım.

Mesela; KURAN deyince sadece elimdeki bu kutsal kitabımızı yani    "mushaf" ı  düşünürdüm. Halbuki Kuran bu kitaptan çok daha geniş bir anlam taşıyormuş.

Tüm kainat yasalarını, tüm düzeni , her şeyi kapsıyormuş. 

Okudukça " LEVHİ MAHFUZ"  yani " muhafaza edilen levha" neymiş anlamaya başlıyorum.

Kuran sanki "saati kuran" ya da " kurulum yapan " gibi bir şey sanki..

.........

Hayatım boyunca  binlerce kitap okudum

Hepsi sel gibi aktı gitti.

Kalan kuma bakıyorum... O kadar az ki . 

Halbuki KURAN...

Tek bir satırda bir kamyon kum bırakıyor.

Doldukça doluyorum.

Müthiş bir şey...

Tavsiye ediyorum.

İlgilenin... Alâka gösterin.. Alâka .. Alâk..  !!! ???

Alâk suresi... bunu mu söylüyormuş  ???

......

KURAN müthiş...

ALLAH büyük, çok büyük, tek büyük, mutlak büyük..