1 Ağustos 2014 Cuma

ALLAH'IN TOKADI - DERENİN SUYU

Yazar: İsmail Ezgü

ALLAH IN TOKADI

Başıma geleni paylaşmam lazım,yoksa patlayacağım...

Nasıl başlayacağımı da bilemiyorum. İnsan utanacağı şeyleri yazarken zorlanıyor.

Neyse; başladık bir kere...

İhtiyarlayıp emekliliğe hazırlanırken eşimin de teşviki ile küçük boy bir katamaran tekne sahibi olduk.Çok pahalı modellerden değil, askerlik yaşını geçirmiş bir tekne...



Teknemizi evimizin karşısındaki dereye bağladık.Sık sık gidip bir şeyler yapıyorum.Esas hedefimiz bu tekneyi solar tekne haline getirip ege sahillerini yakıt masrafı olmadan gezmek. Yani; keyif yaparken bile bilimsel araştırmalara, keşiflere devam etmek... Deliyiz ya..



Rüzgarlı bir günde teknemizin içine ; yani iki gövdenin arasına hurda bir sandal gelip yerleşmiş.

Sokak kedisinin gelip zorla evimize yerleşmesi gibi bir şey...

Ben de bu davetsiz misafiri, sahibi arar bulur nasıl olsa diye kenardaki ağaca bağlayıp sağlama aldım.

Ertesi gün şeytan bu sandala bi bakmamı söyledi... Gittim , inceledim. Uzun zaman batık kalmış, her tarafı çamur ve kabuklu canlılar istila etmiş. Başaltında küçük bir dolabı var, iple kapakları bağlanmış. Açtım, içinde kirli bir ip ve paslı eski tip bir çapa var. Demin ki arkadaş yine dedi ki; “sen al bu çapayı , teknende yedek çapa olarak kullan”

Ama içimden diğer bir ses de dedi ki:” evladım , sen ne zaman terlemeden bir şey sahibi olsan acısı burnundan fitil fitil gelir.”



Ben de kendi kendime mırıldanmaya başladım. Sakın bu anlattıklarımın abartı olduğunu düşünmeyin, kelimesi kelimesine sadece yaşadıklarımı anlatıyorum.



İçimdeki ses dedi ki” sen şu 10 lira etmez hurda çapaya el koyarsın şimdi şu cebindeki yeni gözlük dereye düşer sana 60-70 liraya mâl olur” ,

“ Sen öyle zannet, ya milletin zorlaması ve psikolojik aşağılaması sonucu ilk defa sahip olduğun şu cebindeki pahalı, akıllı telefon dereye düşerse? “

“Blujean pantalonun cebinden nasıl düşecek ki? Ben çıkartırken zorlanıyorum. Geç onu sen..”

Neyse; çapayı aldım tekneye koydum. Bu arada “ teknenin sahibi çıkar gelirse çapasını da veriveririm” diye  teselli de buldum.



Biraz sonra tekneye bitişik duran kendi sandalıma geçip biraz gezinti yapmak için halatları çözdüm, tam o sırada , her acemi kaptanın başına geldiği gibi sandal tekneden uzaklaşmaya başladı...

Olsun , ben atletik bir adamım , sıçrar ve tekneye çıkarım. Aynen öyle yaptım, havalandım fakat tekneye konamadım , ayağım sandalın ipine dolanmış, sağ ayağım nerdeyse kırılacak gibi sandalın kenarına çarptı, sağ kolum teknenin kenarına aynı şiddetle çarptı ve bendeniz atletik ihtiyar, bir ayağı sandalda ipe sarılı vaziyette hayal edebileceğiniz en pis dere suyuna gömüldüm..Kafam ve vücudum suda, ayağım sandalda...

?!!!

Siz bu durumda ne yaparsınız?

Ben genellikle içimden veya aşikâre; okkalı bir küfür savururdum.

Fakat nedense bu sefer öyle yapmadım.. Ayağımı zor belâ ipten kurtarıp, cebimden kıymetli telefonumu çıkartıp hemen sıçrayarak onu kurtarmak gayreti ile teknenin üzerine koydum. Acı içinde kıvranırken çarçabuk tekneye tırmandım ve telefonun pilini çıkarttım.

Hanım beni bu halde görse uzun müddet yanıma yanaşmaz.. Her tarafımdan koyu yeşil renkli pis sular akıyor.



Fakat hayret benim küfür hâlâ ortalarda yok..

Derin bir nefes aldım ve etraftan duyulacak kadar yüksek bir sesle “ ALLAH ım sana şükürler olsun “ dedim.

Noluyor yahu. Nerdeyse iki asgari ücret eşdeğeri telefonun gitmiş sen şükrediyorsun.

Tekrar “ ALLAH ım sana şükürler olsun ya Rabbim” dedim ve gülümsemeye başladım.



Bir hikaye aklıma geldi; evliyanın birisi Allah a şikayette bulunuyormuş” Allah ım beni unuttun, son zamanlarda herşey güllük gülistanlık, Hiçbir sıkıntı vermiyorsun, sen beni unuttun Allahım” derken önündeki basamağı görmeyip tepe taklak merdivenlerin dibine kadar yuvarlanmış.

Yerden doğrulmaya çalışırken “ Çok şükür, beni unutmamışsın “ diye mırıldanıyormuş.



Şimdi ben de şükrediyorum; Allah ım beni haramdan korudun. Sanki çok aceleymiş gibi hemen paslı çapayı aldım, eski yerine yerleştirdim ve ipini de eskisi gibi bağladım. Birisi görecekmiş gibi  hemen tekneme döndüm.



Islak telefon kurutuldu, denendi , ümit yok.. Ne ses ne görüntü..

Ertesi gün çocuklara söyledim ,kendime aynı telefondan bir tane daha satın aldırdım.

Böylece maddi cezamı da çektim.



Bu olayın üzerinden birkaç gün geçti. Çocuklar gazi telefonu pirinç içine yatırdılar, pirinç rutubetini alıp telefonu kurtaracakmış.

Bu pirinç te ne önemli bir rızıkmış... Üniversite imtihanına girerken Annem okuyup üfleyip yutturmuştu. Aradan 40 yıl geçti. Hâlâ aynı görevini yapıyormuş. Hayatında din ile hiç temas etmemiş dostlarımız bile çocuklarının üniversiteye girişi için mutlaka okunmuş pirince başvuruyorlarmış.Ne mübarek bir tahılmış bu pirinç..



Neyse biz nerde kalmıştık..

Haa; bizim ıslak telefonun akibetini de söyleyeyim.İnanılır gibi değil...

Bir gün sonra ilk ses geldi, ertesi gün ekranda ilk görüntü parçaları belirdi.

Üçüncü gün sanki normale döndü gibi.. Ufak tefek problemleri varmış ama eminim bu hızla düzelmeye devam ederse ilk halinden daha üst versiyonlara da çıkabilir.Elektronik mühendisi olmasam şimdi ne biçim hurafeler uydururdum. Bu arada, bizim telefonun prinçleri okunmuş değildiler. Bir de okuyup üfleseymişiz acaba bizim telefon evrimini bir üst seviyeye çıkartıp uydu telefonuna mı dönüşürdü ki?



Şimdi sıkı durun ; bizim oğlan dere görmüş telefonuma talip olarak bir üst sınıfa atlayacak. Kendi telefonunu gelinime vererek onun da bir üst sınıfa atlamasını sağlayacak, gelinin eski telefonu da benim hanıma giderek onun ilk akıllı telefonu olacak.. Bakar mısınız ;ben dahil herkes bir üst sınıfa terfi etti...

Bu işte en pis durumda olan benim tekne kıyafetlerim. Hanım defalarca yıkadığı halde hâlâ renkli sular akıyormuş.



Bu işte en kârlı çıkan elbette benim.

Allah ım sana şükürler olsun...

Beni unutmamışsın...