31 Aralık 2018 Pazartesi

MUTSUZLUK SENİN KADERİN

Yazar: İsmail Ezgü

Hoşgeldin bebek..
Sana "iyi ki doğdun " diyecekler doğum günlerinde.
Ama ; acaba sen "iyi ki doğmuşum" diyecek misin?
Muhtemelen sen "kaza kurşunu"sun. Eğer annen hamile olduğunu vakitlice farkedebilseydi  "tıbbi atık" olacaktın.
 Hiç bir sağlık riski olmamasına rağmen annen normal doğum istemedi.
Doğum öncesi bir günlük  ağrılara katlanmak istemedi ama doğum sonrası bir ay ameliyat sancılarına  katlanmak zorunda kalacak.
Peşini reddedip vadeliyi tercih etti. 
Doğal olarak bu arada seni emzirmek olanaksızdı annen için. Hazır mamalar varken neden vücudunu deforme etsin ki... Zaten ikinci bir çocuk asla  istemezdi. Bu sene tatile gidememe ihtimali de korkunç birşey...
 Kısaca sen doğduğun anda maça 1-0 mağlup başlamıştın. Boş bir evin tek ve yalnız evladı olacaksın çaresiz...
Annen ve baban resmen evli mi bilmem.  Evli bile olsalar %50 ihtimalle boşanacaklar ve sen 2 evi olan evsiz bir çocuk olacaksın.
Para var nasılsa;  biraz büyüyünce sana bakacak birisini tutarlar.
 Muhtemelen bakıcı kadın Moldova'lı ya da Malezya'lı olacaktır. Annen 5 bin lira maaş alıyor  bakıcının maaşı bin dolar.
Mantık arama, annenin kariyeri önemli.
 Kişiliğini oluşturacak ilk üç yıl böylece heder oldu gitti.
Henüz popondaki bezden kurtulmamışken eline ekranlı bir cihaz verecekler,  bundan sonra gözlerin en fazla  yarım metreye bakacak.
Uzakları göremiyeceksin artık. Ardından TV lerdeki reklamlara abone olacaksın.
Artık sen de bir ekran bağımlısısın.
   
  Ardından bir kreş, sonra okul öncesi eğitim.
Ana okuluna gideceksin ama orada "ana" yok.
 Sonra ilk öğretim; orada anlayacaksın ki okuldaki itibar sıralamasını velilerin serveti belirliyor.
  Egitim hayatının en kritik dönemindesin. Eğer insan olan bir öğretmene rastlarsan  çok şanslısın.
Talebe olsaydın talep etme hakkın olurdu ama sen öğrencisin. Sana öğretilenle yetineceksin.
Müfredat  diyorlar buna...
Okula başlar başlamaz sana yarış  atı muamelesi yapacaklar.
Anne baban beceremedikleri kendi hayallerini senden bekleyecekler.
Tek istekleri yüksek puan alman. Ne pahasına aldığın  ya da nasıl aldığın hiç önemli değil...  Soru çalmak, kopya çekmek... Herşey serbest.
Tebrikler; liseyi bitirmişsin, yüksek puan almışsın, hangi mesleği  seçeceksin?
Elektronik mühendisliğini seçeceksin öyle mi?
Çok memnun oldum meslektaş olacağız desene...
Okul tavsiye etmemi istiyorsun demek; o zaman sana bir sorum olacak;  pazarlamacı mı olmak istersin, tamirci mi?
Niye suratın asıldı ?
Eğer ODTÜ ya da BİLKENT i seçersen pazarlamacı olup küresel firmaların mallarını pazarlayacaksın,
eğer İTÜ veya YTÜ yü seçersen tamirci olup aynı küresel firmanın mallarının servisini yapacaksın.
Başka seçenek yok.
Ama ilk tercihi tavsiye ederler çünkü takım elbise giyeceksin, ellerin kirlenmiyecek, hatta altına araba da verirler, ayakkabıların da kirlenmez.

 Üniversite  bitince sana gösterecekleri en büyük hedef büyük bir uluslararası firmada iş bulman + 5 yılda bir araba+10 yılda bir ev.
 Keşke araba almayı değil de  araba yapmayı hayal edebilsen.
Ne mümkün. .. Sakın bunları düşünme !
Vecihi Hürkuş'u, Nuri Demirağ'ı hiç duymadın mı?
Hele ki Ali Kuşcu'ya sakın özenme! Paramparça olur hayallerin.  Benden söylemesi...
Gözlerin yarım metreden uzakları görmedi ki ; bu kadar büyük hayalleri aklın alamaz zaten. Boşver...
Bu arada bir de  eş bulma konusu gündemde.
Buyükler torun sevmek istiyorlar...
Alımlı ,  işi , maaşı olan ve mümkünse biraz da varlıklı bir eş bulman lazım.
Eş olmak diye bir derdin olmayacak hiç ; senin hedefin  eş almak...eş olmak değil.
Eğer hayallerin bunlardan biraz farklı ise; örneğin  sen üretici bir beyne sahip isen, çalışma saatleri senin için bir sınır teşkil etmiyorsa,  para pul umurunda değil ise anında damgayı yiyeceksin.
Geri  , asosyal , hatta özürlüsün...
 Okulda inek derlerdi iş hayatında  enayi diyecekler.
Sana inek diyenler şimdi sinek oldular. Kan emiyorlar.
Sınıfta en arkalarda oturan ve dersten başka herşeyle ilgilenen o serseri arkadaşlarından  birisi  senin patronun olacak, sen de onun yanında maaşla çalışacaksın.
Kariyerini hızlı adımlarla yükseltmek için gerekirse  iş arkadaşlarını devireceksin, ezeceksin.
Baktın ki seni sollayan var, basacaksın çelmeyi.
Ne öğretmişlerdi sana;
"acıma! acınacak hale düşersin."
......
Buraya kadar okuyabildiysen sana helâl olsun.
Valla benim içim daraldı.
 Biraz daha yazmaya devam edersem ben patlayacağım.
 Devam edebilsem orta yaş sorunlarını anlatacaktım. Yaşlılıkta göreceğin nankörlükleri, huzur evi günlerini sayıp dökecektim.
Diyecektim ki;
*Ana okulunda "ana" yok da..
*Huzur evinde "huzur" var mı  sanki?
........
Ben nasıl geldim buraya yahu...
Biraz pencereyi açayım hava gelsin..
Dışarısı da çok soğukmuş...
Hatırladım;  yarın yılbaşı. ..
Eski yıl deyince beli bükülmüş bastonlu ihtiyar resmediyorlar  ya hani   ...,yeni yıl ise yeni doğmuş bebek.. İşte  ordan başladı bu hikaye.
Herkese mutlu yıllar.
Ama senin işin zor be bebek..
Nasıl mutlu olacaksın biliyorum aslında. ..
Aklını kullanacaksın.
Sadece bu...
Allah sana hayırlı ,huzurlu ,mutlu nice yıllar nasip etsin.
Gözlerinden öperim bebeğim...
.......................
*Not;  "ana okulunda ana yok
          Huzur evinde huzur yok"
cümlesini Abdurrahman Dilipak'tan araklamış bulunmaktayım.

11 Aralık 2018 Salı

DÜNYA NEREYE GİDİYOR?

Yazar: Sema Ezgü

DÜNYA NEREYE GİDİYOR ?

Evrende mi?

Burası oldukça karmaşık. Dünyamız güneşin etrafında saatte 108.000 km hızla dönmeye devam ederken, (ki bu hız merminin hızının 60 katıdır) güneşimiz de saniyede 20 km, yani saatte 72.000 km hızla bir istikamete doğru gitmekte imiş. Tabi ki bu hız kavramları diğer her yıldızın sabit durduğu varsayılarak hesaplanıyor ki, orası da doğru değil. Evrendeki her cisim hareket halinde ve kendi ilahi programlarıyla uyum içinde yolculuklarını sürdürmekteler.

Biz dünyalılar bilim adı altında henüz çözülmemiş sorularla cebelleşip dururken evrenin akıl almaz muhteşem düzeni meraklısını hayran bırakmaya devam ediyor. Son derece kompleks bir düzende yaşadığımızı, mikrodan makroya bu düzenin ilahi bir garanti dahilinde olduğunu bilerek, huzur ve sukunet içinde geceleri uyuyup gündüzleri işimize koşabiliyoruz.

Nedeni çok basit. İster en muhafazakar dindar olalım, ister kendi aklımıza rakip gördüğümüz yaratıcıya inanmıyormuş gibi yapalım, ister sonu izm ile biten her hangi bir akımın akıcılığına kapılıp yoldan çıkmış olalım, ya da bu muhteşem düzenin kendisini bizzat tanrı ilan etmiş olalım, sonuç değişmiyor. Her kim ise bu düzenin sahibi, ona çok mu çok güveniyoruz. Hem de öyle bir güven ki bu, kıyamet gününü bizden çok uzak farz edip dünya nimetlerinde olanca gücümüzle yararlanmaya çalışıyoruz. Bazı karanlık güçler ise edepsizlik ederek o korkunç günü yaklaştırma gayretiyle yanıp tutuşuyor. Neredeyse ALLAH’ın kendisinden bile gizlemeye çalıştığı o kaçınılmaz günü, günümüze devşirmek maksadıyla güzel mavi gezegene yapmadıklarını bırakmıyorlar. Ben yine de ALLAH’a sonsuz güveniyorum. Onların tuzaklarını boşa çıkaracağını biliyorum. Biliyorum ki, evrenin kıyameti zamanı sadece onun kaydı altındadır.

Hal böyle iken, insanın yeryüzünde fesat çıkaracağını melekler bile biliyorken, Allah yine de insanı yeryüzünde halife kılmıştır. Yani sorumluluk vermiştir. Hayat denen dirilik ve bilinçlilik sürecini insanın ellerine teslim etmiştir. Ama kendi haline bırakmamış, yaşam sürecimizi kişiye özel imtihanlar sinsilesi ile süslemiştir. İnsana yaşamın içinde, zamana kayıtlı olarak yol alan bir yolcu olduğunu öğretmiştir. Durum böyle olunca yeni bir soru ister istemez gündeme geliyor elbette. Asıl endişe etmemiz gereken yolculuk tam da bu işte...

Dünya hayatı nereye gidiyor?

Bireysel düşünmezsek konuyu, cevabı çok net... Felakete gidiyor ! Kıyameti yaklaştırır mı bilinmez ama, insanlık adına felakete gittiğini çıplak gözle bile görmemek mümkün değil.

Onlara göre süper, bana göre obez, birtakım devletler sahneye çıkmış, korkunç bir tiyatro oyunu sergiliyor. Dünyanın hem organik hem de demografik yapısını kendi menfaatleri uğruna bozup tozunu attırırken acımasızca katlediyor. Hem doğayı, hem mazlum ve masum insanları. Dünya nimetlerini topluyor, biriktiriyor, yine de yetmiyor. Ara vermeden, kendini bilmeden yeniden saldırıyor. Felaketi kendi elleriyle üretirken kıyamete koşuyorlar, koşturuyorlar.

Peki, bireysel düşünürsek ne oluyor? Yine feleket oluyor!

Neden mi böyle?

Çok bireysel düşünüyoruz, hatta hep bireysel düşünüyoruz. Ben ! Yalnız ben! En mühimi ben! Benim hayatım, benim canım, benim istediğim, benim zevkim... vs

Empati yapmak tarih oldu, başkalarını düşünmek aptallık, fedakarlık yapmak gereksiz, hayır yapmak ise yorucu... Sanal meşguliyetler eğlencenin yerini alırken, kitap okumak zaman kaybı oldu günümüzde. Ana dilimizin zemini kayganlaştırılırken yeni ucube diller, dilimize musallat oldu. Kendimizi ifade etmek geleneği dilimizle birlikte yerle yeksan oldu. En fazla 200 kelime ile türkçe konuşan yeni nesil bir gençlik sahibi olduk.

Sadece gençler mi?

En korkunç insan katliamı manzaralarını tepkisiz ve donuk yüzlerle, ama canımızı sıktığı için kızarak izler olduk. Oysa her gün bir hinlik maksadıyla üretilen yalan yanlış videoların müptelası olduk, olmakla yetinmedik, kuvvetle savunucusu olduk. Araştırmacı yönümüzü kaybettik, hap şeklinde sunulan kısır bilgilerle beslenir olduk. Aşırı beslendik, hem kafa olarak hem beden olarak obez olduk.

Menfaatimize uymayan fikir sahiplerini şiddetle kınarken sevgi ve saygının varlığını unuttuk, sadece adını kullanır olduk. Görüş ayrılıkları yüzünden aileyi böldük, yetmedi parçalayıp düşman dediğimiz kapitalist sisteme yem ettik.

Birbirimize tahammül edemedik. Kendimizi sevdik sadece, hatta eşlerimizi bizi sevmesi için seçtik. Sevmesi kolay ve sorunsuz ve bedelsiz diye hayvanları insandan daha çok sevdik. Kolay olanı sevdik ve seçtik, zor olandan kaçar olduk.

Akıllarımızı kiraya vermekten çekinmedik, düşünmeyi gereksiz yük ilan ederek başkalarına havale ettik. Ben, ben, yalnız ben diyerek ortalıkta dolanırken benliğimizi kaybettik.

Yeryüzünün halifeleri benliklerini kaybederse felaket olmaz mı?

Bu felaketin adına kıyamet dersek yalan olur mu? Olmaz...

Kıyameti yaklaştırmayı başarıyorlar mı ???

Evet, başarıyorlar...

Benden sonra tufan,,, diyenler sevinsin...