14 Eylül 2016 Çarşamba

YOLA ÇIKIŞ 10 HAZİRAN 2016

Yazar: İsmail Ezgü

10 Haziran 2016

Sabah 8 de Riva'dan demir alarak inşallah 3 ay sürecek deniz maceramıza başladık.

Eşim ve ben son bir haftayı yoğun hazırlık çalışmalarıyla geçirdik. Ben tekne hazırlıklarıyla uğraşırken , yaşam için gerekli tüm hazırlıkları da eşim yapıyor.

Ben geçen seneki Ayvalık seyahatimizde verimimizi düşüren problemli panelleri değiştirdim.Ön tarafa da bir miktar daha panel ilave ettim.

Bu sene biraz risk alarak benzinli motoru iptal edip montaj demirini dahi söktüm. İkisinin toplam ağırlığı yaklaşık 100 kg civarı geliyordu. Böylece önemli bir ağırlıktan kurtulduk. Geçen seneki tecrübelerimizden biliyoruz ki teknede lüzümsuz her ağırlık aleyhimize oluyor. Denizciliği bilen kişilerin bu kararımı doğru bulmayacağını tahmin ediyorum. En kritik anlarda yedek motor bulunması bazen hayati önem taşır. Bu riski ortadan kaldırmak üzere öncelikle İLK motorumuzun aynısı ikinci bir elektrikli motor ilave ettim. Böylece hem enerji tasarrufu yapacağız hem de aynı enerji ile biraz daha fazla yol alabileceğiz.

İlave olarak ikinci bir tedbir daha aldık; küçük portatif benzinli bir jeneratör satın aldık. Gerektiğinde bu jeneratörü devreye sokup enerji takviyesi yapabileceğiz. Bu iki tedbir sayesinde benzinli motorumuzun yerini dolduracağımızı düşünüyorum. İnşallah yanılmıyorumdur.

Ayrıca her iki motorumuzun da arıza yapma ihtimaline karşı elimizde mevcut olan 12 V luk iki elektrikli motorumuz daha var.

Yola çıkış için ilk belirlediğimiz tarih 12 haziran idi fakat önümüzdeki meteorolojik şartları inceleyerek yola çıkışımızı iki gün öne almayı tercih ettik.Teknemiz güneş enerjisi ile çalıştığı için rüzgar yanında bulut durumu da bizim için önemli bir faktör.Genellikle fırtına olunca zaten bulutlar da artıyor.

11 Haziran akşamı ilk torunumuzun 3. yaş gününü kutlayacaktık. Aynı akşam dünürüm de iftara davet etmişti. Pazar sabahı yola çıkmak iyi olacaktı fakat denizcilikte her şeyi hava durumu tayin ediyor. Eğer pazar günü yola çıksak muhtemelen boğazdan çıkar çıkmaz bozan havadan korunmak için uygun liman arayacak ve orada bir veya birkaç gün kalmak zorunda olacaktık. Yani İstanbul'dan çıkamadan ilk hapis durumunu yaşayacaktık. Erken çıkarak birkaç günlük güzel havadan istifade ederek hiç olmazsa Marmara'yı bitirmiş olabilirdik.

Dünürümden rica ettim, sağolsun iftarı 3 gün öne, çarşambaya çekti, torunumun doğum günü pastasını da iftardan sonra kestik. Perşembe akşamı da üç oğlum , iki gelin kızım ve iki torunumla birlikte bizim evde iftar yaptık.Herşey çok güzel oldu.Tüm ailenin bir arada olması çok güzel bir şey.

.. .......

İstanbul boğazına girene kadar Karadeniz'in kaba dalgaları bizi biraz salladı fakat boğaza girdikten sonra dalgalar kesildi ve akıntı bize destek olarak hızımızı artırdı. Normalde 4-5 mil olan hızımız bazen 7-8 mile kadar çıkabildi.

Üçüncü köprünün altından geçerken ülkemle bir kere daha gurur duydum. Muhteşem bir eser.

Boğazın iki yakası muhteşem güzellikler sunuyor yine... Çeşitli tonlarda yeşillikler ve renkli çiçekler açmış ağaçlar, tarih kokan muhteşem yalılar..

Nedense bu yalılar bende bir hüzün ve yalnızlık duygusu yaratıyor.

Dikkat ediyorum hiç bir yalıda canlılık yok.Yalılarda yaşayanlar hiç görüntüye girmiyor.Sanki yalıların çoğu terkedilmiş gibi. Çok çok parası olan süper zenginler bu yalıları satın alıp ayda alemde bir kere , dostlarına ve medya yoluyla herkese hava atma partileri yaparsa bu yalıları kullanıyorlar.

Herhalde yalıların keyfini hizmetkârlar çıkarıyor.

Halbuki; torunların ve evlatların bahçede cıvıl cıvıl koşuşturduğu bir görüntü ne kadar güzel olurdu. Ama ne mümkün. Çocuk dahi yapmıyorlar ki... Aileler artık 2 kişiden oluşuyor. Çoğunlukla da boşanıyorlar. Gençler dahi yalnız yaşamayı tercih ettiği için yeni yapılan binalarda bol bol 1+1 hatta 1+0 daireler satılıyor. Her bireye bir ev, her eve ayrı ayrı buzdolabı, televizyon , mobilya vs. vs.

Tüm paralar üç beş holdinge. Ne kadar güzel bir sistem?

Bir ay çalış, maaşı al, gelen 30 gün içinde aldığın paranın tamamını harca, yetmez biraz da kredi alırsın. Ay sonu gelmeden aldığın para fazlasıyla tekrar geldiği yere dönüyor. Peki biz niye 30 gün deliler gibi çalıştık? Nereye doğru gidiyoruz bilmem?

Neyse ki biz nereye gittiğimizi biliyoruz.

Allah nasip ederse hedefimiz Fethiye.

Kısmetse kelebekler vadisine ve dünyanın en güzel yerlerinden birisi olan Göçek koylarına ulaşmayı planlıyoruz. Gayret bizden...

Saat 11 gibi Sarayburnu'nu dönüyoruz.

3 saatte buraya gelmek hiç fena değil. Trafik çok tıkalı olduğunda arabayla buraya gelmek te bazen 3 saati bulabiliyor  di mi?

Bizim teknenin en hızlı hali bu olsa gerek.

Saat 13 gibi Yeşilköy açıklarındayız. Uçaklar üzerimizden inişe geçiyorlar. En hızlı ile en yavaşın yolu burada kesişmiş oldu. Ama biz bedava gidiyoruz. Biraz hızlı yürüyen bir kişi bizimle birlikte gidebilir. Fakat biz 2 tonluk evimizi yanımızda taşımış gibi oluyoruz. Hem de masrafsız..Gönlümüzce..

Hava oldukça sakin.Buraya kadar rüzgâr hafif te olsa arkamızdan bize destek oldu.

Büyük çekmece gölü civarında rüzgâr tersine dönmeye başladı. Genelde olduğu gibi gölün önlerinde deniz çalkantılı olmaya başladı. Rüzgâr sertleşti ve karşımızdan geliyor. Hızımız 5 milden 4 e düştü.

Saat 16 gibi Güzelce önlerinden geçiyoruz. Yola çıkarken her zaman yaptığımız gibi şartlara bağlı olarak birden fazla hedef belirliyoruz. Bugün iyimser hedefimiz Marmara Ereğli'si idi.

Fakat bugün havanın kısmen bulutlu olması nedeniyle güneş panellerinden elde ettiğimiz enerji biraz düşük oldu. Öğleden sonra rüzgâr devamlı karşımızdan geldiği için dezavantajlı idik..

Bu nedenle Silivri'ye yönelmeyi tercih ettik. Risk almıyoruz.

Açıkta sahil güvenlik botu  görünüyor. Bottan ayrılan küçük bir botla bize doğru gelen görevliler bir iki balıkçıyı denetledikten sonra bizi de durdurdu. Evraklarımızı kontrol ettiler ve yangın söndürücü ile can yeleklerini sordular. Hepsi fazlasıyla mevcut olduğu için rahatız. Bottaki personel teknemizle çok ilgilendiler. Anladık ki bizim tekneyi biraz da meraktan durdurmuşlar. Merak ettikleri şeyleri sorup cevaplarımızı aldıktan sonra teşekkür edip uzaklaştılar. Son derece nazik davrandılar. İçimiz ferahladı. Genelde yetkililerin üstten bakan tavırları bizi rahatsız ediyor.

Saat 19 gibi Silivri limanına giriyoruz.Limanda yavaşça bir tur atıp kimseyi rahatsız etmeden demir atabileceğimiz bir yer seçiyoruz. Liman ve benzeri yerlerde yavaş gidip dalgalarla diğer tekneleri rahatsız etmemek en önemli kurallardan biridir.

Genelde mümkün olursa ıssız köşelere demir atmayı tercih ediyoruz.

Demir attıktan sonra kıyıdaki kayalara da bağlanıyoruz.

Tekne yerini bulunca eşim iftar hazırlıklarına başladı.İkimiz de oruçluyuz.Yolculuk oruç açısından bizi hiç zorlamadı. Hava serin ve rüzgâr kuvvetli olduğu için iftarı kamarada yapmayı tercih ediyoruz.

Yemekten sonra çay bardağı elimde iken bir kaç kez uyukladım. Bardağı bırakıp derin bir uykuya dalmışım. Uykuya dalmak değilde bitmek gibi bir şey.. Vücudum pes etti sanki.. Birisi düğmeye bastı ve beni kapattı. Ta ki sahur için telefonun alarmı çalana kadar..

Çok güzel bir “ilk gün” oldu.

İnşallah hep böyle güzel devam eder..

-------------------------------------------------------------------------------------------

11 Haziran 2016 Silivri den çıkış;



Deliksiz bir uyku ve sahurun ardından sabah 8 de Silivri'den demir aldık.

Rüzgar karşımızdan hafif esiyor. Hedefimiz Hoşköy.

Saat 11 gibi Marmara ereğlisini teğet geçiyoruz. Sağa bakarak geçen yıl burada yaşadığımız anıları tazeliyoruz.

Salmayı ilk olarak burada dibe vurmuştuk. Gece yarısı askerler tarafından demirlediğimiz yerden kovulmuştuk vb...

Tatsız gibi görünen ama bize ders veren küçük aksilikler...

Burayı geçince etrafımızda yunusları görmeye başladık. Geçen sene de bu civarlarda bize eşlik etmişlerdi.

Yolumuzu uzatmamak için sahile yanaşmadan direkt olarak hedefimize gidiyoruz. Fakat ilginç bir durum var; etrafta hiç gemi yok.

Halbuki Marmara adası yönüne baktığımız zaman , normalde her an üç beş büyük gemi görürdük. Ufuk hattı hiç böyle boş olmazdı.

Biz bu sakinlik üzerine konuşurken Tekirdağ tarafından portakal renkli bir gemi bizim tarafa doğru gelmeye başladı.Tekirdağdan Marmara adasına araç taşıyan feribot olduğunu düşünerek yolunu kesmemek için yavaşladık fakat o yine bize doğru geliyor. Tekrar dümen kırıp ona yol vermeye çalıştım fakat gemi ısrarla bize doğru geliyor. Hatta diyebilirm ki resmen korsan gemisi gibi önümüzü kesti. Tekirdağ tarafındaki bir iki gemiden başka etrafta hiç gemi yok. Geminin kaptan köşkünün kapısı açıldı ve dışarı çıkan birisi el kol hareketleriyle birşeyler söylemeye çalışıyor. Kafamız karıştı , 158 den sahil güvenliği arayıp durumu anlattık. Meğerse bu bölgede sismik araştırma yapılıyormuş. Bu nedenle bu bölge yasak bölge imiş. Bu gemi de ana gemiye yardım eden yani yol güvenliği sağlayan destek gemilerinden birisi imiş.

Bize el kol işareti yapan adam bu sefer elindeki telsizi göstererek işaret yapıyor, ben de telsizimiz olmadığını anlatmaya yönelik hareketler yapıyorum. Adam içeri girdi, çıktığında elinde megafon vardı. İngilizce olarak durumu anlatıyor ve Tekirdağ tarafına doğru yani geriye gitmemizi söylüyor.

Nihayet anlıyoruz ki etraftaki hareketsizliğin nedeni “Barbaros Hayrettin Paşa” araştırma gemimizin gerçekleştirmekte olduğu sismik araştırma faaliyeti imiş ve biz de cehaletimizin ve ihmalimizin sonucu olarak yasak bölgeye girmişiz. Halbuki yola çıkmadan önce “seyir, hidrografi ve oşinografi dairesi”nin web sitesinin kısa yolunu bilgisayarıma kaydetmiş ve zaman zaman burayı kontrol etmeyi kararlaştırmıştım fakat hiç bakmadım.

Adam megafonla gemiye yaklaşmamızı söyledi. Çok nazik konuşan birisi idi. Ama şunu düşünmeden de edemiyor insan; neden Türkçe konuşan bir personel koymazlar.

Gemiye olabildiğince yaklaştık. Sanki yanımızda 5 katlı apartman var. Balkondaki birisiyle konuşuyor gibiyiz. Bir yandan da sallandığımız için bize ürkütücü geldi. Koca gemi bizi altına alacakmış gibi...

Yaklaşınca muhabbetimiz daha kolaylaştı. Nazik bir dille bize teferruatlı olarak izah etti.

Bizim “Barbaros Hayrettin Paşa” arkasında 2-3 millik bir halata bağlı olarak 7 veya 8 tane iri balon çekerek Tekirdağdan Marmara adasına doğru seyir yapıyor. Bu nedenle bizim ileriye doğru devam etmemiz mümkün değilmiş. Tekirdağ'a dönmek bize gidiş geliş en az 2-3 saat kaybettirecek. Ben de geriye gitmeyip burada beklesem , Barbaros geçip gidince devam etsem olur mu diye sordum. Olur dedi fakat kendi gemisi de yanımızda beklemek zorunda imiş.

Kabul ettik. Yaklaşık 1 saat bu pozisyonda bekledik. Barbaros iyice gözden kaybolmaya başlamıştı. Bu arada Tekirdağ tarafından gri renkli ikinci bir destek gemisi yanımıza yaklaşmaya başladı. Megafonlu arkadaş bize bu gri geminin sağından doğru geçebileceğimizi söyledi. Teşekkür edip motoru çalıştırdık. İkinci gemiye yaklaştığımızda bir başka megafonlu arkadaş, ama bu sefer Türkçe olarak bize saydırmaya başladı. Nerdeyse dövecek. Neden yasak bölgeye girmişiz, derhal Tekirdağ sahiline dönmeliymişiz vb. Nazik olsa sanki günaha girer. İngilizce konuşan adamı gel de arama..

Çaresiz yönümüzü Tekirdağ tarafına çevirdik. Artık Hoşköy'e varmamız mümkün değil. Hava kararmak üzere. Halbuki biz bu akşam Hoşköy'de iftara Hasan Kaptan'a sürpriz yapacaktık. Şimdi Kumbağ limanına doğru gidiyoruz.

Limana girince herzamanki gibi diğer teknelerden uzak ıssız bir kenara yanaşmaya çalışırken resmi kıyafetli bir amca bize doğru geldi. Artık biraz tecrübemiz var, meselenin para olduğunu anlıyoruz. Çapayı henüz atmıştım. Bota binip amcanın yanına yaklaştım. Fiyatı sordum, eliyle 1 işareti yaptı. On lira istediğini zannettim fakat emin olmak için tekrar sordum. O tek parmak 100 TL demekmiş. İçimden sıkı bir YUH çekmek geldi. Daha önce yaptığım gibi bu para karşılığında hangi hizmetleri alabileceğimi sordum. Hiçbir hizmet yok. İnsan bari su, tuvalet vs. gibi basit şeyleri söyleyebilir. Bizim ki sadece para tahsili. Hizmet hakgetire...

Eşim böyle durumlardaki davranışımı öğrenmişti artık. Hemen çapayı alıp limanın dışına çıktık. Liman içi zaten güney rüzgarına açık. İçerde de dışarda da sallanacağız öyleyse neden 100 TL vereceğim ki?

Biraz ilerideki plajın önüne çifte demir atıp keyfimize baktık. Limanda giremezdik, burada denizin de keyfini çıkarıyoruz.

Eşim iftar için sofrayı hazırlarken ben de botla sahile çıkıp market alışverişi yapmayı düşündüm.

Sahile ulaşıp bottan inerken tökezledim ve 40-50 cm lik suya boylu boyunca serildim.Derhal yeleğimin cebindeki telefonu kurtarmak için hamle yaptım. Bu telefon da giderse herkes beni tefe koyacak. Suyla buluşan kaçıncı telefonum olacak bu... Hızlı şekilde pilini çıkarıp telefonu kurtarmaya çalıştım.

İnşallah bu sefer kurtarabilirim.

Hemen yolun karşısındaki marketin kapısına vardığımda halim pek komik idi. Üzerimden sular akıyor , ayaklarım kumlu. Bu vaziyette içeri giremem. Market çalışanı bayana rica ettim, istediklerimi kapıya kadar getiriverdi.

Tekneye dönüşte hanımın bakışları anlamlı idi. Küçük çocuklar vardır ya; iki dakika yalnız bırakmaya gelmez, üstünü başını rezil eder. Ben de onlar gibiydim. İki vertigo hastası denizciliğe heveslenirse olacağı budur. İnşallah yollarda vertigomuz nüksetmez.

İftar sonrası ıslak telefonu kuruttum ve topladım. Sonuç iyi. Problemsiz çalışıyor.

Bu moral ve yorgunluk ile sahura kadar rahat ve deliksiz bir uyku.

--------------------------------------------------

12 Haziran 2016 KUMBAĞ – HOŞKÖY



Kumbağ'dan sabah 8.30 da yola çıktık.

Bugün kısa yol alıp Hoşköy'de Hasan Kaptan'a misafir olmayı düşünüyoruz.

Yola çıktığımızda rüzgar hafif idi fakat Uçmakdere civarında hem rüzgar arttı hem de dalgalar kabardı.Bu bölgede genellikle böyle olduğunu duymuştum.

Dalgalar kabardıkça teknenin burnu suya girip çıkmaya başladı. Büyükçe bir dalgaya girdiğimizde önde bağlı olan botun içine su girdi ve botu tutan iplerden birisi koptu. Diğer ip te koparsa bot dalgalara karışacak ve onu kurtarmak bu havada çok zor olacaktı. Hemen dümeni eşime verip ön taraf koştum. Botun bir kısmı suya dalmıştı ve onu yukarı almak beni oldukça zorladı. Artık tedbiri artırıyoruz ve botu iki değil dört iple sağlama alıyoruz. Bu da bize yeni bir ders oldu.

Hoşköy'e öğle saatlerinde varıp limana girerken Hasan kaptan'a selamımızı verip eski bir tekneye bağlanıyoruz.

Hasan Kaptan teknesinde bozuk olan mazot pompası ile uğraşıyor.

Tamirci çağırmış fakat işi zor. Akşama kadar bu tamiratla uğraştılar.

Biz de bu arada köyü gezdik.

İftardan sonra teknemizin yanındaki çay bahçesinde çayımızı içtikten sonra Dondurmacı Veyis'in yolunu tutuyoruz.Adamın dondurmaları nefis.

3 top dondurma 3 lira. Biraz önce içtiğimiz bir fincan çay da 3 lira. Kıyaslama yaparsak dondurmanın emeği ve maliyeti çok daha yüksek. Hem de çok leziz. Bana kalırsa tercihimi hep dondurmadan yana kullanırım.Bu kadar reklamdan sonra işletme sahibini tanıdığımı düşüneceksiniz.Tanışmıyoruz; fakat doğruya doğru; adam işini güzel yapıyor. Biz de hakkını vermeye çalışıyoruz.Ellerine sağlık..

Sabah erken yola çıkacağız. Bu nedenle erken yatıyoruz.

-----------------------------------

13 Haziran 2016 HOŞKÖY- LAPSEKİ



Sabah 5.30 da Hoşköy'den ayrılıyoruz. Bugün hava güzel fakat yarın yağışlı ve rüzgarlı olması bekleniyor. Muhtemelen bu akşam vardığımız yerde fazladan bir gün daha kalmak zorunda olacağız.Rüzgar genellikle karşımızdan geliyor fakat çok şiddetli değil. Güneşli bir gün olacağı için inşallah oldukça uzun mesafe katedebileceğiz.

Yolda yine yunuslar bize eşlik ediyorlar.

Çok şükür yolda hiç bir olumsuzluk yaşamadan saat 14 te Lapseki limanına giriyoruz. Bu liman boğazdan geçerken hiç dikkat çekmiyecek şekilde gizli bir köşeye inşa edilmiş. Çok dikkat edilmezse hiç görülmüyor.Liman içi çok rahat. Sığ olduğu için sanırım; hiç büyük tekne yok. Bizim için son derece uygun bir liman.

Demirledikten sonra küçük bir tekne yanımıza yanaştı.Teknedeki delikanlı halimizi hatırımızı sorup bir ihtiyacımız olursa karşıdaki barakada olacağını söyledi. Doğrusu çok hoşumuza gitti. Hem teknemizi merak etmiş hem de selam vermek istemiş. Selam verenleri çok olur inşallah.

İftar yaklaşırken eşim yemek hazırlıklarını tamamlıyor ve güneşin batışında oluşan nefis renkli görüntüleri fotoğraflayıp arkadaşlara gönderiyor. Gerçekten renkler göz alıcı. Fakat biliyoruz ki bu nefis renkler gelecek kötü havanın habercisi.

Gece rüzgar oldukça kuvvetlendi. Fakat yerimiz iyi. Rahat bir gece geçiriyoruz. 

---------------------------------

14 Haziran 2016 LAPSEKİ



Sabah uyandığımızda deniz süt liman. Fakat meteorolojiden biliyoruz ki biraz sonra beklenilen rüzgar ve yağış gelecek. Bugün hava tamamen bulutlu geçecek. Bu nedenle yola çıkmayıp bugünü de Lapseki'de geçireceğiz.

4 günlük yorgunluktan sonra bu mola bana çok iyi geldi. Bugün hem dinlenmeyi hem de çarşıya çıkıp alışveriş yapmayı planlıyoruz.Öğleye doğru botla kıyıya çıkıp çarşı yönünde yürüyüşe başlıyoruz. Aniden bardaktan boşanırcasına sağanak yağmur bastırıyor fakat biz hazırlıklıyız, yağmurluklar üzerimizde.

5 dakikalık yürüyüş sonrası feribot iskelesine ulaşıyoruz. Buradan kalkan feribotlar Gelibolu'ya gidiyorlar.İskeleden sonra şehir başlıyor.İçeriye giden sokaklardan birisine dalarak merkeze ulaşmayı düşünüyoruz.Etrafta alışveriş yapabileceğimiz dükkanlara ulaşınca bir miktar alışveriş yapıyoruz . Geri dönmeyi düşünürken semt pazarını farkediyoruz.Bugün Lapseki'nin pazarı imiş. Eşim taze sebze ve meyvelerden taşıyabileceğimiz ve koruyabileceğimiz kadar alıyor. Birazcık alışveriş yapalım derken ikimizinde elleri poşetlerle dolu olarak yavaş yavaş limana doğru yürümeye başlıyoruz. Dönüşte de yağış devam etti fakat biraz önceki kadar şiddetli değildi.Bu yürüyüş bize çok iyi geldi. Teknede dar alanda bu yürüyüşlere hasret kalıyoruz.

Akşam saatlerinde yağış durdu ve hava sakinledi. Yarınki güzel hava şimdiden kendini göstermeye başladı. İnşallah yarın Çanakkale boğazını geçeceğiz.

Gecemiz sakin ve huzurlu geçti. Lapseki limanının sükûneti bize çok iyi geldi.

Orucun etkisi herhalde; erkenden uyuklamaya başlıyorum. Eşim benden iyi. Ben erkenden uyuyorum. Hani derler ya; tavuklarla yatıp, horozlarla kalkmak diye... Ben öyleyim işte.

--------------------------------

15 Haziran 2016 LAPSEKİ-BOZCAADA

Sabah 6 da lapsekiden yola çıkıyoruz. Hava ve deniz çok sakin.

Boğazın sol kıyısını takip etmeye karar verdik.

Çanakkale boğazını sorunsuz geçiyoruz.

Geçen yılki seyahatimizde sığlıklardan çok çekmiştik. Sık sık salmayı dibe vurmuştuk. Bu seferimizde bu riski azaltmak için derinlik ölçme cihazı almak istedik fakat adı “derinlik ölçme cihazı “ olan aletler çok pahalı geldi bize. Biz de internetteki bazı sitelerde tavsiye edilen “balık bulucu cihaz” satın aldık. Fiyatı 500 TL civarı olan bu alet balıkları göstermek yanında derinlik te gösteriyor ve sığlık alarmı da verebiliyor. Örneğin aleti 5 mt ye ayarladığımızda derinlikl 5 mt nin altına düştüğünde sesli ve görsel alarm vererek bizi uyandırıyor.

Bu alet çok işimize yaradı. Demir atacağımız yerlerde de bize çok faydalı oldu.

Çanakkale boğazından çıkıp güneye dönünce kıyıdan oldukça uzak gidiyoruz. Artık Ege'de olduğumuz dalgalardan belli. Bizi oldukça sallıyor. Epeyce sallanmamıza rağmen herhangi bir sorun yaşamadan saat 16.30 gibi Bozcaada'ya ulaştık. Limanın kuzeyinde kalenin hemen arkasındaki plaja demir attık. Burası bizim için çok keyifli bir yer oldu. Sahil ve çarşı yakın. Temiz olan denizde yüzüp serinledik.

İftardan önce botla sahile çıkıp marketten içme suyu ve diğer ihtiyaçları aldım. Akşam eşimle kıyıya çıkıp çarşıda gezinti yapıyoruz.

Dondurma yemek ikimiz için de ayrı bir zevk. İkimiz de tatlıyı seviyoruz ama dikkat etmek zorundayız. Genelde sütlü tatlılar favorimiz. Meselâ ben her dînî bayramda sütlâç sayesinde 4 günde 4 kg alıyorum. Daha sonra 2 ay geri vermeye çalışıyorum.Bu nedenle tüm tatlılardan uzak durmaya çalışıyoruz fakat dondurmaya gelince frenlerimiz tutmuyor. Denizde akşam yürüyüşü ve dondurma keyfi bizim için apayrı bir lüks. Bizim lüksümüz de bu kadar işte...

-----------------------------
16 Haziran 2016 BOZCAADA – (poyraz adası)- AYVALIK

Sabah 6 da Bozcaada'dan ayrılıyoruz.

Deniz süt liman.

Saat 9 gibi Babakale'ye yaklaşırken sahil güvenlik botu bizi durdurdu.Oldukça irikıyım bir bot bize bordaladı. Kaptan Ersin komutan Bozcaada ekibindenmiş. Sırf meraktan bizi durdurduğunu söyledi. Çok nazik ve insancıl bir asker. Teknemize davet ettik. Çok ilgilendi. Ben de kısa sürede verebileceğim teknik bilgileri aktardım. Çok beğendiğini söyleyerek bizleri tebrik etti. Bize çikolata ve keklerden oluşan ikramlıklar sundular.

Bu davranışlar bizi onore etti ve ordumuza olan sevgimizi daha da artırdı. Dönüşte bizi Bozcaada'ya davet etti. Dönüşte inşaalah ziyaret etmek istiyoruz.

Müsaade alarak onları videoya kaydettik. Ersin komutanın botu sahil güvenliğin en hızlısı imiş. Saatte 56 mil hız yapabiliyor. Yani 100 km hızla giden bir otomobil gibi. Arkasından havaya fırlattığı suyun boyu neredeyse teknenin boyunun 3 katı. Denizde müthiş bir görüntü oluşturuyor. Allah yardımcıları olsun.

Sahil güvenlik ayrılalı 5 dakika olmuştuki aniden iki motorumuzdan birisi sustu.Hava güzel olduğu için rahatça durup motoru inceledim.

Çok ilginç bir arıza metdana gelmişti. Motorun üst kısmındaki iki kapak da havaya kalkmış ve kısmen parçalanmıştı.Anlaşışıyordu ki motorun alt kısmından yukarı doğru müthiş bir basınç oluşmuş ve kapakları fırlatmıştı.Bu arada 100 A lik sigorta da atmıştı. Bozuk motoru havuzluğa alıp tek motorla yolumuza devam ettik. Bu arıza hızımızı %20 kadar azalttı ve ön lastiği patlak otomobil gibi tekneyi sürekli sola çekmeye çalışıyor. Ben de mecburen dümeni sürekli sağa bastırmak zorunda kalıyorum. Teknemiz sola kolayca dönüyor fakat sağa dönmemek için direniyor.

Behramkale açıklarında rüzgar iyice şiddetlendi ve dalgalar sarsmaya başladı.

Motor arızası ile ilgili satın aldığımız firmayla irtibata geçiyoruz ve servis elemanına durumu anlatmaya çalışıyorum fakat o da bir yorum yapamıyor. İlk fırsatta motoru inceleyip teşhis koymaya çalışacağım.

Bu arızanın tedirginliği ile Ayvalık adalarından birisi olan Poyraz adası'na saat 18 gibi ulaşıp demirliyoruz. Adından da anlaşılacağı gibi bizi poyraz rüzgarından koruyarak sakin bir ortam sunuyor.

Motorla daha sonra ilgilenmeye karar verip kendimi serin sulara bırakıyorum. Sahile çıktığımızda kıyılarda göçmenlerin ardında kalan çok sayıda can yeleği, şambiyel vb. malzemeler var. İlaveten bol miktarda çöp. Bu ıssız ada bile kirlilikten fazlasıyla nasibini almış.

İftardan önce bozuk motora bir göz attım fakat arıza ciddi görünüyor. Artık yarın devam edip birşeyler yapmaya çalışacağım.

Bu moral bozucu şartlarda bile erkenden uykuya dalıyorum.

Sabah ola hayrola...

-----------------------------------------
17 Haziran 2016 POYRAZADA- CUNDA- AYVALIK– ÇIPLAKADA

Sabah kalkar kalkmaz arızalı motorla ilgilenmeye başlıyorum. Havuzluktaki seyyar masamız benim küçük atölyem oldu. Motoru inceleyip soruna teşhis koymaya çalışacağım. Öğle vakti yaklaştı ve ben henüz kesin bir şey elde edemedim. Üst kısımdaki elektronik devrede herhangi bir yanık patlama vs. görünmüyor. Sorun motorun olduğu alt kısımda. Bu alt kısımda oluşan arıza nedeniyle meydana çıkan yüksek basınç üst kapakları yerinden kopartmış ve fırlatmış.

Bu arızanın nedeni motora giren su olabilir. Henüz bir yılını doldurmamış böyle pahalı bir motorda böyle saçma bir arıza nasıl oluşabilir aklım almıyor.

Bugün cuma ve ben cuma namazı için cunda adasına ulaşmaya çalışacağım. Hemen yola çıkıyoruz.

Çok şükür amaçladığım gibi cuma namazını cunda adasının sahilindeki tarihi camide kılıp ardından arızalı motoru kargoya vermek üzere Ayvalık'a doğru yola çıkıyoruz.

Kargoyu teslim ettikten sonra körfezden çıkıp güneydeki Çıplakada'ya gidiyoruz. İftar saati de yaklaştı. Bu akşam çıplakada'da kalacağız.

Issız yerlerde kalmak ikimizin de hoşuna gidiyor. Çok kalabalık ve gürültülü yerler bizi sarmıyor hiç.

----------------------------------------------

18 Haziran 2016 AYVALIK– (ÇIPLAKADA) - KARABURUN

Sabah 7.30 gibi yola çıkıyoruz. Deniz çarşaf gibi. Umarız akşama kadar böyle devam eder.

Problemsiz ve sakin bir seyahat sonrası akşam 18.30 gibi Karaburun yeni limana (Tepeboz) ulaştık.

Liman girişinde sol tarafa demir atmaya çalışırken sağdaki mendirek ucundan bir beyefendi bizi sağ tarafa bağlanmaya davet etti. Beyefendi tabirini özellikle kullandım çünkü limanlarda duymaya alışık olmadığımız bir şekilde nazik konuşan benim yaşlarımda bir beyefendi idi. Su ürünleri kooperatifi başkanı imiş. Kendisine buradan da çok teşekkür ediyoruz.Teknemizi uzun zamandır kullanılmadığı belli olan büyükçe bir balıkçı teknesine borda ettik.Böylece sahile çıkmamız ve ihtiyaçlarımızı karşılamamız çok kolay oldu.

Yandaki tekne bizden yüksek olduğu için bundan istifade ederek güneş panellerimin kontrolunu da merdivene gerek olmadan rahatça yapabildim.

Akşam iftarımızı limanını dibindeki sahil lokantasında yaptık. Bize  yakın olan daha güzel görünen bir lokantada toplu iftar programı vardı. Gönlümden geçen o kalabalığa karışıp birlikte iftar yapmak idi. Büyük bir ihtimalle iftar sahibi de bundan memnun olurdu. Fakat bendeki medeni cesaretsizlik ya da beleş şeylerden uzak durma isteği  ya da  tatsız bir durumla karşılaşma ihtimali  vs. vs.  adına ne dersek diyelim; bu kalabalığa karışamadık ve uzaktaki lokantada çok sayıda kedi ile beraber tek başımıza iftar yaptık. Oruçlu olduğumuzu öğrenen lokanta çalışanı ya da sahibi bayan bize ikram olarak çorba  sundu. Bu da yemeğimize güzellik kattı.

---------------------------

19 Haziran 2016 KARABURUN - ALAÇATI

Sabah 7.30 da Karaburun Tepeboz limanından demir aldık.

Akşam üstü 17.30 gibi Alaçatı körfezinin girişine sol tarafa demir attık.

Son saatlerde rüzgar şiddetini oldukça artırdığı için körfezin iç kısımlarına gidemedik. Alaçatının meşhur rüzgarı tam karşıdan geliyor ve bizi çok yavaşlatıyordu. Bana kalsa biraz daha giderdim fakat eşim dalgalı havalarda tedirgin oluyor. Bu nedenle güvenli bulduğumuz yere demir atıyoruz. Etrafımızda toprağın rengi bembeyaz. Çok güzel bir manzara. Sanki kireç ocağının ortasındayız.

Hemen yakınımızda büyük bir inşaat var. Sanırım büyük bir otel olacak. Sahillerde bu kadar iri ve sevimsiz tesisler yapılması birileri için kârlı olabilir ama toplum için, çevre için, dünya için iyi olup olmadığı üzerine kafa yormak lazım... Bir diğer sorun da otel yapılan sahillerin otel müşterisi dışında herkese kapalı olması. Kanunlar her ne kadar “sahiller herkese açıktır” dese de pratikte hiç bir otelin önüne dışarıdan giremiyoruz. Ne karadan ne de denizden.. Sanki oralar yasak bölge. Özellikle bodrum yarımadası böyle.







-------------------------------

20 Haziran 2016 ALAÇATI - KUŞADASI

Sabah 7 de Alaçatı'dan demir aldık. Nisbeten sakin bir havada başlayan seyahatimiz öğleye doğru artan rüzgar ve dalgalarla devam etti. Saat 14 civarında Doğanbey burnunu geçtik. Akşama doğru Kuşadasına vardık. Kalenin sağ tarafındaki koya demir attık.

Genellikle hergün yaşadığımız meteorolojik tablo bugün de tekrarlandı. Öğleden sonra kuvvetli rüzgar ve dalgalar eşliğinde seyahatimizin bu etabını tamamladık. Bu nedenle hedefe varışımızda genellikle yorgun oluyoruz.

Akşam kalenin aydınlatma ışıklarını ve içeriye doğru uzanan şehrin  renkli ışıklarını seyrederek çabucak gelen uykuma erkenden yenik düşüyorum.

---------------------------------------------------

21 Haziran 2016 KUŞADASI – DİDİM

Sabah 7 de Kuşadası'ndan demir aldık.

Saat 10 civarı Kuşadası milli park burnunu döndük. Milli parkın karşısında 1 mil kadarlık bir mesafede Yunan adası var. İnsan düşünmeden edemiyor, yüzülerek gidilebilecek mesafedeki bu ada hangi akla hizmet Yunanistan'a bırakılmış. Lozan nasıl bir zafer ki Anadolu'nun doğal uzantısı olduğunu çocukların dahi anlayabileceği bu adaları ellerimizle onlara hediye ettik.Şimdi ise 6 mil 12 mil kavgası yapıyoruz. Kardak denen üstünde ot dahi olmayan kayalıklar için çekilen sıkıntıları hatırlarız. Neredeyse İstanbuldan yola çıkan gemilerimiz Yunanistan'dan izin almadan İzmir'e gidemiyecek.

Bu duygularla burnu dönüp Didim'e yöneldik. Saat 18 gibi Altınkum sahiline demirledik. Burada yelken kulübü işleten bir arkadaşla buluşacağız. Biraz sonra onunla irtibat sağlayıp teknemizi biraz geride kalan yelken kulübünün iskelesi yakınına demirledik.

Bu akşam burada kalacağız.

Etrafımızda yelken eğitimi almakta olan minikleri seyretmek çok keyifli oluyor.

Arkadaşımızla buluştuktan sonra alışveriş için sahile çıktık. Biz marketlerin olduğu bölgeye ulaşıncaya kadar iftar saati de yaklaşmış oldu. Etrafta iftar yapabileceğimiz uygun bir lokanta arıyoruz fakat uygun bir yer bulamadık. Sadece barların yoğun olduğu sokaktaki içkili ve gürültülü barlar var. Sonunda bir seyyar satıcıya sorduk ama o da etrafta lokanta benzeri bir yer olmadığını söyledi, fakat yakın bir tatil sitesinin içinde tabldot benzeri bir yer varmış, orayı deneyelim dedik. Gerçekten dışarıya tamamen kapalı görünen bir yazlık sitenin girişindeki güvenlik personeline soruyoruz, içerde havuz kenarında kafeterya/bar şeklinde bir yer varmış. Orada yemek yiyebileceğimizi söyledi. Bizim için ilginç ve keyifli bir yemek idi. Bir barda iftar yapmak bizim için güzel bir hatıra oldu.

Yemekten sonra alışverişimizi yapıp ellerimizde çok sayıda poşet ile tekneye dönüyoruz. Sırada su ihtiyacımızı karşılama işi var. Arkadaşımızın tesisinden kolayca su kaplarımızı dolduruyoruz.

Teknedeki en önemli faktörlerden birisi su bulabilmek. Her gittiğimiz yerde su kaynaklarını araştırmak bizim ilk işimiz oluyor genellikle...

Didim çok güzel ve yoğun bir yer fakat arkadaşımızın bir uyarısı bizim için şaşırtıcı oldu. Gece botu tekneye almamızı tavsiye etti. Geceleri bot hırsızlıkları oluyormuş. Çalamazlarsa da botları delip zarar veriyorlarmış. İstanbul'da olsa pek şaşırmayız ama böyle nezih bir tatil beldesinde gerçekten üzücü bir durum, fakat gerçek bu.. Botumuzu yukarı alıp ondan sonra uykuya geçiyoruz.

------------------------

22 Haziran 2016 DİDİM - BODRUM

Sabah saat 8 de Didim'den yola çıkıyoruz. Hedefimiz Bodrum.

Saat 11 gibi Yalıkavak'tan geçiyoruz. Rüzgar şiddetlendiği için normal hızla ilerliyemiyoruz.

Saat 14 civarı Akyarlar'a demirledik.

Turgutreis önlerinde dalgalar bizi oldukça yordu. Bu nedenle gözümüze kestirdiğimiz ilk koy olan Akyarlar bize cazip geldi. Akyarlarda demirlemeye uygun iki koy var, biz güneye açık olan birinci koyu tercih ettik. Doğuya açık olan ikinci koyun demirlemek için daha da uygun olduğunu sonradan öğrenmiş bulunuyoruz.

Koyun girişinde soldaki yarımadaya yerleşmiş olan tatil köyü mimarî açıdan nisbeten hoşumuza gitti. Sağ tarafta daha büyük bir lüks otel var. O da çevre uyumu açısından gözümüzü rahatsız etmedi. Bunları söylememin sebebi; Bodrum yarımadasının tamamında gözümüze çarpan otellerin genellikle çevreye uyumsuz, kaba saba , gösterişli binalar olması. Bu koydaki görüntü bu nedenle hoşumuza gitti.

Eşim mimar olduğu için biz gezdiğimiz yerlerdeki göze batan binalarla estetik açıdan ilgileniyoruz. Bunlar bizim için sohbet konusu olabiliyor.

Gecemiz sakin geçti. Buna benzer otellerin ve tesislerin olduğu koylarda genellikle aşırı gürültü gecenin geç saatlerine kadar rahatsız edici olabiliyor. Burada rahat bir uyku çektik.

-------------------

23 Haziran 2016 BODRUM – DATÇA ( Knidos)

Sabah 7.30 da Akyarlar'dan ayrıldık. Hedefimiz Datça yarımadasının en uç kısmındaki Knidos'a varabilmek. Daha önce karadan Knidos'a gitmiş ve tekne ile bu güzel tarihi koyda olabilmeyi hayal etmiştik.

İnşaallah bu gün bu hayalimizi de gerçekleştirebileceğiz.

Daha ileri gitmeyi bu nedenle düşünmedik. Diğer bir neden de Knidos'tan sonra Datça sahillerinde sığınılacak ve demir atılacak fazla seçenek olmaması. Knidos'un güneyi Akdeniz kabul ediliyor. Ne de olsa açık deniz... Şakası olmaz. Her ne kadar meteorolojiyi takip etsek te bazen onlar da hata yapabiliyor. Öğleden sonra gelecek dedikleri fırtına 5 saat önce sabahtan gerçekleşebiliyor. Adı üstünde; “meteorolojik tahmin.” Asla %100 garanti değil.

Acemilikten dolayı Midilli açıklarından geçerken Yunan karasularına girmeyelim diye ince hesaplar yapmaya çalışmıştım. Ben uzaklardan geçerken pek çok teknenin adaya çok yakın geçtiğine şahit oldum. Daha sonra araştırdım ki; biz de yakından geçebilirmişiz. Denizcilikte “innocent passage” yani “ masum geçiş” veya “zararsız geçiş” diye bir kural varmış. İç sulara, koylara girmeden, demir atmadan Yunan adalarının yakınından geçebiliyormuşuz. Bunu öğrendiğim için Kos adasına oldukça yakın geçiyorum. Siz yakın dediğime bakmayın yarım milden fazla yaklaşmıyorum. Bizim koca koca balıkçı tekneleri benden daha yakın geçiyorlar. Geçerken Yunan köylerini seyretmek de ayrı bir güzellik oluyor. Keşke ilişkilerimiz daha sıcak olsa da komşuluğun tadına varabilsek.

Kos adasını geçerken kıyıda toprak üzerinde oluşturulmuş çok büyük bir yunan bayrağı figürü gözümüze çarpıyor. Uzaktan beyaz bir çarşaf gibi görünmüştü fakat yaklaşınca bunun bir bayrak olduğunu anlayabildik. Yunan bayrağı mavi beyaz çizgilerden oluştuğu için uzaktan bakınca beyaz renk maviyi boğmuş ve bayrağın tamamı beyaz gibi olmuştu.

Knidos feneri yakın gibi görünüyor fakat karşıdan gelen rüzgar ve dalgalar bizi yavaşlatıyor. Hava çok berrak olduğu için feneri çok uzaktan görebiliyoruz. Yakın gibi görünen fenere ulaşmamız oldukça zaman aldı. Saat 11 civarı ancak fenere ulaştık. Buruna yaklaştıkça rüzgar ve dalga arttı. Ben bu çaptaki dalgalardan hiç tedirgin olmuyorum. Gerekirse teknenin yönünü biraz çevirip dalgadan en az etkilenecek şekilde gitmeye çalışıyorum. Fakat eşim yarım metreyi aşan her dalgada tedirgin oluyor. Onun esas korkusu ikinci motorun da bozulup uygunsuz bir yerde bizi sıkıntıya sokması. Bu ihtimal beni de düşündürmüyor değil. Alman motora güvenim kalmadı.

Yine de sorunsuz bir şekilde Knidos burnunu dönüyoruz.

Koya yaklaşınca dalgalar etkisini kaybediyor ve eşim video çekimi yapmaya başlıyor. Dalgalı denizde video çekmek pek aklımıza gelmiyor. Ben sürekli dümenle uğraştığım için, eşim de gözünü denizden ayırmadan pür dikkat beni ve teknenin yönünü takip ettiği için video ile uğraşamıyoruz. Hatta ; bazen başka bir şeyle ilgilenip  gözümü denizden birazcık ayırdığımda tekne hemencecik burnunu yanlış tarafa çeviriveriyor. Bu  durumda eşim hemen beni uyarıyor.

Seyahate çıkmadan önce özellikle “uzaklar 2” nin dünya seyahati videolarını seyretmiştim.Çok profesyonel olan“Osman Atasoy kaptan” ve yol arkadaşı da Horn burnundan Antarktika'ya geçerken fırtına nedeniyle video çekmeye fırsat bulamamışlardı. Biz 1,5 mt lik dalgalarda çekemedik , onlar hertaraftan tokat gibi gelen 10 mt lik dalgalarda nasıl gidebildiler inanılmaz bir şey.. Helal olsun demekten başka bir şey aklıma gelmiyor. Biz bir kaç aylık yaz dönemi seyahatimizde dahi zorlanıyoruz. Onlar yıllarca süren dünya seyahatini büyük bir başarıyla tamamlayıp bir de Antarktika'ya uzanıverdiler ! Acemi ile usta farkı. Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?

Pek çok arkadaşım bizim bu seyahatimizi korkutucu buluyor. Yola çıkarken bize vazgeçin diyenler dahi oldu. Fakat şu ana kadar edindiğim sınırlı tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki; bizim yaptığımız bu seyahatin riski İstanbul'da  Beyoğlu'nda ya da Bağdat caddesinde yarım saat yürümekten daha az riskli. Emin olun gerçek bu. İnanmıyanlar araştırsın; son bir yıl içinde Ege sahillerinde bizim gibi teknesiyle seyahat eden ve bu nedenle hayatını kaybeden kaç kişi var? Bir de Beyoğlu'nda veya Bağdat caddesinde bıçaklanan, kafasına cam düşen, duvar çöken, ya da şımarık gençlerin arabalarının altında kalan kaç kişi hayatını kaybetmiş ?

Eğer Sadun Boro üstadımız sadece pusulası ile 1960 lı yıllarda 10 mt.lik Kısmet'le dünya seyahatini gerçekleştirmeseydi , bugüne kadar teknesiyle dünya seyahati yapan vatandaşlarımızın kaç tanesi buna cesaret edebilirdi?

Biz Akdeniz'e ulaşmayı marifet sayarken adamlar Amerikayı keşfedip kutuplara dahi sahip oldular, biz halâ Piri Reis'le , Barbaros Hayrettin paşa ile övünmekten başka bir şey yapmıyoruz...

...................

Knidos harika bir yer. Tarihle aram pek iyi değildir. Genelde geçmişe değil geleceğe bakmak hayat tarzım olmuştur ,fakat burası büyülü bir yer. Dağlar taşlar konuşuyor.Her taraf tarih dolu.

Bu enfes ortamda yüzmek, balıkları , tekneleri seyretmek, tarihin içinde gezinmek çok çok güzel. Denizin dibi bile tarih dolu...

Sahilde gezintiden sonra akşam yıldızları ve etrafı seyrederek sakinliğin tadına varıyoruz. Çok şükür Akdeniz'e kavuştuk.

--------------------

24 Haziran 2016 KNİDOS- BOZBURUN

Sabah 6.30 gibi Knidos'tan ayrılıyoruz. Deniz çok sakin.

8.30 civarı Palamutbükü açıklarındayız. Sakin ve keyifli bir seyahat yapıyoruz. Rüzgar zayıf fakat karşımızdan geliyor.Akdeniz bu güzel hava ile bize hoş geldiniz diyor sanki..

Saat 12 civarı Simi adasının yanından geçiyoruz. Adaya oldukça yakın geçiyoruz. Uluslararası sularda hiç tecrübemiz olmadığı için Simi adasının güneyinden geçmeye cesaret edemiyoruz. Yanımızda pasaportlarımız yok. Bu acemilikle bir de Yunan polisiyle uğraşmak istemiyorum. Biraz yolumuzu uzatsa da biz adanın kuzeyinden dolaşıp Bozburunu geçmeye çalışacağız.

Simi adasını geçtikten sonra dalgalar kabarmaya başladı fakat yine de rahatsız edecek kadar değil. Keyifli seyahatimiz devam ediyor. Bozburun şehir merkezine girmeden güneydeki burnu dönüp Bozukkale veya Serçe koyuna varmayı planlıyoruz. Güneş güzel, rüzgar zayıf ve dalgalar da iyi sayılır. Bu güzel şartlar altında hiç zorlanmadan saat 15 gibi Bozukkale'ye yaklaşıyoruz. Koyun girişi uzaktan hiç farkedilmiyor. Son yarım saat içinde rüzgar ve dalgalar bizi zorladığı için biraz daha ilerdeki serçe koyuna kadar gitmekten vazgeçip bozukkale koyuna girmeye karar veriyoruz.

Koyun girişinde sol taraftaki tepelerde tarihi duvarlar dikkatimizi çekiyor. Genellikle bu tür doğal limanlar aynı zamanda tarihi yerleşimlere evsahipliği yapmışlar. Bir önceki durağımız Knidos ta benzer şekilde önemli bir tarihi yerleşim yeri imiş. Pek çok doğal limanda bu özelliği görüyoruz. O zamanlarda tek ulaşım şekli denizcilik olduğu için yerleşim yerleri hep kıyılarda ortaya çıkmış.

Koya girdikten sonra daha da emin olduk ki burası önemli bir tarihi yerleşim imiş. Koy oldukça derin ve çok sayıda tekne barındırıyor. Koyun girişten itibaren sol sahili demirlemek için uygun. Sağ sahil biraz dalgaya açık olduğu için tekneler sol tarafı tercih ediyor. Pek çok yekenlinin yanaştığı iskelenin sahibi olan lokantalar da mevcut. Bizim teknemiz küçük olduğu için koyun dip taraflarında nisbeten sığ olan bir yere demirliyoruz. Diğer tekneler çok sığ olan yerlere yaklaşamadıkları için dip kısımlar genelde bizim oluyor.

Demirlediğimiz yerde terkedilmiş bir tesis yıkıntısı var. Karaya çıkıp etrafı geziyoruz. Deniz suyu çok temiz fakat kıyılar kirletilmiş. Hele bir de bunun gibi terkedilmiş baraka yıkıntıları olunca etraf daha da berbat görünüyor. Topluca bir yere atılmış yüzlerce şişe görüyoruz.Kıyıda atılmış tekne motoru dahi gördük.

Çevre genellikle çıplak arazi şeklinde. Sadece tesislerin etrafında biraz yeşillik ve ağaç mevcut. Tepeler hep çıplak. Fakat su çok berrak. Biz de bol bol yüzerek tadını çıkarıyoruz.

---------------------------

25 Haziran 2016 BOZBURUN - KÖYCEĞİZ

Sabah 6 da Bozburun'un güney ucundaki Bozukkale'den demir aldık. Hedefimiz Köyceğiz. Nihai hedefimiz Fethiye idi. Bir günlük yolumuz kaldı fakat Dalyan civarında birkaç günlük kaçamak yapıp ondan sonra tekrar esas rotamıza geri döneceğiz.

Haziran ayını seviyorum ,çünkü günler uzun, güneş bol. Erkenden yola çıkabiliyoruz. Geçen seneki seyahatimi hatırlıyorum da; İstanbul boğazını kuzeye doğru aşmaya çalışırken günler geceye eşitlenmişti ve hava nerdeyse tamamen bulutlu idi.

Şimdi ise ne bulut var, ne de yağış. Tam bize göre...

Epeydir hayâl kuruyordum; teknemle Dalyan'a girmeyi ve Köyceğiz gölünde gezmeyi... İnşallah bugün nasip olacak.

Saat 10.30 civarı Kadırga burnunu geçiyoruz. Hava çok güzel.

Hedefimiz direkt olarak Dalyan ağzı.

Saat 13. 30 da Dalyan girişini aşıyoruz. Aşıyoruz dememin sebebi girişte ciddi bir kum sığlığı var. Bazen salmamız dibe hafif sürterek dikkatlice ilerledik. Diğer teknelerin izlediği yolu takip etmeye çalışacağım fakat o sırada hiç bir tekne giriş yapmıyor.

Daha önce bu sığlığı “Google Earth” te incelemiş ve hangi rotayı izleyip içeri girebileceğim üzerine kafa yormuştum.

Uygulamaya gelince bu araştırmalarım gerçekten işe yaradı. Önceden hazırlanmak her alanda işleri kolaylaştırıyor.

Sığlıktan geçerken hızımı epeyce azalttım ve bir yandan derinlik cihazını takip ederken bir yandan da gözümle deniz dibini ve suyun rengini takip etmeye çalışıyorum. Zeminde çok ilginç kum dilleri mevcut. Birisi soldan sağa diğeri sağdan sola uzanıyor. Bu uzantılar arasında bir sağa bir sola giderek mevcut olan 1 mt derinlikteki doğal kanalı takip etmeye çalışıyorum. Gördüğüm kadarı ile büyük tekneler içeri girmiyor ve çıkmıyor. Dışardaki büyük gezi tekneleri yolcularını indirmek için girişin karşısındaki küçük adada yapılmış olan iskeleyi kullanıyor. Yolcularını buradan botlarla kıyıya transfer edip dalyan içindeki iskelede beklemekte olan gezi teknelerine aktarıyor. Burdan sonrasında dalyan içinde çalışan çok sayıda gezi teknesi var.

Burası görülmeye değer bir doğa harikası. İztuzu plajı denizle gölü ayırmış. Nefis bir plaj. Dışarıda dalgalar kıyıyı dövüyor, içeride müthiş bir sakinlik var.

Yavaş ve dikkatli bir şekilde dalyana girdik. İçerde derinlik 2-3 mt civarında. Bizim için hiç sorun oluşturmuyor. Manzara müthiş. Sağ tarafımız denizle gölü ayıran kumluk. Her taraf kanallar ve etrafını saran sazlıklar.. Yavaş yavaş ilerleyerek görüntünün tadını çıkartıyoruz. Biz bu manzaraya biraz aşinayız. Evimizin olduğu Riva'daki dere de aynı şekilde sazlık bir yer fakat orada düz sayılabilecek tek bir kanal mevcut. Riva deresinde 1 saat süren tekne gezileri yapabiliyorduk.Burada ise kıvrılarak sağa sola giden çok sayıda kanal var. Dar kanallara girip kaybolmak ta var. Navigasyon cihazı burada da işimize yarıyor.

Kanalda biraz yol aldıktan sonra bir kapıdan geçiyoruz. Bu kapı içerdeki balıkların dışarıya kaçmasını engellemek amacıyla yapılmış.

Sık aralıklı çit gibi bir mekanizma. Teknemiz yaklaşınca mekanizmayı kumanda eden görevli güler yüzle hoşgeldiniz diyerek çiti suyun içine yatırıyor ve durmaksızın içeriye giriyoruz. Ardımızdan hemen sistem tersine çalışıp çit ayağa kalkıyor.

Dalyan turistik açıdan son derece popüler bir yer. Yüzlerce gezi teknesi var ve sürekli hareket halindeler. Sert virajlarda aniden karşımıza çıkıveriyorlar. Rüzgar kuvvetli ise bu karşılaşmalar bizi tedirgin ediyor. Fakat karşımızdaki kaptanlar çok tecrübeli. Hiç sorun yaşamıyoruz. Hepsi de yaklaşık 5 mil hızla gidiyorlar. Sanırım yetkililer burada hız limiti koymuş .

Özellikle yabancı turistler Dalyan'a ve gezi teknelerine çok rağbet ediyorlar. Bize göre oldukça yoğun bir yer fakat daha sonra görüştüğümüz kişiler bu sene işlerin kesat olduğunu, Rusya ile uçak krizi ve diğer faktörler nedeniyle turist sayısında önemli azalma olduğunu söylediler.

Dalyanı teknemizle gezmek bize ekstradan keyif verdi. Bol bol fotoğraf çekip arkadaşlarımızla paylaştık, videolar çektik. Dalyan'ın kıyıları estetik açıdan oldukça güzel. Manzara içimizi açıyor. Çevredeki binalar gözümüze batmıyor. Hepsi yeşillikler içinde ve bol çiçekli. Beni rahatsız eden tek şey tabelâ kirliliği ve her yerde şahit olduğum çöpleri suya atma hastalığı.

Buralar tam yaşanacak bir yer. Ama ben bir yerde uzun süre kalmak istemiyorum. İhtiyarlık çağımda içimdeki seyyah ruh hortladı sanki. Her gün farklı bir manzara seyretmek istiyorum. Köyceğize doğru devam ediyoruz. Gölün en dipte batı kıyısında küçük bir ada var. Saat 16.30 gibi adanın arkasında demirliyoruz. Etraf sazlık. Çevrede sandalla balık tutanlar var. Ben de balık tutmaya niyetlendim. İnanılmaz bir şey. İki tane kefal yakaladım. Bir tanesi oldukça iri. Akşam yemeğimiz çıktı. Çok zevkli bir şey. Suyun üzerinde yaşamak ve sudan karnımızı doyurmak..

   Bu seyahat boyunca sıcaktan hiç şikayetçi olmadık. Deniz üzerinde herzaman serinlik var. Fakat burada hava biraz bunaltıcı. Göl suyunun sıcaklığı 30 derece. Denemek için yüzdüm, fakat serinlemek bir yana daha da bunaldım. Allah'tan burada öğleden sonraları hep rüzgarlı. Dalyan tarafından kuvvetli rüzgarlar geliyor. Coğrafyanın sağladığı bir avantaj bu.  Daha sonra tanıştığım birkaç Köyceğizliden de  duydum ki; bu rüzgar olmasa burada yaşanmaz diyorlar.

İstanbuldan yola çıktığımdan beri bir kaç kere teknenin arkasından olta attım fakat hep poşet yakaladım. Bir keresinde de oltanın uç kısmı komple gitti. Belki büyük bir balık aldı götürdü.

İki kefalin verdiği moralle iftarımızı keyifle yaptık ve genellikle olduğu gibi erkenden derin uykuya daldım.

-------------------

26 Haziran 2016 KÖYCEĞİZ 2. GÜN

Dalyan ve Köyceğizin güzelliği bizi etkiledi. Hemen dönmeyip buralarda biraz daha kalmaya karar verdik. Bugün Köyceğiz'de karaya çıkıp köyü gezelim, alış veriş yapalım, dondurma yiyelim istiyoruz.

Sabah sakin gölün üzerinde ağırdan alarak keyif dolu bir kahvaltı yapıyoruz. Nasıl olsa bugün alışveriş yapacağız eldeki malzemeleri bitirsek de sorun değil. Bulunduğumuz yerden demir alıp yarım saat kadar gittikten sonra merkeze yakın bir yerde sahile yaklaşıp demir attım. Teknemiz kıyıya 10-15 mt kadar yakın. Buradan sahile botla çıkıp botumuzu beton duvar şeklinde olan sahile bağlayıp alışverişe gidiyoruz. Hiç acele etmeden köyü biraz dolaşıp ardından alışverişimizi yapıyoruz. Elimizde poşetler ve bir de tekerlekli pazar arabası ağzına kadar dolu. Botun yanına ulaştığımızda biraz şaşırıyoruz. Biz çıkarken çok sakin olan göl oldukça azmış. Deniz tarafından oldukça kuvvetli rüzgar geliyor. Bu gölden hiç beklemediğimiz büyüklükte dalgalar kıyıdaki betona vurup bizim botun içini ,yarısına kadar doldurmuş. Biraz tatsız bir durum. Ben bota atlayıp suyun büyük kısmını boşaltıyorum ama ben boşaltırken bir yandan dalgalar yine doldurmaya çalışıyor. Kıyıda bu iş olmayacak deyip botu çözerek tekneye doğru gidiyorum. Bota çarpan dalgalar beni sırılsıklam etti. Suyun çoğunu boşaltınca tekrar kıyıya yanaşıp eşimin yanındaki malzemelerin çoğunu bota almayı başardım fakat botun içi yine epeyce su doldu. Eşyaları bota aktarıp yine suyu boşalttım ve kıyıya gidip eşimi almayı deniyorum fakat pek mümkün olmadı çünkü onun elindeki çantada telefon, video gibi cihazlar var. Doğrusu onların ıslanması riskini göze alamıyoruz. Hanım da ıslanmaktansa biraz beklemeyi göze alıyor. Böylece ben teknede o kıyıda bir saat daha bekliyoruz. Eşim tekrar çarşıya gidip biraz daha alışveriş yapmayı teklif etti. Nasıl olsa beklemedeyiz. Alışverişe gitti ve pazar arabasını tekrar doldurarak 1 saat kadar sonra kıyıya geldi. Bu arada biz dalgaların ve rüzgarın azalmasını bekliyorduk fakat tam tersine daha da arttı. Rüzgardan dolayı demir tarama riskine karşı ikinci çapayı da attım. Köyceğiz gölü bize hırçın yüzünü gösteriyordu.

Ben teknede hanım kıyıda biraz daha bekledik fakat bu böyle olmayacaktı.

Biraz ilerdeki limana kadar gidip eşimi ordan tekneye almaya karar verdik. Gezi teknelerinin bulunduğu küçük limana girmeyi tercih etmedim çünkü tamamen dolu görünüyordu ve ben dar alanda tek motorla rahat manevra yapamıyacaktım. Kuvvetli rüzgar altında zaten tekne istediğimiz hareketleri yapmakta zorlanıyor. Ön sol lastiği patlak araba gibi, sol tarafa kolay dönüyor, sağ tarafa dönmemek için direniyor. Halbuki çift motorla ne kadar rahat manevra yapıyordum. Olduğumuz yerde tekneyi çevirebiliyorduk. Şimdi kısmen özürlü gibiyiz. Rüzgarlı denizlerde bu durum daha da can sıkıcı oluyor.

Eşim karadan ben denizden ilerliyerek biraz daha uzaktaki barınağa varıyoruz. Fakat bu balıkçı barınağı garip şekilde birkaç teknenin işgali altında. Girişte sol tarafta rahatça girebileceğim iki ayrı rıhtım var. İçerde müsait yerler de var fakat girişe bağlanmış olan tekneler sanki bilerek karşıya da halat bağlamışlar, böylece rıhtıma başka teknenin girmesini engellemişler. Sanki bilerek yapılmış bir şey gibi görünüyor. Muhtemelen yabancı tekneler giremesin diye yapılmış uyanıkça fakat deniz ahlakı düşünülmeksizin yapılmış bir davranış. Girişin tam karşısında küçük teknelerin yanaşabildiği bir alan var, muhtemelen çok sığ olduğu için sadece çok küçük tekneler girmiş. Tam bize göre bir yer var fakat sığlık korkutuyor beni. Soldaki rıhtımın ucundaki beton zeminden eşimi alabileceğimi düşünerek zor da olsa oraya yanaşmayı denedim. Tam bir metre kala denizin içinde betondan çıkan ve su altından teknenin bordasına doğru uzanan inşaat demirlerini farketmemle tornistan yapmam bir oldu.

Eğer bu demirlerin ucu tekneye temas etseydi anında gövde yırtılır ve su almaya başlardık.Fiber tekne için tam bir tuzak. Bu tehlikeden biraz uzaklaşınca bu sefer salma dibe saplandı. İlginç şekilde tam ortada anormal bir sığlık var. Rüzgar zaten bizi dip taraftaki sığlığa sürüklüyor, sol tarafta demirden yapılmış katamaran tarzı bir vinç duruyor. Ona sürtersek yine hasar göreceğiz. Rüzgar bir yandan, sığlık bir yandan , acemilik diğer yandan.. Çaresiz demir atarak tekneyi düzeltmeye ve dip tarafta beğenmediğim sığlıktaki teknemizin ancak girebileceği yere yanaşmaya çalıştım. Bu arada salmadan sürtme sesleri geliyor ve teknenin ilerlemesini engelliyor. Ben motor ve dümenle, eşim kakıçla kontrol etmeye çalışırken aşırı rüzgar da bizi istemediğimiz taraflara sürüklemeye ve çevirmeye çalışıyor. Zor bela yandaki vinçe bir halat bağlamayı başardım. Bu sırada kıyıdan durumu gören birkaç kişi halatımızı alıp bağlayıverdi ve teknenin burnunu beton rıhtımdan korumaya çalıştılar fakat teknenin burnunu ben tutarım diyen arkadaş hiç bir şey yapmadan sadece “ses var görüntü yok” moduna girince teknenin burnu betona vurarak hafif hasar oluştu. Ben koşup yetişmesem arkadaş halâ ben hallederim deyip duruyordu.

Yaşadığım durum buz üzerinde arabayı dar bir alana park etmek gibiydi. Oldukça zorlandım. Aşırı rüzgar altında yaptığımız bu işler benim için iyi bir tecrübe oldu. Aldığım en önemli ders; kıyıdan yardım edenlere çok güvenme ! , başkasının yaptığı düğümü mutlaka kontrol et!

Tam yerleştik rahata erdik derken kıyıdaki bir teknenin sahibi gelip biraz sonra burdan çıkmalısınız demez mi? Vinç gelecekmiş, tam bizim yerleştiğimiz yerden teknesini indireceklermiş. Vinç ne zaman gelecek diye soruyoruz. Bir saat kadar vaktimiz varmış. Başka indireceği yer yokmuş , teknemizi çıkartmamız gerekiyormuş. Söyleyiş tarzı çok mu iticiydi, yoksa durumun sıkıntısından bana mı öyle geldi bilmiyorum. Yanaşırken çektiğimiz sıkıntıyı gördüğü halde bu kadar yukardan ve otoriter bir tarzda konuşması keyfimizi kaçırmak için yetmişti. Genelde tüm barınaklarda dışardan gelen tekneye davranış tarzı bu şekilde suratsızca oluyor. Denizde ise yelkenli tekne sahipleri tam tersine her türlü durumda birbirlerine yardımcı olmaya çalışıyor. Biz de ; aynı şekilde , elimizden gelen ne varsa yapmaya çalışırız.

Ümidimiz bir saat içinde rüzgarın azalması; çünkü hergün benzer tablo oluyormuş. Saat 19 gibi rüzgar hafiflemeye başlıyor , gece ise sakin geçiyormuş. Bir saat daha geçti fakat rüzgarda değişme yok. Bir yandan da gözüm kıyıda ; gelecek vinci gözetliyorum. Bu arada tekneyi indirecek kişi sürekli telefon görüşmeleri yapıyor. Anlayabildiğim kadarıyla vinç operatörü ile konuşuyor. Biraz sonra genç bir delikanlı bize doğru gelerek vincin bu akşam için iptal olduğunu, gece burada kalabileceğimi söyledi. Dualarımız kabul olmuştu. Her sıkıntının yanında bir kolaylık olduğuna bir kez daha inacım pekişti.

Tekneyi garantiye almanın rahatlığıyla kıyıya çıkıp iftarımızı köydeki bir lokantada yapıyoruz. Sahilde yürüyüşten sonra huzurlu bir uyku. Çok şükür bugünü de kazasız belasız atlattık. Bu rahatlıkla çabucacık uykuya dalıyorum.

-------------------

27 Haziran 2016 KÖYCEĞİZ-DALYAN 3. GÜN

Geceyi Köyceğiz barınağında geçirip sabah erkenden etrafta kimseler yok iken sorunsuz şekilde ayrıldık. Dün gece geç saatlerde bir otomobilden gelen müzik sesi beni uyandırdı. Kıyıda , bizden yüz metre kadar uzakta gençler eğleniyor. Arabanın kapılarını açmışlar, müzik bangır bangır... Biraz sonra küfürler gelmeye başlıyor, ardından koşuşturma , kavga... Klasik içki neticeleri.Biraz önce “can ciğer kuzu sarması” olan arkadaşlar kafayı bulunca öldüresiye yumruk sallamaya başlıyorlar. Gençlerden birisi kaçarak kendini kurtardı fakat küfürler ardından da devam etti. Neyseki yarım saate kalmadan araba buradan ayrıldı da uykumuza devam edebildik.

İşte bu nedenle biz insanların, tesislerin olmadığı ıssız koyları tercih ediyoruz. Nerede insan(!) orada huzursuzluk...

Göl akşamın tersine çarşaf gibi. Dalyan kıvrımlarının güzel manzarasına doğru sakin suda seyrediyoruz. Gerçekten muhteşem bir doğa. Yaradan özenmiş...

Teknelerin gürültüsü ve eksoz dumanı da olmasa ne güzel olurdu.

Bizimki gibi solar tekneler tam buraya göre. Bu işi düşünmeli. Duyduğuma göre devletimizin de dalyanlar için böyle bir projesi varmış. Zaten Dalyanda gördüğümüz tekneler de bizden hızlı değiller. Herhalde hız sınırlaması var. Hiç birisi 5 milden fazla sürat yapmıyor. Bizim teknemizin de ideal hızı 5 mil civarı.Tam bizim tekneye uygun bir ortam. Ses yok, titreşim yok, eksoz kokusu yok, yakıt masrafı yok, sintine kirliliği yok,yağ yok, mazot yok..Ne güzel olur.

Dalyanı geçip kontrollu kapıdan çıktıktan sonra dümen sistemimizde bir sorun çıktı. Hemen çapa atıp bu dar kanalda geçen teknelere engel olmamak için kıyıya yanaştık. Dümen telinden kaynaklanan sorunu gidermiştim ki yanımıza kıçtan takma motorlu bir bot yanaştı. Üzerinde “... bakanlığı iç sular denetleme” gibi birşeyler yazıyordu. Ben hatırımı sorup bize yardım teklif edecek sandım. Maalesef burası Türkiye.. Resmi üniformalı kişiler genellikle sorun çözmezler, sorun yaratırlar.

Adamın niyeti bizi fırçalamakmış.

Anlattığına göre bizimki gibi dışardan gelen teknelerin dalyana girmesi yasakmış. Valilikten özel izin gerekiyormuş.Bilmiyorduk, girişte ya da herhangi bir yerde bunu belirten hiç bir yazı, tabela vs. görmedik. Bu yasakta burnuma rant kokusu geldi. Dışarıdan hiç bir tekne gelmesin ki buradaki yüzlerce gezi teknesi ekmek parası kazansın di mi?

Ayrıca bu bölgede kıçtan takma motor kullanmak zaten külliyen yasakmış.Adamın kendi kullandığı tekne de kıçtan takma halbuki.. Oldukça da güçlü bir motoru var.

Ben yine de adama tüm saflığımla; bakınız memur bey; bizim teknemiz güneş enerjisiyle çalışıyor, yani elektrikli bir tekne, çevreyi hiç kirletmez ,bizim teknemiz bir Ar-Ge çalışması sayılır ,devlet te bu tür projeleri gerçekleştirmek istiyor falan dedim ki demez olaydım. “Sizin böyle bir denemeyi burada yapmak için izniniz var mı? diye sormaz mı? Ben de söz bitti. Sadece; İzin gerektiğini bilmiyordum diyebildim.

Bu seferlik bizi sadece uyardığını, bir daha görürse çok ciddi ceza keseceğini söyledi. Biz de zaten çıkışa doğru gitmekte olduğumuzu, bir daha da gelmiyeceğimizi söyledik. İçimden de “ sizin olsun Dalyan da Köyceğiz de.. “ diyerek yolumuza devam ettik. Gerçekten bu davranış beni Köyceğiz'den soğuttu. Halbuki ne hayaller kurmuştuk. Göl kıyısında bir tarla hayaliyle emlakçıları dolaşmıştık.

Memur bey bizden ayrılınca motorunun gücünü gösterircesine gaza bastı ve kanalın kıyısındaki sazlar , çarpan dalgalarla uzun süre sallandı durdu. Ardından biz de toparlanıp yolumuza devam ettik.

Artık çevrenin güzelliğine, kaya mezarlarının asaletine falan bakmıyorum. Kafam çıkışa varmakta...

İztuzu kumsalına geldiğimizde bakıyoruz ki dışarda deniz çok dalgalı ve rüzgarlı. Aslında ; dışarı çıkabilsek yakındaki Ekincik koyuna gidip rahatımıza bakacağız. Fakat bu dalgada dalyanın çıkışındaki sığlık bizi zorlayabilir. Dalga varken dibe sürtmek daha büyük olasılık.Rüzgar da cabası...

Hiç kendimizi zorlamayıp kıyıdaki tek ağacın önüne demir attık. Ayrıca çoğunlukla yaptığımız gibi kıyıya da halatla bağlandık. Bulunduğumuz yer sakin fakat kıyının diğer tarafından dalgaların uğultusu geliyor. Akşama epey vakit var. Sahile çıkıp denize kadar yürüdük. Dalgalar sahili dövüyor, kıyıdan seyretmek te çok zevkli. Denizdekiler için ise durum biraz sıkıntı verici. Öğleden sonraları genellikle hep aynı. Sabahlar ise çok sakin.

Kıyıda çok güzel pembe zakkumlar var. Nefis bir görüntü. Zakkum tohumları dibine dökülmüş ve çok sayıda zakkum fidesi büyümeye başlamış. Bazıları suyun nerdeyse içinde büyümeye çalışıyor. Tuzlu suda yaşam savaşı veren minik fidelerden birkaçını söktüm ve plastik bardaklara diktim. Yaşatabilirsem bu fideleri büyüteceğim. Yaşarlarsa nereye dikmek nasip olacak bakalım?

Hava kararırken, Dalyan ve Köyceğiz'in güzelliklerini düşünüyorum. Keşke şu resmi görevli de olmasaydı. Keşke biz de resmi görevlileri görünce içimiz kararmasa. Onları görünce gönlümüz açılsa. İnşaallah o günleri de görürüz. Bazen çok iyi davrananlar da yok değil. Ama farklı türden bazıları da bizi hayattan küstürüyorlar. Allah beterinden saklasın.

Bu duygularla sakin bir gecenin koynunda uykuya dalıp gidiyorum.

--------------------------

28 Haziran 2016 EKİNCİK

İztuzu sahilinin iç kısmında rahat bir gece geçirdik.

Eşim dün biraz rahatsızlandı. Herhalde biraz midesini üşütmüş.Ya Bir şey dokundu veya yediğimiz dondurmalardan midesini üşüttü. Biz de bu dondurma işini epeyce abarttık.Her seferinde çifter porsiyon yiye yiye midemizi bozduk sonunda. Maşaallah hanım çok dayanıklı. Ağrı eşiği çok yüksek. Ufak tefek hastalıklara aldırmıyor fakat oldukça halsiz kaldı. Bugün onu hiç zorlamak istemiyorum fakat dalyandan çıkıp hemen sağ taraftaki Ekincik koyuna gidebilsek iyi olacak. Sabah çok erken kalkmıyorum. Ben erken uyanıyorum fakat hanımın uykusunu açmamak için ses yapmamaya dikkat ediyorum. Ben akşam çabucak uyuyabiliyorum fakat o kimbilir kaçta uykuya dalmıştır. Fakat ne kadar dikkat etsem de gezinirken çıkan gıcırtılardan uyanıp kalkıyor. Halsizliği devam ediyor.

Hiç vakit kaybetmeden Ekinciğe gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yolumuz normalde 1 saatten daha kısa olacak.

Dalyan çıkışında sular sakin fakat dışardan dalga sesi geliyor. Ama korkutucu seviyede değil. Dalyandan çıkışta önüme bir balıkçı teknesi geçiyor. Ben de onu takip ederek sığlıkları kolayca aşıyorum.

Çıktıktan sonra yine kılavuz teknemi takip etmeye devam ederek hemen karşıdaki küçük adanın sağına doğru gidiyorum.

Adayı geçtikten sonra dalgalar kabarıyor. Dalgalar yandan geldiği için bizi sallıyor ve hanımı daha da rahatsız ediyor. Biran önce uygun bir yere varıp hanımı biraz rahatlatmak istediğim için Ekincik merkeze doğru değil de rüzgardan etkilenmeyen körfezin sol sahilindeki koylara yöneliyorum. Körfez dibine doğru gitsem rüzgarı ve dalgaları arkama alacağım için daha hızlı giderim fakat vardığım yerde rüzgarsız bir yer bulamıyabilirim. Hele ki öğleden sonra dalgalar artınca keyfimiz daha da bozulabilir. Bu nedenle tam karşı tarafımdaki uygun bir koyu tercih ediyorum. Saat 7 den önce demir atıyoruz. Kahvaltıyı burada yapacağız.

Halat bağlamak için kıyıya çıktığımda güzel bir sürprizle karşılaşıyorum.

Ağaçların arkasında hayırsever birisi tarafından yapılmış çeşmeden akan suyun sesini duymak beni çok sevindirdi. Bu tür seyahatlerde en önemli ihtiyaçlardan birisi temiz su bulabilmek.

Çeşmenin üzerindeki yazı :

“ MEHMET ALİ İNCE VE EŞİ HAYRINA 1998”

Allah onlardan razı olsun. Musluğu olmayan , sürekli akan bu su buraya ayrı bir değer katmış. Bizim hafızamıza kaydedeceğimiz koylardan birisi olacak burası. Özellikle temiz su bulunan koylar bizim gibi teknesi olanlar için büyük bir nimet.

Burada şunu da acı şekilde öğreniyorum ki bir yerde su varsa orada bol miktarda arı da vardır. Bir tanesi de benim tadıma baktı.

Bir iki gün elim botokslu gibiydim. Fakat dayanılmaz ağrısı olmadı. Bir iki gün kaşındı ve hafif ağrıdı. Burada epeyce arı tecrübesi kazandık. Kahvaltı yaparken arılar bizi keşfetti ve sıcaklar bastırıncaya kadar da tekneyi terketmediler. Akşam üzeri güneş ufka yaklaşınca tekrar tekneyi işgal ettiler. Allahtan kapı ve pencerelerde sineklikler var. Arılardan çok bunalırsak içeriye kaçıyoruz.Akşam yemeği için iki seçeneğimiz var. Güneş batmadan yemek istersek içerde yemek zorundayız. Güneş battıktan biraz sonra arılar kayboluyor. Bundan sonra havuzlukta yiyebiliriz. Fakat bu saatlerde de sivrisinekler mesaiye başlıyor. Biz Riva'dan sivrisineklere alışığız. En kötü ihtimalle sinek kovucu sprey, krem ya da losyon kullanıyoruz sorun çözülüyor.

Burada deniz çok güzel. Öğleden sonra hanım da düzelir gibi oluyor. Birlikte denizin keyfini çıkartıyoruz. Sakin koy bulunca dışardaki dalgalar gündemimizden çıkıyor. Yarına kadar rüzgarı ve dalgayı kafamızdan silip attık, denizin ve çeşmenin tadını çıkartıyoruz. Tüm bidonları dolduruyorum. Hanımda hafif çaplı bir çamaşır yıkama faaliyetine girişiyor. Tuzdan sertleşmiş olan havlularımızı ve diğer birkaç çamaşırı kıyıya çıkarıp çeşme başında köylü güzelleri gibi sudan geçiriyoruz. Serbest akan suyu bulunca kovayı doldurup doldurup kafamızdan aşağı boca ediyoruz. İşte gerçek serinlik bu... İnsan 27-28 derecelik deniz suyunda fazla serinleyemiyor. Hele Köyceğiz gibi 30 derece suda gir çık bir şey farketmiyor. Tatlı ve soğuk suyun keyfi başka...

Yarın kısmetse Fethiye'ye doğru uzunca bir yolumuz var. Hedefimiz olan Kelebekler vadisine 1 günlük yolumuz kaldı. Sorun olmazsa yarın akşama doğru “ bu işi becerdik “ diyeceğiz inşaallah...

Bu duygular ve akşam yemeğinin rehavetiyle bana yine erkenden uyku bastırıyor. Mis gibi çayın kokusunu duymama rağmen yine uyuklamaya başlıyorum. Buralarda hava insanı çok güzel dinlendiriyor. Bazen gece 2-3 gibi dipdiri uyanıyorum. Buralarda 4-5 saat uyku yetiyor. İstanbulda 7-8 saat uyusam dahi böyle dinç uyanamıyorum ve genellikle öğleden sonraları az yemek yememe rağmen uyku bastırıyor. Burada hava da harika...



-----------------------------

29 Haziran 2016 EKİNCİK- FETHİYE- HEDEF TAMAM !

Sabah 6.30 da Ekincik'ten demir alıyoruz. Eşim bugün daha iyi görünüyor. Dünkü dinlenme ona iyi geldi herhalde. Zaten çok dirençli birisi. Benim yorgan döşek yattığım hastalığı o ayakta geçirip yapması gereken işleri tamamlamaya çalışıyor.

Saat 10 civarı Dalaman açıklarındayız.Havamız güzel, fazla dalga yok. Rüzgar da az. Keyifli ve sakin bir seyir sonrası saat 14.30 civarı son hedef noktamız olan Kelebekler vadisine ulaşıyoruz. Sağda solda muhteşem duvar gibi kayalıklar, havada uçuşan yamaç paraşütleri , denizin dibi şahane bir turkuaz renk. İşte hayallerimizin uç noktasına ulaştık. Birşeyler beceren çocuklar gibi herkese mesaj atıp hedefe vardığımızı bildiriyoruz.

Demir atıp etrafı biraz inceleyince duygularım biraz değişir gibi oldu. Sanki yıllarca uzaktan bakıp aşık olduğum kadını yakından görmüş ve hiç te hayalimdeki gibi olmadığı farketmiştim. Tertemiz hatırladığım kelebekler vadisi hiç te temiz değildi. Suyun üzerinde pislikler yüzüyor, dipte ise bol bol şişe ve içecek kutuları var. Hemen önümüzde demir atan küçük sürat teknesinde eğlenen iki Türk delikanlı ve iki yabancı kız ellerindeki şişe ve yiyecek poşetini denize atıveriyorlar. Denize girmekten vazgeçip biran önce buradan ayrılmayı düşünüyoruz. Zaten istesek te burası gecelemeye uygun bir yer değil. Dalgaya açık bir yer.

Kıyıdaki çadırlarda gençler eğleniyorlar fakat halleri biraz garip. Bizim gençliğimizde hippi'ler vardı. Onları andırıyorlar.Sanki hepsi sarhoş gibiler.Bize hiç sarmadı burası. Biran önce gideyim ve hayalimdeki kelebekler vadisi olduğu gibi kalsın. Şu halini sevmedim.

Demir alıp ölüdeniz tarafına doğru yolalıyoruz. Dalgalar oldukça iri fakat çok rahatsız etmiyor. Ölüdeniz civarında demirleyecek yerlere bakıyoruz fakat pek bize uygun bir yer yok. Demirleme ihtimali olan yerler zaten gezi tekneleri tarafından doldurulmuş.

Çaresiz biraz daha kuzey batı yönünde devam ediyoruz. Biraz sonra Gemile adasına vardık ve iyi ki ölüdenizde demir yeri bulamamışız diye düşünmeye başladık. Burası harika bir yer. Gemile plajına yaklaşıp sol tarafa uygun bir yere demir attık. Sonra karaya da halatla bağlanıp tam nefes alacak iken hanımın suratı asıldı bir anda. Birşey oldu herhalde ? Ben halatlarla uğraşırken arkadan gelen bir gezi teknesinden adamın birisi eliyle çıkın çıkın şeklinde ukalaca işaretler yapıp hanımın canını sıkmış.

Bizi taciz edecek kadar yaklaşınca sesli olarak ta uyarılar yapmaya başladı. Burası onun yeriymiş, hemen terketmemiz gerekiyormuş falan filan... Alışık olduğumuz bir davranış şekli..

Ben yadırgamıyorum ve hemen halatı çözmeye gidiyorum. Hanım bana da kızıyor biraz.... Neden bu kadar kolay tamam dediğimi anlayamıyor . Biraz itiraz etmemiz gerektiğini düşünüyor fakat bana son yıllarda birşeyler oldu. Canımı sıkacak şeylerden uzak duruyor ve bundan çok mutlu oluyorum. Hanıma gülerek” takma kafana, herşey de bir hayır vardır “diyorum.Zaten deniz de bulanık falan diye esprilerime devam ettim , o da sakinleşti.

Bu arada demin eşimi sinirlendiren adam gelip teknemiz hakkında birşeyler sormaya başladı. Cümlesi aynen şu;

“ Bana bu tekne güneşten çalışıyor demeyin sakın”

cevabım ; “evet, güneşten çalışıyor.”

“Elektrik mühendisi olduğunuzu da söylemeyin”

cevabım: evet, elektronik mühendisiyim.

“Bana hiç yakıt parası vermiyorum demeyin sakın”

Artık bu soru tarzından sıkıldım,

Cevabım; evet, bir kuruş yakıt parası vermiyoruz. Benzinli motorumuz da yok zaten, sadece elektrik motorumuz var. İstanbul Riva'dan buraya tam 700 mil yol geldik..En az bin mil daha bedavadan dolaşacağız vs. vs.

Ben artık saydırıyorum; bak buzdolabımız da var, yemekleri de elektrik ocağında yapıyoruz, çayı da aynı şekilde elektrikle demliyoruz....

Oh be rahatladım, eşimin intikamını aldım. Adam sorularına aynı şekilde devam etmek istiyor ama artık rahatlamış şekilde inadına motora tam yol verip suları yara yara uzaklaşıyorum. O halâ bir şeyler sorup duruyor. Eşimle birbirimize bakıp gülüşüyoruz.

İkimiz de biraz rahatladık. 5 dakika içinde Gemile adası ile ana kara arasında kalan kanala girdik ve adaya yanaşıp demir attık. Yanımızda çok sayıda iri yarı lüks tekneler var. Demir attıktan sonra birbirimize bakıp bir daha gülüştük. Hanım dedi ki “ iyi ki adam bizi oradan kovdu, burası nefis bir yer”...

Gerçekten öyleydi. Ada zaten harika bir yermiş. Üzeri tarih dolu. En tepede fener var. Herkes akşam güneş batarken tepeye çıkıp güneşin batışındaki enfes manzarayı seyrediyor.

Hanıma dedim ki; “ Herşeyde bir hayır vardır demedim mi ? Bak onlar bizi kovdu, Allah bizi çok daha güzel ve temiz bir yere gönderdi , hem de gece için çok güvenli bir yer.”

Burası ilk anda gördüğümden de daha güzel bir yermiş. Ertesi sabah erkenden adaya çıkıp tepeye kadar yürüdük. Enfes bir manzara. Tarihi patika üzerinde tabelaları takip ederek tepeye, fenerin yanına kadar çıkıyoruz. Yol üzerinde çok sayıda kilise ve diğer kalıntılar var. Tabelalarda her bölüm için bilgiler yazılmış. Bir yandan video ve fotoğraflar çekiyor diğer yandan ağaçlardan keçi boynuzu koparıp yiyoruz. Yukarı çıktıkça manzara daha da güzelleşiyor. Burası tam bir doğal liman ve her doğal limanda genellikle olduğu gibi her yerden tarih fışkırıyor. Gemile adasının hikayesini de internetten arayıp okumanızı tavsiye ederim. Çok ilginç.

Kıyıda bir tabela var, giriş ücreti 8 TL yazıyor fakat etrafta güzel bir kediden başka kimsecikler yok. Biraz etrafa bakınıp kimseleri bulamayınca para vermeden içeri girmiş olduk. Burası ücretle girilen ören yeri imiş.Biz galiba çok erken gelmişiz bu nedenle görevliler ortada yok henüz. Gezimizi bitirip teknemize dönerken halâ ortalarda görevli falan görünmüyordu. Nice vakit sonra motorla iki kişi geldi. Biraz sonra da teknelerden bot ve motorlarla insanlar gelmeye başladı. Herkes bizim gibi sabahçı değil. Gece sabahlara kadar eğlenip sabahın nefis havasını, tertemiz denizini kaçırıyorlar. Görevliler bile saat 11 de mesaiye başlıyor.

Bundan sonra artık tüm koyları gezip koyların tadını çıkarmaya niyetliyiz. Hergün bir koya girsek aylar sonra Bodrum'a dahi varamayız herhalde. Hertarafta nefis koylar var.

Bundan sonra günlük yazmamayı düşünüyorum, çünkü anlatacağım şeyler hep aynı olabilir; nefis bir koy, nefis manzara, belki nefis incir ağaçları(inşallah). Zaten keçi boynuzu ağaçları her yerde var. Hep aynı şeyleri yazmaktansa ; belki hepsini topluca değerlendirip bilahare akılda kalanları, iz bırakan ilginç yerleri yazarım. Ama şimdiden kara verdim ki Gemile adası çok güzel , iz bırakan bir yer. Tavsiye ederim; yolu düşen uğrasın....

Şimdilik hepiniz Allah'a emanet olun.