Yazar: Sema Ezgü
Başkalarının iyi dediği insan, iyi insandır kuşkusuz. En iyi tahlili başkaları yapar. Buna diyecek sözümüz yok elbet.
Terazi başkalarının elinde olacaksa, onların ölçü metresine ( her ne ile ölçüyorlarsa artık ) nasıl güveneceğiz?
İyi, kime göre iyidir? Küçük iyilikleri genellemek, kendine yapılan iyiliği baz almak yeterli midir?
Benim için iyi damgasını kullanan kişiye, ya ben iyi insan demiyorsam, ne olacak? Onun ölçüsü, tartısı denetim gerektiriyor olmayacak mı? Benimki de elbette...
İyi insan olmak ne kadar kompleks analizler gerektiriyorsa, iyi insan damgasını yapıştırmak da o kadar kompleks işlemler gerektirmelidir bence. Siz siz olun, bu mührü çok kolay kullanıp heba etmeyin derim.
Benim ölçü metrem şöyle çalışır:
İyi insan, mutlu insandır... Anlık mutlu olan değil ama, her daim mutlu olan insandır. Kavga ederken, belayı savuşturmaya çalışırken, hastalıkla mücadele ederken, acısını kalbine gömerken, evlenirken, yürütemeyip ayrılırken hep mutlu olan insandır iyi insan.
Kendinde olanı paylaşırken mutludur iyi insan. Mutluluğunu paylaşmaya can atar. Paylaşınca çoğalacağını bilir çünkü. Defalarca denemiştir. Denedikçe mutlu olmuştur. Denedikçe iyi insan olmuştur.
Çocuk kimin olursa olsun, gelecek gözüyle bakar çocuklara. Emek vermek ister. İyilik mührü bile beklemeden, karşılık istemeden faydalı olmak ister. Onun kazancını kendi kazancı bilir. Arttırmak ister.
Bütün insanları önemsediği gibi, doğayı ve mahlukatı da önemser. Ölçüyü kaçırmamak prensibi iken, kaçıranı uyarmak vazifesi olmuştur. Hayatında bananecilik hiç yer tutmaz. Kendisini değiştirir, çevresini değiştirmeye girişir.
Boş zamanı yoktur, tatil yapmaz, atıl yaşamı kabul edemez.
Tabiat korosuna bir ses olmaya, taş üstüne taş koymaya uğraşır.
Eseriyle öğünmez, üretmeye kaldığı yerden devam eder.
Şan, şöhret derdine düşmez, yaptığı iyiliğe ücret istemez.
Rekabeti sevmez. İnsanın ruhunu köleleştirdiğini bilir.
Özgürlüğün peşinde koşar. Özgürlüğün sınırsızlık olmadığını bilir.
Sınırlarını bilir, korumasını da bilir.
İyi insan güven duyulan insandır. Zor zamanlarda baş vurulan insandır. Terazisine güvenilir, hükümlerine rağbet edilir.
Hz Muhammed bildiğim güvendiğim en iyi insandır. Risaleti tebliğ ettiği yirmi üç yıl boyunca zorlukların içinde yaşadı ne yazık ki... Risaletten önce Mekke nin en güvenilir insanıydı. El Emin diye anılırdı. Risaletle birlikte düşman ilan edildi. Ataların dininin en büyük düşmanıydı artık. Ama hala iyi insandı. Eskisinden daha iyi, rabbinin desteği ile daha mutluydu. ( İnşirah suresi)
Güzel ahlakta insanlığın zirvesini görmüştü hz. Muhammed. Tüm acılarına, zorluklarına rağmen mutluydu. Doğru yolda gitmenin, doğru ipe tutunmanın mutluğunu yaşadı. İnsanlara mutlu olmanın sırlarını vahiyle öğretti. Felaha ermek, mutlu olmaktı. Bu dünyada mutlu olmak, sonsuz ahiret hayatında da mutlu olmayı sağlayacaktı. İnsanlar yalnızca Allah'ın insan nefsine şifa getiren ayetleri ile mutlu olabilirdi. Ayetleri okumak değil tabi ki, ayetleri hayata geçirmekti mutluluğun sırrı.
Demek ki, mutlu olmak zorluklarla, acılarla, mücadele ile yan yana olabiliyormuş.
Demek ki, mutlu olmak, zevk'i sefa sürmek anlamına gelmiyormuş.
Demek ki, mutlu olmak kimsede olmasın, yalnız benim olsun duygusuyla bağdaşmıyormuş. Başkalarını küçük görmekle, kendi statisünü yükseltmeye çalışmakla hiç örtüşmüyormuş.
Demek ki, mutlu olmak dünyevi başarı ile husule gelmiyormuş. Kalbin üzerinde vicdanın hüküm sürmesiyle vücut buluyormuş.
Yani iyi insanlar, mutlu insanlarmış.
Farklı dinlerdeki iyi insanlar da mutlu insanlardır elbette. İyi olmayı bir sebebe bağlamak mutlu olmaya yeterli olacaktır. Hatta inanmayan iyi insanlar da mutlu insanlar olabilir. Onların tek handikapı, zorluklarla mücadele gerektiren karanlık günlerde, sebep sonuç analizleri gereken hassas günlerde ortaya çıkacaktır. Sinava tabi olma meselesini anlamakta zorlanacaklardır. İyi insanlar sebepleri bir gün mutlaka bulacaktır.
Mutluluğa giden yolda bütün iyilikler birer araç olacak, iyi insanlar mutlu insanlar olarak dünya hayatını değerli kılacaktır.