6 Şubat 2017 Pazartesi

İMAJ VE İNSAN

Yazar: Sema Ezgü

Bügün  yine,  insanı  tanımaya  devam  etmek  istedim.

    İnsanı  tanımak,  yeryüzünün  varisi  tayin  edilen  insanın  bir  numaralı  meşguliyeti  olmalı  diye  düşünüyorum.  İnsanı  tanımak,  yeryüzünde  bütün  canlılara  adaletli  yaşam  sağlamak  sorumluluğu  taşıyan,  geniş  anlamıyla  her  kişinin,  mikro  anlamıyla  er  kişinin  mecburiyeti  olmalı  bence.  Başlangıç  noktası  malum,  insanın  kendisi  olmalı.  Adaletli  olmak  için  önce  kendinden  başlamalı  insan... Önce  kendisine  karşı  adil  davranmalı.  Modern  olmak  adı  altında  kendi  vicdanı ile  kendisine  emanet  edilmiş  biricik  nefsinin  arasını  açmamalı  meselâ.  Araya  yabancı  engeller  koymamalı  insan.  Yani  kendi  insanlığına  sahip  çıkmalı  önce.  Çalışmak  üzere  özenle  programlanmış  aklının  üzerine  kendi  ürettiği  acaib  perdelerden  çekerek  çalışmasına  engel  olmamalı.  Hem  de  insana  acaib  (yabancı)  sebeplerle.  Aklı  kullanmak  çok  yorucu  diye  meselâ...   

    Bunları  ben  demiyorum  aslında,  Kur'an  diyor. Ben  sadece  anlaşılma  sıkıntısı  çekilen  din  dilini  nacizane  kendi  dilimde  şimdi  ve  bugüne  taşımaya  çalışıyorum.  Kendi  akıl  terazimin  çektiği  kadarını  elbette.  Spor  diliyle  söylersek  kendi  sikletimde...

   Peki  neden?   Adalet  meselesini  niye  kafaya  taksın ki  insan?  Çünkü  adalet  meselesi  toplumsal  imaj  meselesidir  kanımca.  Anlamak  zorundayız  önce,  neden  zor  iştir  adaleti  sağlamak.  Görünen  o  ki,  modern  hukuk  sistemi  de beceremiyor  bu  işi.  Bu  kadar  çok  suça  ve  suçluya  tanık  olduğumuz  sözde  müslüman  ülkemizde  ekmeğe  suya  muhtaç  olduğumuz  kadar  muhtacız  adalete.  Her  akşam  haberlerde  boy  gösteren  geniş mi  geniş suçlu  yelpazesinden  etkilenmekten,  tiksinip  söylenmekten,  hapishanelere  sığdıramadığımız  ve  zihinlerimizdeki  imajı  bozulmuş  insanlardan kurtulmak  için,  sayıp  sövmekten  öte  ne  yapabiliriz?  Kurtulmak  istediğimiz  bu  imajı  bozuk  Türk  insanını  nasıl  temize  çıkarabiliriz?

    Aslında  cevabı  çok  basit... İnsan  imajıyla  ortalıkta  dolaşan  canlı  türünü  beşer ( biyolojik yapısıyla insan )  olmaktan  çıkarıp  toplumsal  insan ( insanlık  sahibi )  haline  devşirmek  gerekiyormuş. Bunu da  ben  demiyorum  vallahi,  Kur'an  diyor. Hani  pek  çok  insanın  mitolojik  hikayeler  anlattığını  iddia  ederek  tarihsel  kimliğe  mahkum  etmeye  çalıştığı  kutsal  kitabımız  Kur'an  diyor  bunları.  İnsanın  imajını  kurtarma  aşamalarını  birer  birer  anlatıyor  Kur'an.  İnsana  en  yakışır  biçimde  anlatıyor  üstelik.  Daha  anlatırken  zorbalığı  redderek,  insan  iradesine  saygı  göstererek, gerçek  demokrasiyi  öğretmeyi  de  ihmal  etmeyerek  anlatıyor.  İnsanın  önüne  eksik  bırakılmamış,  acı mı,  tatlı  mı  olduğu  seyredene  göre  değişen  bir  imaj  tablosu  sunuyor  Kur'an. İnsanın  gerçek  imaj  tablosu  bu.  Tablo  büyük  diyerek  üşengeçlik  etmez,  sabırla  ve  zihnini  zorlayarak  tüm  tabloyu  görmeyi  becerebilirse  insan,  huzura  kavuşuyor.  Hayatı  anlamlandırmayı  başarabiliyor.  ( Örnekleri  mevcut,  oradan  biliyorum )  Bundan  sonrası  en  demokratik  biçimiyle  yine  kendi  insiyatifine  bırakılıyor  insanın. 

    Tam  bu  noktada  yanlış  anlaşılma  olmasın.  Allah c.c. insanı  kendi  halıne  bırakıyor  sanılmasın.  Allah  en  hayırlısıyla  ölçü  koyandır  ( kader leyen ). Her  şeye  Kaadirdir. Her  insana  hayat  yolculuğunda  eşlik  eder.  Bu yüzden de  ister  inansın, ister  inanmasın  insan  asla  yalnız  değildir.  İki  ayakla  yol  alınan  ve  adına  insanın  kaderi  denen  hayat  yolculuğu  bir  bileşkeden  ibarettir.  Bileşenlerden  biri,  insanı  Hayy  esması  ile  hiçbir  şey  değilken  yaratıp  insan  yapan,  getirip  yolun  başında  bırakan   Allah  ise,  diğeri  insanın  kendisidir.  İkinci  ayaktır  insan.  Tercihleriyle  yoluna  devam  eder.  Kaderi  ( ölçüyü )  koyan  iki  kişiden  biridir  yani.  Hedefine  varabilmek  için  her  insan  kendisine  bu  yolculukla  daima  ölçü  koyarak  lütufta  bulunan  Allah'ın  insana  sevgisinden  kaynaklanan  alâkasına  muhtaçtır.  Çünkü  Allah,  kendi  nefsine  rahmeti  yazmıştır.  Hedefini  insanın  kendisinin  seçmesi  ise  gerçek  bir  demokrasi  uygulamasıdır.  Demokrasi  ile  Allah'ın  dinini  zıt  kutuplar  olarak  algılayanlara  duyurulur... Öiçünün  en  hayırlısını  (  kaderimizi )  ondan  niyaz  ederken  aslında  kendi  yeteneklerimize  uygun  sınavlara  tabi  olmayı  dilediğimizin  ne  kadar  farkındayız  acaba?  Yoksa  biz,  hiç  emek  harcamadan  güzel  bir  dünya  hayatını  Allah'tan  isteyerek  ona  işini  öğretmeye  mi  cüret  etmekteyiz.  Farkında  mıyız  acaba,  birilerine  beddua  ederken  bile  biz  aslında  Allah.c.c. a  iş  buyurmaktayız. O  bize  seçme  hakkını, yani  kaderimizi  tayin  etme  hakkını  tanırken  bile  mi?  Bu  kadar  da  insafsız  olunmaz  ki...

    İnsan  gerçekten  insafsızdır.  Kendisine  yettiğini  zannederek  azar   İnsanı  doğru  yoldan  saptırma  işine  talip  olan  şeytana  bile  izin  vererek  ölçü  koyan  Allah,  azmak  isteyene de  izin  verir.  Demokrasinin  gerçek  anlamını  merak  edenler  lütfen  Kur'anı  anlayarak  okusunlar. 

    Böylesine  güzel  ve  dostane  bir  insan  ve  yaratıcı  ilişkisini  reddetmek,  insanın  insanlık  imajını  bozar  ve  bozuyor da...  Helâk  edilmesinin  yolunu  açar,  ve  açıyor  da...  Bazen  bireysel,  bazen  toplumsal  olarak  helâk  olup  gitmekteyiz  görebilene... Allah,  kendisinden  umudunu  kestiği,  aklını  kullanmayan  insanların  üzerine  pislik  ( kendi  ürettikleri )  yağdırarak  helâk  ederken  toplumları  da hak  ettikleri  çeşitli  biçimlerde  helâk  ediyormuş.  Bazılarını  yerin  dibine  geçiriyor,  bazılarını  da  tarih  sahnesinden  siliyormuş.  Bunu  da  Kur'an  diyor.

    Hz.  Adem'den  bu  yana  imaj  meselesi  temel  meselesi  olmuş  insanın.  Ama  imaj  bugün  ifade  ettiğimiz  biçimiyle  hiçbir  zaman  dinin  konusu  olmamış.  Bu  konuya  merak  sarma  sebebim  tamamen  Kur'ana  duyduğum  muhabbetten  kaynaklanıyor.  Ne  ilgisi  var?  derseniz... 

    Bugün  insanların  en  hayati  sorunlarını  teşkil  ediyor  imaj.  Hatta  imaj  tutkusu  bütün  hayatını  esir  alıyor. Adeta  insan,  toplumdaki  imajına  bakılarak  değerlendirmeye  tabii  oluyor.  Buraya  kadar  hepsi  mantıklı  görünürken  imaj  kavramı  biçimsel  ve  şekilsel  etkileşim  formuna  dönüşünce  insanın  kıyameti  de  bu  noktada  kopuyor.

    Kılık,  kıyafet  oluyor  imaj,  Saç,  baş, sakal  bıyık  adı  altında  insanın  dış  görüntüsü  oluyor  önce.

    Araba  markası,  cep  telefonu  modeli  oluveriyor  sonra.

    Oturduğu  semt,  okuduğu  gazete,  izlediği  filmler  oluveriyor  ardından.

    Kız  arkadaş,  erkek  arkadaş  meselesi  oluyor  sonra  da.

    Çocuklarını  gönderdiği  okul,  evinde  beslediği  hayvanın  cinsi  oluyor  hatta.

    Tatilini  geçirdiği  yerler  de  tıpkı  diğerleri  gibi  titizlikle  sorgulanıyor  toplumda. 

    Sanal  alemdeki  varlığı  sorgulanıyor  nihayet.  Tıklanma  rekorları  da  üzerine  eklenerek  kişinin  kimliği  belirleniyor  açıkça.

    İyi  insan  denirken  hangi  konuda  iyi  olduğu  yine  biçimsel  olarak  tanımlanıyor.

    İŞTE,  tam  burada  arıza  baş  göstermeye  başlıyor.  Allah'ın  kelâmı  Kur'an ile  insana  biçtiği,  ve  fakat  dışarıdan  ilk  bakışta görünmeyen  imaj  elbisesi  kavramı  zıvanadan  çıkmış  oluyor.  Allah'ın  TAKVA  ELBİSESİ  diyerek  tarif  ettiği  elbisenin  yerinde  yeller  esiyor.   Görsel  imaj  fırtınası  toplumları  helâka  götürüyor.  Görüyoruz,  ama  durduramıyoruz.  Genç  yaşlı  demeden, herkes  imaj  peşinde  koşuyor.  Manzara  ürkütücü  görünüyor.  Manzarayı  ürkütücü  bularak  geleceği  kurtarma  derdine  düşen  dindarlar  da  farklı  bir  yöntem  uygulamıyor.  Onlar  da  kendilerine  haslettikleri  bazı  görselleri  imaj  konusu  haline  getiriyorlar.  Haklı  olarak  farklılıklarını  fark  ettirmek  istiyorlar.  Oysa  Kur'anın  insanlardan  istediği  imaj  her  türlü  görsel  ve  fiziksel  materyalden  öte  bir  anlam  taşıyor.  Bilmiyorlar... 

    Kur'anı  okumaya  başladığımdan  beri  farkettiğim  müthiş  bir  gerçekti  takva  elbisesi.  Tek  bir  fiziksel  tasvir  ile  tanım yapmayan  Kur'anın  insanları  düşünceleriyle  ve  faaliyetleriyle  tanımlaması  ilk  etapta  dikkatimi  çekmişti.  Kur'anda  kıssalarla  anlatılan  resul  ve  nebiler  de  dahil  hiçbir  fiziki  insan  tasvirine rastlamadım.  Kimin  saçı  uzun,  kimin  boyu  uzun?,  Kim  zenci,  kim  beyaz?  Kim  neyi  giyer,  neyi  sever,  nelerden  nefret  eder?  Türünden  tek  kelime  bilgiye  rastlamadım.  Bu  gerçek  bile  Kur'anın  orjinal  metin  olduğunu  kanıtlıyor  fikrimce.         

    Kur'anın  insan  tasviri  tümüyle  şahsiyete  dayanıyor  diyebilirim  kısaca... İyileri  şahsiyetle  tanımlarken  iyilikleri  de  şahsiyete  nisbetle  izah  eden  Kur'an,  kötüleri  şahsiyet  eksikliği  ile  uyarmayı  ve  kötülüğü  arıza  olarak  yansıtmayı  tercih  ediyor.  Hem  de  istendiğinde  giderilebilir  bir  arıza  olarak,  yaratmaya  değer  bulduğu  insandan  uzaklaştırmayı  arzu  ediyor.  Şahsiyet  inşa  etmek  üzere  vahyolunan  Kur'an,  1400  yıl  önce  Hz.  Muhammed  şahsiyetini  inşa  etmişti.  Onun  örnekliğinde  tüm  zamanların  tüm insanlarını  (  inşa  olmak  isteyenleri )  hiçbir  fiziksel  farklılığa  bakmaksızın  inşa  etmek  istiyor.  Irkları,  derilerinin  renkleri,  dilleri  fark  etmiyor  Allah  için.  Dini  sadece  Allah'a  nisbet  etmek,  ve  yanına  ortaklar  icad  etmemek  şartıyla,  insanın  sadece  şahsiyeti  ile  toplumda  kendi  imajını  üretmesini,  üretme  yeteneğini  kullanarak  faaliyet  göstermesini  ve  kendi  sınırlarını  ilimle  aşabilen  değerli  bir  canlı  olarak  yeryüzünde  adaletle  hüküm  sürmesini  tavsiye  ediyor. 

    Bu  gerçeği  öğrendikten  sonra,  insanlığın  bozguna  uğramış  imajını  kurtarmak  için  neler  yapabiliriz  acaba  diyerek  hemen  hergün  kafa  yormaktayım.  Kendimle  birlikte  birilerini  daha  uyararak  mutlu  sona  ulaşabilir  miyim?  Bilmiyorum. 

    İnsan  denen  canlıyı  iyi  tanımakla  başlayabiliriz  meselâ...

    Önce  kendimizi  Kur'ana  arz  ederek  ( yüzleşerek)  tanımaya  çalışmak  en  doğru  başlangıç  olacaktır.  7,44  milyar  dünya  insanını  tek  tek  tanımaya  gerek  bırakmayan  insanın  kullanma  kılavuzu  Kur'ana  yönelmek,  kendi  dışımızdaki  insanları  tanımak  için  de  yeterli  olacaktır.  Yeryüzünde  karşılaşma  ihtimalimiz  olan  her  türlü  şahsiyet  modeliyle  Kur'anda  karşılaşabileceğimizi  var  sayıyorum  ve  Allah  katındaki  imajını  merak  eden  herkesi  ve  kendimi  Kur'anı  anlayarak  okumaya  davet  ediyorum. 

    Allah'ın  merhameti,  üzerimizden  eksik  olmasın.  Amin.