Yazar: Sema Ezgü
DÜNYA NEREYE GİDİYOR ?
Evrende mi?
Burası oldukça karmaşık. Dünyamız güneşin etrafında saatte 108.000 km hızla dönmeye devam ederken, (ki bu hız merminin hızının 60 katıdır) güneşimiz de saniyede 20 km, yani saatte 72.000 km hızla bir istikamete doğru gitmekte imiş. Tabi ki bu hız kavramları diğer her yıldızın sabit durduğu varsayılarak hesaplanıyor ki, orası da doğru değil. Evrendeki her cisim hareket halinde ve kendi ilahi programlarıyla uyum içinde yolculuklarını sürdürmekteler.
Biz dünyalılar bilim adı altında henüz çözülmemiş sorularla cebelleşip dururken evrenin akıl almaz muhteşem düzeni meraklısını hayran bırakmaya devam ediyor. Son derece kompleks bir düzende yaşadığımızı, mikrodan makroya bu düzenin ilahi bir garanti dahilinde olduğunu bilerek, huzur ve sukunet içinde geceleri uyuyup gündüzleri işimize koşabiliyoruz.
Nedeni çok basit. İster en muhafazakar dindar olalım, ister kendi aklımıza rakip gördüğümüz yaratıcıya inanmıyormuş gibi yapalım, ister sonu izm ile biten her hangi bir akımın akıcılığına kapılıp yoldan çıkmış olalım, ya da bu muhteşem düzenin kendisini bizzat tanrı ilan etmiş olalım, sonuç değişmiyor. Her kim ise bu düzenin sahibi, ona çok mu çok güveniyoruz. Hem de öyle bir güven ki bu, kıyamet gününü bizden çok uzak farz edip dünya nimetlerinde olanca gücümüzle yararlanmaya çalışıyoruz. Bazı karanlık güçler ise edepsizlik ederek o korkunç günü yaklaştırma gayretiyle yanıp tutuşuyor. Neredeyse ALLAH’ın kendisinden bile gizlemeye çalıştığı o kaçınılmaz günü, günümüze devşirmek maksadıyla güzel mavi gezegene yapmadıklarını bırakmıyorlar. Ben yine de ALLAH’a sonsuz güveniyorum. Onların tuzaklarını boşa çıkaracağını biliyorum. Biliyorum ki, evrenin kıyameti zamanı sadece onun kaydı altındadır.
Hal böyle iken, insanın yeryüzünde fesat çıkaracağını melekler bile biliyorken, Allah yine de insanı yeryüzünde halife kılmıştır. Yani sorumluluk vermiştir. Hayat denen dirilik ve bilinçlilik sürecini insanın ellerine teslim etmiştir. Ama kendi haline bırakmamış, yaşam sürecimizi kişiye özel imtihanlar sinsilesi ile süslemiştir. İnsana yaşamın içinde, zamana kayıtlı olarak yol alan bir yolcu olduğunu öğretmiştir. Durum böyle olunca yeni bir soru ister istemez gündeme geliyor elbette. Asıl endişe etmemiz gereken yolculuk tam da bu işte...
Dünya hayatı nereye gidiyor?
Bireysel düşünmezsek konuyu, cevabı çok net... Felakete gidiyor ! Kıyameti yaklaştırır mı bilinmez ama, insanlık adına felakete gittiğini çıplak gözle bile görmemek mümkün değil.
Onlara göre süper, bana göre obez, birtakım devletler sahneye çıkmış, korkunç bir tiyatro oyunu sergiliyor. Dünyanın hem organik hem de demografik yapısını kendi menfaatleri uğruna bozup tozunu attırırken acımasızca katlediyor. Hem doğayı, hem mazlum ve masum insanları. Dünya nimetlerini topluyor, biriktiriyor, yine de yetmiyor. Ara vermeden, kendini bilmeden yeniden saldırıyor. Felaketi kendi elleriyle üretirken kıyamete koşuyorlar, koşturuyorlar.
Peki, bireysel düşünürsek ne oluyor? Yine feleket oluyor!
Neden mi böyle?
Çok bireysel düşünüyoruz, hatta hep bireysel düşünüyoruz. Ben ! Yalnız ben! En mühimi ben! Benim hayatım, benim canım, benim istediğim, benim zevkim... vs
Empati yapmak tarih oldu, başkalarını düşünmek aptallık, fedakarlık yapmak gereksiz, hayır yapmak ise yorucu... Sanal meşguliyetler eğlencenin yerini alırken, kitap okumak zaman kaybı oldu günümüzde. Ana dilimizin zemini kayganlaştırılırken yeni ucube diller, dilimize musallat oldu. Kendimizi ifade etmek geleneği dilimizle birlikte yerle yeksan oldu. En fazla 200 kelime ile türkçe konuşan yeni nesil bir gençlik sahibi olduk.
Sadece gençler mi?
En korkunç insan katliamı manzaralarını tepkisiz ve donuk yüzlerle, ama canımızı sıktığı için kızarak izler olduk. Oysa her gün bir hinlik maksadıyla üretilen yalan yanlış videoların müptelası olduk, olmakla yetinmedik, kuvvetle savunucusu olduk. Araştırmacı yönümüzü kaybettik, hap şeklinde sunulan kısır bilgilerle beslenir olduk. Aşırı beslendik, hem kafa olarak hem beden olarak obez olduk.
Menfaatimize uymayan fikir sahiplerini şiddetle kınarken sevgi ve saygının varlığını unuttuk, sadece adını kullanır olduk. Görüş ayrılıkları yüzünden aileyi böldük, yetmedi parçalayıp düşman dediğimiz kapitalist sisteme yem ettik.
Birbirimize tahammül edemedik. Kendimizi sevdik sadece, hatta eşlerimizi bizi sevmesi için seçtik. Sevmesi kolay ve sorunsuz ve bedelsiz diye hayvanları insandan daha çok sevdik. Kolay olanı sevdik ve seçtik, zor olandan kaçar olduk.
Akıllarımızı kiraya vermekten çekinmedik, düşünmeyi gereksiz yük ilan ederek başkalarına havale ettik. Ben, ben, yalnız ben diyerek ortalıkta dolanırken benliğimizi kaybettik.
Yeryüzünün halifeleri benliklerini kaybederse felaket olmaz mı?
Bu felaketin adına kıyamet dersek yalan olur mu? Olmaz...
Kıyameti yaklaştırmayı başarıyorlar mı ???
Evet, başarıyorlar...
Benden sonra tufan,,, diyenler sevinsin...