Yazar: İsmail Ezgü
EŞLER NASIL MUTLU OLUR?
Son yıllarda çevremiz , boşanan veya boşanamayan mutsuz çiftlerle doldu..
Jet hızıyla evleniyoruz , ayrılmak veya boşanmak bu kadar kolay ve hızlı olamıyor.
Hele bir de çocuklar varsa...
İçim daralıyor.
Ben çok mutlu bir aile babasıyım.
Biz nasıl mutlu olduk, çevremizdekiler neden mutsuz?
Mutlu gibi görünen çiftlerin dahi aslında mutlu olmadıklarını, çok güzel rol yaptıklarını farkettim.
İçeride birbirlerinin canına okurken, dışarıda “canım, cicim,aşkım” hitapları eşliğinde tiyatro oyunu sergilemekteler.
Bizde olan fakat onlarda olmayan neydi?
Uzun zamandır bunu düşünüyor fakat beni tatmin eden bir sonuca varamıyordum.
Kısacası ; diğer insanların mutsuz ve umutsuz olması bizim mutluluğumuzu da gölgeliyor..
Bizde bir şey veya birşeyler var, onlar da ise yoktu.Ya da tersi..
Olmayan şeyi tespit etmek, bulmak çok zor.
Neydi bizde olan ve onlarda olmayan?
Ortak değer !
Eğer eşinizle ortak bir şeyiniz varsa mutlu olma şansınız da var demektir.
Ortak değerinizin kalitesine göre mutluluğunuzun seviyesi ve sağlamlığı farklı oluyor.
Örneğin; eşler ortak bir hobiye sahipse bu onları bir arada tutabiliyor.
Parayı çok seven bir çift çok para kazandıkları sürece kendilerini mutlu hissedebilirler.
İstedikleri oranda para gelmediğinde sorunlar başlar..
Seyahati çok seven bir çift eve döndüklerinde kendilerini mutsuz hissederler..
.......
Peki beni eşimle birlikte sürekli mutlu kılan ortak değer nedir?
Biz cevabı uzun zaman önce bulduk..
Bizim ortak değerimiz : Allah !
Daha doğrusu Allah'ın bize görünen yüzü Kur'an !
Bu cevabı duyunca bazı suratların ekşidiğini tahmin ediyorum, ama bizim cevabımız bu !
Biz, ikimiz birden , bahçemizde yeşeren bir tohumda veya bir fidanda Allah'ı görüyoruz.
Çevremizde pek çok dindar fakat mutsuz aile var. Onlar neden mutlu olamıyorlar?
Bu soru da uzun zamandır kafamızı kurcalıyor.
Peki nasıl oluyor da aynı ilaç onlarda aynı sonucu yani; iyileşmeyi sağlayamıyor?
İşte burada tarihimizin en büyük sorunu ortaya çıkıyor. Dindar görünüyoruz fakat aslında dindar değiliz. Geleneğimizi din zannediyoruz.
Anlamadan okuduğumuz bir kitabın bize ne öğretmesini bekliyoruz ki?
Papağan da aynı şeyi yapabiliyor. Hatta ; bilgisayarın belleği bu konuda bizden çok daha iyi..
Bir kere kaydediyorsun, yüz kere, bin kere hatim edebiliyor.
“Anlayasınız “ diye gönderilen mesajı hiç anlamadan, anlamını merak dahi etmeden tekrarlayıp duruyoruz.
Doktor reçete yazmış, biz reçeteyi hergün okuyup hatmederek şifa bekliyoruz.İlacı alıp yutsak sorun bitecek..
Aklımızı ne zaman kullanacağız?
Belki de aklımızın farkında bile değiliz..
Sahip olduğumuz pek çok güzellikten habersiz olduğumuz gibi...
Her şey bitmedi.. Ha gayret ! Bir yerden başlayın, göreceksiniz, şaşıracaksınız...Mutlu olacaksınız..
19 Şubat 2015 Perşembe
KİM DELİ?
Yazar: İsmail Ezgü
KİM DELİ , KİM AKILLI?
1960 lı yılların sonları..
İlçemizde ilginç bir adam var; adı : Deli Selahattin.
17 yaşıma kadar karadeniz kıyısındaki bu şirin ilçemizde yaşadım, liseyi orda tamamladım ama bu adamın bir deliliğini görmedim.
O yıllarda dersanenin adını bilmezdik. Deli Selahattin bu küçük ilçede minicik bir dersane sahibiydi. Gerçekten minicik idi. Lise yolu kenarında 5 veya 6 m2 bir dükkân. Yoldan biraz aşağıda kaldığı için bir kaç basamak inerek dükkâna giriliyor. Küçük bir masa ve bir kaç adet tahta sandalye. Hepsi bu kadar. Abarttığımı zannetmeyin gerçekten hepsi bu kadar...
Selahattin hoca masada oturuyor. Ders alacak olan öğrenci masanın diğer tarafında. Öğretmen ile öğrenci sanki kahvehanede karşılıklı çay içiyorlar. Bir saat bu şekilde ders veriyor. Sonra diğer öğrenci oturuyor, onun dersi başlıyor.
Ben iyi bir öğrenci olduğum için bu dersaneye girmek kısmet olmadı.
Selahattin hocadan ders alan birkaç arkadaşım olmuştu. Onların söylediğine göre adam süper imiş. Özellikle matematik ve fizik gibi derslerde... Fakat biraz yüksek seviyede anlattığı için bizim arkadaşlar anlamakta zorlanıp adamı seyrediyorlarmış.Basit anlatsa sanki ilgilenecekler. Arkadaşlar anlamayınca hoca da sinirleniyormuş , hatta bazılarını “ sana faydalı olamıyorum” diye kovmuş.
Küçük bir ilçede özel dersane açmak ? Girişimciliğin zirve noktası bu olsa gerek.
Hocanın bu işte maddi olarak başarılı olduğunu zannetmiyorum. Çünkü; yıllarca devam eden bu iş ona para kazandırsaydı dükkândaki masa ve sandalyeleri yenilerdi diye düşünüyorum, fakat manzara yıllarca hiç değişmedi.
Nasıl oldu bilmiyorum fakat bu Deli Selahattin hocamızı belediyede “ZABITA” olarak işe aldılar.
Muhtemelen düzenli bir geliri olsun diye yardımcı olmak istediler.
Zabıtalığın ilk günlerinde Selahattin hocamız bizim evin önünden geçiyordu ki; yan komşumuz yaşlı teyze , devamlı oturduğu ikinci katın penceresini açıp yediği muzun kabuklarını sokağa boca etti , tam da Selahattin in önüne...
Selahattin hemen çantasını açtı , içinden makbuz koçanını çıkarttı, yavaş yavaş yazdı ve yaşlı teyzenin kapısını çaldı. Yaşlı teyze önce cezanın ne demek olduğunu anlamadı. Anladığı anda ise ;bağırması hâlâ kulaklarımda çınlıyor gibi.. Ağzına gelen hakaretleri sıraladı fakat bizim Deli Hoca son derece sakin.. Sanki deli olan hoca değil de yaşlı teyze...
Deli Selahattin gayet vakur bir eda ile; vazifesini yaptığını, ceza yazmak zorunda olduğunu söylerken mahallede kim varsa herkes başlarına toplanmıştı.
Yaşı büyük olan komşular Selahattini ikna edip makbuzu bu seferlik iptal etmesi için nerdeyse yalvarıyorlar fakat yaşlı teyze yaptığında hata olmadığını, yıllardır yaptığı gibi yine çöpünü sokağa atmaya devam edeceğini bağıra bağıra tekrarlayıp duruyor” bu yaşlı halimde ben çöpü nereye dökeceğim ki “ diye soruyor. O da haklı tabi; çünkü o günlerde kimse çöp konteyneri diye bir şey görmemiş, bilmiyor.
Selahattin de makbuzu iptal etmemekte kararlı.. Bu tartışma epeyce sürdü, ama sonuç değişmedi.
Peki bu olay nasıl sonlandı tahmin edin bakalım.. Sanıyorum çoğunuz doğru tahmin ettiniz.
Birkaç gün içinde Selahattin hocamız “zabıta”lıktan kovuldu.
Yaşlı teyze çöpünü aynı şekilde halletmeye devam etti.
Uzun yıllar sonra sokağımıza çöp için bir varil kondu. Şimdilerde ise gayet güzel konteyner mevcut.
Ben ise halen düşünmekteyim; Deli kim? Akıllı kim?
Sıradan , sürüden isen sorun yok. Farklı isen , DELİsin!
KİM DELİ , KİM AKILLI?
1960 lı yılların sonları..
İlçemizde ilginç bir adam var; adı : Deli Selahattin.
17 yaşıma kadar karadeniz kıyısındaki bu şirin ilçemizde yaşadım, liseyi orda tamamladım ama bu adamın bir deliliğini görmedim.
O yıllarda dersanenin adını bilmezdik. Deli Selahattin bu küçük ilçede minicik bir dersane sahibiydi. Gerçekten minicik idi. Lise yolu kenarında 5 veya 6 m2 bir dükkân. Yoldan biraz aşağıda kaldığı için bir kaç basamak inerek dükkâna giriliyor. Küçük bir masa ve bir kaç adet tahta sandalye. Hepsi bu kadar. Abarttığımı zannetmeyin gerçekten hepsi bu kadar...
Selahattin hoca masada oturuyor. Ders alacak olan öğrenci masanın diğer tarafında. Öğretmen ile öğrenci sanki kahvehanede karşılıklı çay içiyorlar. Bir saat bu şekilde ders veriyor. Sonra diğer öğrenci oturuyor, onun dersi başlıyor.
Ben iyi bir öğrenci olduğum için bu dersaneye girmek kısmet olmadı.
Selahattin hocadan ders alan birkaç arkadaşım olmuştu. Onların söylediğine göre adam süper imiş. Özellikle matematik ve fizik gibi derslerde... Fakat biraz yüksek seviyede anlattığı için bizim arkadaşlar anlamakta zorlanıp adamı seyrediyorlarmış.Basit anlatsa sanki ilgilenecekler. Arkadaşlar anlamayınca hoca da sinirleniyormuş , hatta bazılarını “ sana faydalı olamıyorum” diye kovmuş.
Küçük bir ilçede özel dersane açmak ? Girişimciliğin zirve noktası bu olsa gerek.
Hocanın bu işte maddi olarak başarılı olduğunu zannetmiyorum. Çünkü; yıllarca devam eden bu iş ona para kazandırsaydı dükkândaki masa ve sandalyeleri yenilerdi diye düşünüyorum, fakat manzara yıllarca hiç değişmedi.
Nasıl oldu bilmiyorum fakat bu Deli Selahattin hocamızı belediyede “ZABITA” olarak işe aldılar.
Muhtemelen düzenli bir geliri olsun diye yardımcı olmak istediler.
Zabıtalığın ilk günlerinde Selahattin hocamız bizim evin önünden geçiyordu ki; yan komşumuz yaşlı teyze , devamlı oturduğu ikinci katın penceresini açıp yediği muzun kabuklarını sokağa boca etti , tam da Selahattin in önüne...
Selahattin hemen çantasını açtı , içinden makbuz koçanını çıkarttı, yavaş yavaş yazdı ve yaşlı teyzenin kapısını çaldı. Yaşlı teyze önce cezanın ne demek olduğunu anlamadı. Anladığı anda ise ;bağırması hâlâ kulaklarımda çınlıyor gibi.. Ağzına gelen hakaretleri sıraladı fakat bizim Deli Hoca son derece sakin.. Sanki deli olan hoca değil de yaşlı teyze...
Deli Selahattin gayet vakur bir eda ile; vazifesini yaptığını, ceza yazmak zorunda olduğunu söylerken mahallede kim varsa herkes başlarına toplanmıştı.
Yaşı büyük olan komşular Selahattini ikna edip makbuzu bu seferlik iptal etmesi için nerdeyse yalvarıyorlar fakat yaşlı teyze yaptığında hata olmadığını, yıllardır yaptığı gibi yine çöpünü sokağa atmaya devam edeceğini bağıra bağıra tekrarlayıp duruyor” bu yaşlı halimde ben çöpü nereye dökeceğim ki “ diye soruyor. O da haklı tabi; çünkü o günlerde kimse çöp konteyneri diye bir şey görmemiş, bilmiyor.
Selahattin de makbuzu iptal etmemekte kararlı.. Bu tartışma epeyce sürdü, ama sonuç değişmedi.
Peki bu olay nasıl sonlandı tahmin edin bakalım.. Sanıyorum çoğunuz doğru tahmin ettiniz.
Birkaç gün içinde Selahattin hocamız “zabıta”lıktan kovuldu.
Yaşlı teyze çöpünü aynı şekilde halletmeye devam etti.
Uzun yıllar sonra sokağımıza çöp için bir varil kondu. Şimdilerde ise gayet güzel konteyner mevcut.
Ben ise halen düşünmekteyim; Deli kim? Akıllı kim?
Sıradan , sürüden isen sorun yok. Farklı isen , DELİsin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)