Yazar: Sema Ezgü
Uzun zamandır düşünmekteydim. Günümüzün insana dair en temel hastalığı ne ola ki, dünyanın gözümüze görünen malum hali vuku bulmakta... Beşeri gücünü sırtına yüklenmiş bir takım insanlar adeta evrim geçirip dinazorlaşmış, önüne geleni yıkmakta, veyahut hamm yapıp yutmakta. Kendine yol açmak için şuursuzca koşmakta, kendi cinsinden olana bile, deremi bulandırdın misali bahanelerle saldırıp yolunun üstünden kaldırmakta. Hâl böyleyken, yer yüzünde o emsalsiz İNSANLIK ŞARKISInı söylemek kime düşecek? Asıl soru bu olsa gerek. Yer yüzü henüz kadim yer yüzülüğünü kaybetmeden, kıyam günü gelip çatmadan, insanlar ateşe koşan kelebekler gibi yanıp kül olmadan, kimler insanoğlunun zihninde flash back yapıp özüne döndürecek. Varsa bir kurtuluş umudu, bulup getirecek? Kimler o halk kahramanları diye merak içindeydim nicedir.
Derken, olayın bugünümüze has olmadığını da farkettim nihayet. Tarih merakım, gerçeği arama tutkuma eklenince anladım ki, insanlık tarihi kadar eskiye uzanıyor bu çirkin haller. Meğer insanın asla kaybetmek istemediği tek hazinesi varmış hayatta. Bugün adına KONFOR dediğimiz, ne yenilir ne yutulur cinsten olan bir uyuşturucu türüymüş meğer müsebbib. Çağlara göre konfor vesileleri değişken olsa da, kaybedilmesine sıcak bakılmayan tek değer her devirde yine konfor olmaktaymış.
Dedim ya, uzun zamandır düşünmekteyim diye... Bu da benim vazgeçemediğim tek konforum. Huyum kurusun! Bir kere Allah'ın izniyle, Kur'anın bakış açısıyla ve kendi iflah olmaz çabamla dönmeye başladı ya çarklar, vallahi durduramıyorum. Birileri buna manyaklık falan diyor. Kafayı yemişsin diyor. Asosyallik diyenler de var. Umursamıyorum. Düşünmenin verdiği hazza alışan beynim bu konfordan vaz geçmiyor bir türlü.
Daha tuhaf olan nedir, söyleyeyim... Düşünme konforumdan vaz geçmemek için dünyevi konforları, bana göz kırpan baştan çıkarıcıları, insan eliyle üretilmiş ve gözüme sokulmaya çalışılan uyuşturucuları görmezden gelmeyi başarıyorum. Descartes'e göre rasyonelleşiyorum yani. Düşünüyorum, o halde varım diyorum.
Sonra fark ediyorum ki, dünyaya bir dikili ağaç bırakanlar, taş üstüne taş koyanlar, tarihe altın harflerle yazılanlar, çağlar kapatıp çağlar açanlar, kendi varlıklarını bilime adayanlar sadece ve sadece konforundan vaz geçen insanlarmış. Bereketli, yani üretken, yani mübarek insanlarmış.
Bizler her cuma birbirimize cumanız mübarek olsun derken konfordan vaz geçmeyi sağlık veriyormuşuz da haberimiz olmuyormuş. Hem de kendi konforumuzdan vaz geçmeden... Ne ironik değil mi? Ağzımıza alışkanlık olmuş bu tavsiye ama hayatımıza uğramaz olmuş.
Soru: Neden?
Cevap: Konforumdan vaz geçemem.
Oysa, bir bilim insanının söylediğine göre, aşık olmak için bile konfordan vaz geçmek gerekiyormuş. Şahsi veya toplumsal çıkarlardan vaz geçebilmek, sabitlenmeyi red ederek, maddi veya manevi yol almak, sıkıntılara göğüs germek, acı sürprizlerle mücade etmek konfordan vaz geçmek anlamına geliyormuş.
Aslında evlilik de aynı kapıya çıkıyor. Sizi konforunuzdan feda etmeye zorluyor. Hayatınıza eklediğiniz başka bir hayatın size uygun olmayan her haline katlanmak zorunda bırakıyor. Bu uyum için enerji harcamak, yani konforunuzdan vaz geçmek zorunda kalıyorsunuz evlenirken. Oysa günümüz gençleri konfor elde etmek amacıyla, kendi yüklerini eşine taşıtmak arka planıyla evlendikleri için, taşımaktan vaz geçtikleri yükün ağırlığı ile yere çakılarak sonunda hayâl kırıklığına uğruyorlar maalesef.
Eşim ve ben, kırklı yaşlarımızdan sonra ekonomik konforumuzdan vaz geçmek zorunda kalırken yeni bir konfor çeşidiyle tanıştık. Zihnimizi Allah'ın bize nimet olarak sunduğu akıl yürütme ve sonunda mutluluğa ulaşma konforuna açtık. Hiç kolay olmadı mutluluğa kavuşmak. Çok çalışmak, yani çok düşünmek zorunda kaldık. Sonunda kavuştuğumuz öyle bir konfor ki, gerçekten vaz geçilir gibi değil. Asla vaz geçmek istemiyoruz ondan. Ne başka bir hayat tarzı için, ne başkasının hatırı için... Allah aksini istemediği sürece vaz geçeceğimizi de sanmıyorum. Kur'an delillerinin ( ayetlerinin) aklımızda ve düşünce biçimimizde yaptığı etkileri birbirimizde gözlemlemekten tarifsiz haz alıyoruz. Kırklı yaşlardan sonra insan zekasının nasıl olup da gelişebildiğine tanık oluyoruz. Düşündükçe akıllanıyoruz. Akıllandıkça başka konforlardan vaz geçiyoruz. Şükürler olsun, çok mutluyuz.
Başkalarının dertlerinden soyutlanarak mutlu olmuyoruz ama. Tam tersine, sorunlu gördüğümüz herkesin dertlerini Allah'ın bak dediği pencereden baktığımız için çıplak gözle görür gibi görüyoruz. Çözüm yolları bulmak için daha çok düşünüyoruz, ama onlar bilmiyor. Bizi ötekileştirmeyi kendi konforlarından vaz geçmemek için tercih ediyorlar. İslâm ilminin fikir dünyasından bakışla, her problemin çözümüyle yan yana durduğunu konforundan vaz geçmeyen hiç bir Allah'ın kuluna anlatamıyoruz ne yazık... Örnek oluyoruz, örnekliğimizi cesaretle, şeffaf veya çıplak gözle görünür biçimiyle ve türlü argümanları kullanarak anlaşılır kılmaya çalışıyoruz. Yani, noktasına virgülüne kadar kendimize ait olan fikirlerimizle konuşuyoruz konuşurken. Başkalarından devşirilmiş sanal alem ürünleriyle değil... Yine olmuyor. Yollarımız bir türlü konforundan vaz geçmeyenlerle çakışmıyor. Onlar maddi konforlarından vaz geçmiyor, biz ise manevi konforumuzdan ödün vermiyoruz.
Bu dünya hayatını bereketli kılmaya çalışan, tüm geşmiş ve geleceğin konforlarından vaz geçmiş üretken insanlarına selâm olsun.