Yazar: Sema Ezgü
Bize özgürlük gerek dostlar, hayat denen kısacık zamanımızı kendimizi tekrarlayarak heba etmeyelim. Çünkü bedensel olarak da, zihinsel olarak da kendimizi tekrara meyilli canlılar değiliz.
Biyolojik olarak hiç bir günümüz diğerine eş geçmiyor, doğumdan ölüme her an yenileniyoruz. Hatta Kur'an diliyle söylersek, yeniden yaratılıyoruz. Zihnimizin durduğu yerde durmadığına bizzat tanıklar oluyoruz.
Gerçekten de, bize özgürlük yakışır. Yoksa siz, çemberin içinde kalıp, yapmaktan çok hoşlandığınız şeyleri, canınız istediğinde yine ve yeniden, engellenmeden yapmayı özgürlük mü sanıyorsunuz ? Yoksa sizi esir almayı başarmış CANINIZIN İSTEDİKLERİ mi özgürlüğün keyfini sürmekte ?
Bunu bir düşünelim isterseniz...
Sigara içmek mi özgürlüktür, sigaranın sizi yönetmesi, parmağında oynatması mı ? Bir daha düşünelim. Diğer alışkanlıklardan söz etmeye gerek var mı bilmem ama, adı alışkanlık olan her musibetin aslında insanı esir tuttuğunu kimse inkâr edemez.
Bal gibi de kısır döngü bu...
Kısır işte, adı gibi bir belâ. Aynı yerde dönüp dururken insanı hayata bağladığı kandırmacası ile gururlanıp durur, ama biz göremeyiz. Kendimizi bile göremeyiz dışarıdan. Kısır döngümüz izin vermez. Dışımızda üçüncü bir göz olup fikriyatımızı özgür bırakamıyorsak kısır döngüden çıkamıyoruz demektir.
Esaretin içinde özgür, daima hareket halinde olan evrenin içinde yok hükmündeyiz demektir. Ne acı bir var oluş biçimidir bu... Varlık ile yokluk arası arafta olup, bana fırsat verilmedi diyerek yaratıcıya kafa tutmak, tabiri caizse çamur atmak...
Yok böyle bir anlayış dostlar, biz özgür yaratılmışız. Bunu en iyi bilenler, biyolojik engellerine rağmen özgürlüğün peşinden koşan kardeşlerimizdir.
Kuyunun içine atılan Yusuf bile bizden daha özgürdü. Gazze'de bir tutam yeryüzü parçasına mahkum edilen müslüman yürekler özgürce kimlik savaşı vermenin gururunu yaşarken, tarihe imza atmaya devam ediyorlar. Buyrun size yakın tarih. Onlar için kısır döngü diye bir anlayış yok. Çemberlerini kırma davası var.
Öte yanda bizim için, yakın tarih hiç de iç açıcı olamıyor, maalesef... Medeniyet oyuncaklari ile örülmüş kısır dünyamızda aklımıza prangalar vuran yeni nesil bir şiddet uygulamasına tâbiyiz çünkü. Her yanımızdan saldıran ama gözle görünmeyen düşmanlarımız var. Lakin dostlar zannediyoruz. Haz duygusu ile sırıtarak yanımıza yaklaşıp, huzurumuzu çalıp gidiyorlar,,, gık bile demiyoruz.
İşte bugün, adına KADINLAR GÜNÜ deyip teselli olunduğumuz günün adını değiştirip, ÖZGÜRLEŞME. GÜNÜ ilan edelim. Edelim ki, kadınlar da rahat etsin, erkeklerde...
O vakit ne anneler gününe, ne kadınlar gününe, ne çocuk bayramına ne gençlik bayramına gereksinim olmazdı. Dünya rahat bir nefes alır, her dünya günü bayram yerine dönerdi.
Dikkat !!!
Ne zaman ki, bir çılgını görüp, ne güzel birşey yapmışsın dediğiniz duyulur, ama ben yapamam ki, vaktim yok, imkânım yok diyerek kadere sitem ederken iç geçiriyorsanız, siz de kısır döngüye esir düştünüz demektir...
Neden olmasın, ben de yapabilirim demek yerine, rutine bağlanmış hayatı olmazsa olmaz ilan ederek nefsinize zulüm yapmakta olursunuz.
Hadi dostlar, kırın kısır döngü çemberini, kendinize üçüncü gözden bakın bu sefer. İhtiyaç duyduğunuz her ne ise, bulun çıkarın saklandığı yerden. Biz başardık, siz de başarabilirsiniz.
Gazanız mübarek, insanlık gününüz kutlu olsun.
KADINLARIN,,, başkalarının Lütfü üzere değer görmeye ihtiyaçları yoktur...
Kadınlar da, bütün yaratılmışlar kadar, YARATANDAN ötürü, değerlidir.
Yeter ki, biline...
