Yazar: Sema Ezgü
TABİATLA FİKRÎ SOHBET
Takvimler 2016 yılının 20 Temmuzunu gösterirken biz solar tekne yolculuğunun kırk gününü tamamlamış bulunuyoruz. Umuyoruz ki, tekne hayatımız bir kırk gün daha devam edecek. Yaşadığımız tecrübeden dolayı mutluyuz. Zor zamanlar yaşıyoruz bazen ve hemen ardından ferahlayınca şükrederek o iç açıcı, güzel ayeti hatırlıyoruz. İnşirah suresinin bir ayetinde,
“Her zorluğun yanında kolaylık vardır” diyen ayeti...
Pek çok meal çevirisinde “her zorluğun yanında bir kolaylık vardır” diye geçiyor ayet.
Ben kendi okumamla pek çok meale itiraz ettiğim gibi buna da itiraz ediyorum. Hatam varsa Allah affetsin... Asıl itirazım ayetlerin anlamının mealde daraltılmasına, sınırlandırılmasına... Yılları ilim yolunda geçmiş değerli insanların affına sığınarak diyorum ki,,,
Her zorluk kolaylıkla yanyanadır. Yani problemler çözümleriyle birlikte var edilir. Arayın ve bulun.
Bu ayet aynı zamanda tersini de söylüyor:
Kolay gördüğünüz şeylerin yanında siz görmesenizde zorluklar vardır. Gördüğünüze güvenmeyin diyor.
Bizim bu deniz üstü maceramızda yaşadığımız zorluklar teknik sorunlardan başlayıp tabiatla didişmemize kadar varan inci taneleri gibi günlerimizi dolduruyor. O yüzden diyorum ki, insanlar bizi tatilde, yani atılda zannederken biz çok ama çok çalışıyoruz. İnanması zor ama hiç boş zamanımız kalmıyor. Çünkü inandığımız dinimizi ve Kur’an la yüzleşerek tanımaya çalıştığımız yaratıcımızı hiç yanımızdan ayırmıyoruz.
Günler önce motorlarımızdan biri bozulduğunda eşimin şöyle dediğini hatırlıyorum:
Hiç üzülme, bu olay Allah’ın bize sunduğu bir nimet olabilir. Felaket tellâllığı yapmayalım. Hiç değilse diğeri var, ama ona da pek fazla güvenmeyelim. Tedbir alalım. Allah’ın bize mesajını doğru okumaya çalışalım.
Gerçekten başka birini belki de yoldan çevirecek bu aksilik eşimde bambaşka bir mesleki ivmeye sebep oldu. Arızaya sebep olan motordaki zaafiyeti ortadan kaldıracak ve kendi Türk malı ürünümüz olacak yeni bir elektrikli motoru tasarlamaya başladı bile. Hadi hayırlısı olsun...
Seyehatimizin boş kaldığımız zamanlarında ya yanımızda taşıdığımız Kur’anı okuyoruz, ya da tabiatı... Hatta tabiat nasıl okunurmuş, onu da Kur’andan öğreniyoruz. Ikra bi ismi Rabbike ne demekmiş, tecrübe ediyoruz. Sanki bütün kayalar, dağlar, susuzluktan boyun bükmüş ağaçlar bizimle konuşup derdini anlatıyor. Biraz kulak verirseniz binlerce yıllara dayanan geçmişlerini de anlatıyor. Meselâ, denizlerde bir türlü karşılaşamadığımız balıklar o sessiz yokluğun içinde bize neden tükendiklerini anlatıyor.
Büyük gürültülerle yakıtı kokutarak denizde zevk için dolaşan bütün motorlu eğlence araçları ekolojik düzeni nasıl bozduklarını kahkahalar eşliğinde anlatıyor. Sevimli dev su kaplumbağalarının ürkekliği insan türünün ne kadar tehlikeli olduğunu anlatıyor. Siz bir kere dinlemeye başlamayın hele...
Toplamakla başa çıkamadığımız sahil çöpleri de dile geliyor bazen. Kendisini fütursuzca denize atanın yaşam tarzını, varsa marka düşkünlüğünü, zavallı karakterinin kural tanımazlığını ve hatta Kur’an tanımazlığını, Allah’ın her daim gözetleyici yanından gafil olduğunu da anlatıyor. Çöplerle konuşup öğrendiklerimizden sonra karşısına dikilip, senin Allah’ın yok mu? Demeye gerek kalmıyor.
Tabiat susuyor, biz konuşuyoruz bazen de... O bizim öfkeyle isyanımızı dinliyor sessizce. Tabiatla sohbet etmeye devam ederken yol alıyoruz yeniden.
15 temmuzda yaşadığımız büyük tehlike, darbe girişimi de bize aynı ayeti hatırlatıyor. Zorluk, yani problem çözümüyle yanyanadır. Ülkemi idare edenlerin de kanımızın son damlasına kadar demokrasiye sahip çıkacağımızı idrak ederek bu problemi böyle algılamasını, hemen yanında duran çözümü arayıp bulmasını diliyorum. Milletimin problemi karşılayış biçiminden zaten böyle algıladığını haber kaynaklarından yolculuk esnasında gururla öğrendik.
Şer gibi görünen bu uğursuz girişimin nice kolaylıklara gebe olmasını, yıllardır ülkemizi içinden kemiren kurtların bir bir ortaya çıkarılmasını, yaşanan tehlikenin ülkemin refahına dönüşmesini bütün kalbimle istiyorum. Türkiye’nin itibarının bu şer sayesinde daha da artmasını, dünyanın her köşesindeki mazlumlara güzel örnek olmasını diliyorum. Ülkemi yöneten iradenin bunu başarmasını arzu ediyorum ve dua ediyorum.
Benim düşündüğümün tam tersini düşünen zavallılara, değerli insanlara beddua eden soyu kesiklere gelince:
Bilsinler ki, BOŞ yere beddua edip duruyorlar. Kur’an da beddua diye bir kavram olmadığı gibi böyle bir tavır da yok...
Bilsinler ki, yalnız güzel sözler Allah’a ulaşır.
FATIR SURESİ 10. Ayet.
Kim izzet ve şeref istiyorsa bilsin ki, izzet ve şeref tümüyle Allah’ındır. Güzel söz ona yükselir. Onu da salih amel yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince: onlar için çok şiddetli bir azap vardır ve onların kurdukları tuzaklar mutlaka boşa çıkacaktır.
Gecenin 11 inde darbe haberini öğrendiğimde kanım donmuş ama aklım arayışta paniklerken farkettiğim iki hayır zihnime hemen yerleşti.
Yıllardır genç nesle anlatamadığımız, çocuklarımızın dinlerken hadi canım, bu kadar da olmaz, abartıyorsunuz dediği darbe saçmalığını darbeciler kendileri abartmadan anlatmış oldular. Geleceği emanet edeceğimiz gençlerimiz ani bir şokla hayatın lay,lay,lom geçmez bir realite olduğunu çok çabuk öğrendiler. Öğrendiler ve teröristlere gereken cevabı verdiler çok şükür. Onlara güveniyoruz, canlarını feda eden kahramanlara, kriz anında ilk olma cesaretini gösterip bedenini siper edenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Gazilerimize de acil şifalar...
İkinci hayrın devlet için olduğunu artık herkes farketmiştir. Bu şer sayesinde ortaya saçılan bütün safraları, acılı milletin bağrından söküp atmak, belâdan kurtulmak zamanıdır şimdi.
Lütfen,,, ama lütfen denize bir şey atmasınlar.
Allah yardımcıları olsun, zor işlerini kolaylaştırsın... Amin.