Yazar: Sema Ezgü
Yaşadığımız bu dünya, medeniyet gelişiyor edasıyla ne kadar süslü püslü gösterilmeye çalışılıyor olursa olsun, medeniyet algısının parantez içinde dünya kurulduğundan beri süre gelen acımasız bir savaş var.
Bazen ahlaklı, çoğu zaman ahlaksız olan bir savaştan söz ediyorum.
Aslında savaşın, ne ülkeler, ne ulus devletlerin siyasetleri, veya farklı güç odaklarının dünyevi hevesleri, ne de mücrim akıllarıyla sadece kendilerine ait gelecek planlayıcıları arasında geçmediğini, savaşın sadece ve sadece ahlâklar arasında yaşandığını bu son dönemdeki gelişmeler doğrultusunda net anlamış insanlardan biriyim.
Artık savaşların hedeflerinde sadece askeri güçler veya vatan toprakları hatta enerji kaynakları değil, aileler ve çocuklar hatta insanların yüreklerindeki maneviyatlar var. Farkına varalım.
Kim olduğumuz, hangi takımı tuttuğumuz, hangi felsefeyi savunduğumuz hiç önemli değil artık günümüzde.
Hangi ahlâk temelleri üzerinde bir hayat kurup, kendi kurguladığımız hayat felsefesine sadık kalıp kalmadığımız önem kazanıyor en son dönemeçte.
Her zihnin başarı anlayışının farklılaşması tam da bu sebepten kaynaklanıyor. Bunu görelim.
Farklılıklarımız zenginlik olarak lanse edilirken, farklı ahlaki görüşlerimiz problem olarak görünüyor.
Tek tipleştirilmek üzere baskıya maruz kalıyoruz bugünün dünyasında. Hem de çok değişik odaklardan ayrı ayrı baskılara maruz kalıyoruz. Her aklın ölmeden önce muradına ermek gibi bir acelesi var artık. Bunu da fark edelim.
İnsanları açıkça ve göstere göstere punduna getirmek adına bütün ahlaksız argümanları peş peşe oyuna sürüyorlar. Kargaşadan nemalanmak, tedbirsiz yakaladıkları ahaliyi tuşa getirmek derdindeler. Anlayalım, anlatalım. Bizler de hala yaşarken üzerimize düşen görevlerimizi yerine getirelim.
Güç sahibi olmak istiyorsak ahlaksız çoğunluğa uymaya zorlanıyoruz her fırsatta. Görelim bu gerçeği.
Ama güç sahibi olmanın insanı mutlu etmediğini bilmeyen kalmamış yaşlı dünyamızda mutlu olmanın gerçek yollarını öğrenelim, öğretelim.
Mutlu olmayı laboratuvar ortamında üretip genleriyle oynadıkları virüslerle neredeyse aynı konuma yerleştirebilen ahlaksız savaşçılarla bizler de savaşalım. Kendi ahlaklı mutluluğumuzu kuşanalım. Aynı baskı unsurlarıyla baskıyı da biçimlendirmeye devam eden üst aklı yerle bir edelim. Çünkü Allah her zaman hakkın yanındadır. Bize Allah yeter.
Baskılara direnmeyi düşünüyorsak eğer farkındalık bugün en değerli silahımız olmak zorunda. Başka çare kalmadı ey insan. Şimdi dik duruş zamanı.
Gerçek mutluluğu istiyorsak eğer, fabrika ayarlarımıza dönmeli, kendimizi bilmeliyiz.
Baskılara direnirken kendi vicdanımızda (Kur'an ile) besleyip büyüttüğümüz ahlak felsefesine tutunmak zorunda kalacağımızı da bilmeliyiz. Diğer bütün felsefelerin bizi yarı yolda bırakacağını görebilmeliyiz.
Mutluluk yolunda yalnız olmadığımızı, ama biricik ve özel olduğumuzu bilmeliyiz.
Taş üstüne taş koymadan, taşın altına elimizi sokmadan ve bu dünyadan göçüp gitmeden mutlu olmanın anlamını ahlâk savaşında öğrenmeliyiz.
Çünkü biz, hepimiz hangi yolu seçersek seçelim, hesap sorulucularız. Hesabı verilebilir bir hayatın peşinden koşmalıyız.
Son şans tek şans, bilelim...
Bilmiyorsak, kaynağından öğrenelim.
Haydi dostlar, savaşa...