Yazar: İsmail Ezgü
Askerliğimi 168. dönem yedek subay olarak yaptım.
12 eylül darbesinden bir kaç ay sonra askerliğim başladı.
Birkaç ay evvel müjdeli bir haber almıştık. Kısa dönem askerlik çıktı. 4 ay sonra evde olacağız. Amma velakin "deliyle devlet bildiğini işler"miş. Tam askere gideceğim günlerde bana demezler mi "sen elektronik mühendisisin,bize lazımsın, yürü 16 ay askerliğe " . Beynimden vurulmuşa döndüm. Halbuki ne hayaller kurmuştum. 4 ay sonra evde olacaktım , 3 yıldır bekleyen sözlümle evlenecektim. Hepsi yattı, moral sıfır...
İşin garibi aynı sınıftan birlikte mezun olduğumuz Ali arkadaşım "ben elektronik mühendisi değil, haberleşme mühendisiyim " demiş ve 4 aylığa gitmiş. Çünkü diplomamızda "elektronik ve haberleşme mühendisi" yazıyor. Ben bu kadar saf, Ali bu kadar uyanık ya da Ali'nin karşısındaki memur bu kadar salak (ya da tamamen duygusal" ) olunca bu işler böyle oluyor...
Aynı gün askere gittiğimiz kayınbiraderim de makine mühendisi olduğu için o da 16 ay olarak Balıkesir'e gitti. Fakat ertesi gün onu geriye Tuzla piyade okuluna 4 aylığa yolladılar. Çünkü diplomasında makine mühendisi değil "sanayi" mühendisi yazıyormuş.. Buna çok sevindik. Ben geri dönsem bu kadar sevinmezdim, çünkü henüz birkaç aylık evli idi.
Eğitim birliğimiz Mamak muhabere okulu idi.
Aralık 1980 de başlayan mart 1981 de sona eren eğitimden sonra çektiğim kura ile Ankara nın bir ucundan diğer ucuna ; Etimesgut Hava ikmal merkezine atandım.
" Ne günlerdi ama..." diye devam etmek isterdim ama askerlik anılarımı anlatmayı oldum olası sevemedim. Benim için maddi ve manevi olarak zor günlerdi.
Hele ki akşamları nispeten temiz havası olan Etimesgut'tan servise binip kömür dumanından görünmeyen Ankara'nın içine girip kaybolmak anlatılır gibi değildi.
Siz şu an Ankara'ya yaklaşırken şehri, binaları vs. görüyorsunuz di mi?
Biz o yıllarda siyah renkli dümdüz bir ova görüyorduk. Sanki şehir siyah bir yorganın altında kalmış gibiydi.İnanılmaz korkunç bir manzara. Çok defasında kendime sorardım; "şimdi ben bu simsiyah dumanın içine girip sabaha kadar orada yaşayacağım öyle mi?"
Yaşı 50 nin üzerinde olanlar o günleri hüzünle hatırlıyorlardır.
(Allah razı olsun doğalgaz'dan.)
Ankara'dan hoşlanmayışımın bir sebebi budur.. İkincisi de deniz den uzak oluşu...
Ben deniz kokusu olmayan yerde yaşayamıyorum.
Her türlü imkânı kullanıp her fırsatta bu siyah şehirden kaçardım. Her cuma akşamı saat 5 te Gülhan otobüsündeyim, Sıkıyönetim zamanı; gece 12 den sonra sokağa çıkmak yasak. Otobüs saat 12 den önce İstanbul girişinde Tuzla'yı geçti geçti... Aksi halde sabaha kadar otobüs içinde hapissiniz. Sizler hapissiniz, ben değil...
Hayal bile edemezsiniz bir asteğmenin o dönemde ne kadar havalı olduğunu.
Otobüs Tuzla da takılırsa; resmi asker kıyafetiyle bendeniz asteğmen İsmail otobüsten iner, genellikle orada emre amade askeri jeep hazır bekler. Beni alır taa Cihangir'e , evime kadar bırakır.
Üstelik İstanbul'a kaçak gelmişim, Ankara dışına çıkmam yasak.
Maalesef şimdi subaylar evine resmi kıyafetle gidip gelemiyor, ama ben 1981 yılında Diyarbakır surlarının dibinde subay üniforması ile dolaşmış birisiyim. Ne günlerdi...
Ben aslında başka şeyler anlatacaktım , amma da uzaklaştım konudan...Esas hikaye bundan sonra...
Ben bu pis simsiyah Ankarayı sevemedim ya.. ; hava ikmal fabrikasında yapacak iş de yok. Aldığımız maaş külliyen haram.İyi de maaş alıyoruz. Piyasanın neredeyse 2 katı...
Boş duramıyorum,kaşınıyorum. Halbuki uyarmışlardı "sakın askerde hiç bir işe talip olma, yoksa bütün işleri kafana yıkarlar " diye...
Ben yine de rahat duramıyorum.
Canım sıkıldıkça etraftaki bozuk cihazları tamir etmeye başladım. Birkaç aleti başarıyla tamir edince mükafatımı aldım tabi ki...
Dediler "sen bu işlerden anlıyorsun, hadi bakalım Diyarbakır a, radar tamiratına..."
Bana 5 gün verdiler, gittim 1 günde hallettim. Kaldı 4 gün. Yallah İstanbul'a...
Uçak falan yok, otobüsle.
Bu iş hoşuma gitti. 1 gün çalış 4 gün sözlünün yanına... Bu arada İstanbul da imalat işlerime de devam ediyorum. Ordan da gelirim oluyor. Harika bir durum...
4 gün bitiyor, ben Ankara'dayım. Bakıyorum masamda yeni görev evrakım hazır. Bu sefer Şarkışla...
Ben bu şekilde Türkiye deki bütün radar tepelerine çıktım indim. Dönüş hep İstanbul'a...
Leylek havada , ben yollardayım...
8-9 ay böyle geçti.
Bir sabah masamda yeni bir görev emri... Malatya Erhaç hava üssü. Bu sefer dağlara çıkmıyoruz... görev ovada...Güzel...
Ama görev acaip; " Fantom F4 uçaklarına bilmem ne füzesinin montajı"
Ne fantom'u, ne füzesi ya...
Hayatımda Fantom görmedim füze de...
Şaşkınlıkla komutana çıktım ki bu saçma durumu anlatıp bu işten yırtayım.
Hayatımın en büyük şoklarından birini yaşadım.
Komutan der ki" gidilecek,yapılacak, emir demiri keser."
Buna nasıl iş ya... Ben bir Fantom a nasıl füze takma kararı verebilirim? Şaka mı bu?
Değilmiş. Yanıma bir de teknisyen abi verdiler. Teknisyen zaten Malatyalı idi. Hiç olmazsa ,gitmişken o da memleket özlemini gidersin demişler. Bindik otobüse gittik.
Hayatımın en kolay ve keyifli işi oldu. Fantom uçağı gördüm, füze denen şeyi gördüm. Bir odada yan yana yatan iki sıska balina yavrusu. Onlar bana baktı ben onlara baktım,bakıştık. Bir daha nerde göreceğim fantomu,füzeyi... Güzel bir turistik gezi oldu... Üç beş harcırah da var.. Dönüş yine İstanbul'a... Daha ne isterim ki...
Ankara ya varınca raporumu yazdım. Tek cümle ; " Konu bilgi ve tecrübemiz dışında olduğundan hiçbir şey yapamadık, bilginize arz ederiz."
İyi de ben bu tek cümleyi göreve gitmeden, bu kadar masraf etmeden de yazardım.
Olmaaazzzz...Emir böyle... Yapılacak.
Yapıldı...
Derlerdi de inanmazdım. Ama artık bu işlerde mantık aramıyacağım.
Zaten askerliğin bitmesi yakın. Birkaç dağ tepe daha dolaştık ve son günlere geldik. Komutan beni odasına çağırdı." Bak İsmail; sen becerikli bir çocuksun ,gel teskere bırak,seninle çok güzel projeler yaparız."
Cevabımı tahmin edersiniz. İçimden geçeni söyleyebilseydim kesin 6 ay hapis yemiştim. Yumuşak şekilde bu nazik ve değerli teklifi reddetmek zorunda kaldım.
O günden sonra bırak devlet memuru olmayı , devlet ihalesine dahi girmedim. Hep kendi işimin patronu oldum. Çok huzurlu yaşadım, yaşadık... Sözlüm ile 1982 temmuzun da evlendik. Berbat geçen askerliğimden de gereken dersi çıkardım. YAŞASIN ÖZGÜRLÜK !
.....................
Not: iyi ki askerlik anılarımı anlatmayı sevmezmişim. Söz, bi daha olmaz...