12 Şubat 2018 Pazartesi

EĞİTENLER , ÖĞÜTENLER

Yazar: İsmail Ezgü

Toplumların en kıymetli sermayesi nedir diye sorulunca aklımıza ilk gelen cevap  "GENÇLER" olmaktadır değil mi?

Peki biz çevremizdeki "gençler"e bakınca  gelecekten ümitli olabiliyor muyuz?

Babalarımız bizler için ümitsiz idi...
Bizler de  evlatlarımızdan pek ümitli değiliz...
Çocuklarımız da muhtemelen torunlarımızdan ümitli olmayacaklar...

Peki; bu basit bir "nesil çatışması " mı , yoksa gerçekten her geçen gün  biraz daha  uçurumun kıyısına  yaklaşıyor muyuz?
................

  Çoğunluk gibi benim de çözüm önerim şudur;  Önce eğitenlerin eğitilmesi gerekiyor.

Öğretmenler öğretemeyince öğütüyorlar.

 İlk adımdaki hatamız ;  "talebe"yi kaldırıp "öğrenci" yapmak oldu.
"Talebe" yani "talep eden" olmamız gerekirken, "öğrenci" olduk; bekliyoruz ki gelsin birileri ayağımıza, bize bir şeyler öğretsin...

    Bırakmalıyız talebeyi; gitsin hangi dersi, hangi hocayı istiyorsa  arasın bulsun hocasını, gönlü ne istiyorsa onu öğrensin.

   Şimdiki öğrenciler patron ya da müşteri edasıyla sınıfların sıralarına kurulup gariban öğretmenin  ayaklarına gelip  kendilerine bir şeyler öğretmesini bekliyor..
 Hatta beklemiyor, emrediyor.
Öğrenci kral, öğretmen kapı kulu.
................
Yetkililer becerebiliyorlarsa   sadece   mesleklerin ne olduğunu  anlatsın öğrencilere...
Memleketin neye ihtiyacı varsa, gelecek hangi meslekleri yaşatacak ise onu anlatsınlar.
Seçimi talebe yapsın.
..............
Örneğin bize 8 sene Fransızca öğretmeye çalışan sistem neden bilmiyordu bu gençlerin  "İngilizce" ye ihtiyacı olacağını...

Bari 8 senede Fransızcayı öğretebilselerdi.. Onu da beceremediler.

Her dönem Fransızcam  "pekiyi" idi ama hayatım boyunca bir turistle üç beş cümle Fransızca  konuşamadım.
Ardından 6 ay İngilizce kursuna gittim, para vererek tabi...
8 yılda öğrenemediğim yabancı dili 6 ayda yeterli seviyede öğrendim ve onlarca ülkede , binlerce kişiyle ingilizce konuştum, ihracat, ithalat yaptım.
 
Demem o ki; bana 8 senede Fransızcayı öğretemeyen hocalarıma ; pardon "öğretmen"lerime  HAKKIMI HELÂL ETMİYORUM.
 
Sizler de hakkınızı helâl etmeyin. Sizden alınanlarla onlara maaşları verildi.

Öğretmenlik, hocalık çok değerli bir meslek.
Bir öğrenciyle dünyayı değiştirmek mümkün.
Bunu da öğretmenler yapar veya yapmaz.

 Aynştayn'ın da Hitlerin de öğretmenleri vardı.

Ne ilginçtir ki; dünyanın en meşhur adamları üniversiteden kaçanlar ya da  okuldan kovulanlar oluyor nedense?

Ampul'ü, gramofonu, sinema kamerasını icat eden, 1000 den fazla patent sahibi olan Thomas Edison'u  " bu çocuk beyinsiz" deyip ilkokuldan atmışlardı.

"Yüzyılın insanı" seçtikleri  Albert Aynştayn'ı  başarısız diye liseden kovmuşlardı.

Keman tutuşunu beğenmedikleri Bethoven'i  " Bu çocuk müzisyen olamaz" diye  postalamışlardı.
......................

Bir öğretmen bir öğrencisiyle dünyayı değiştirebilir mi, değiştiremez mi?
Yapamaz mı , yapmaz mı?

Bence yapamaz çünkü ( çoğu) öğretmen  neyi öğrettiğini bilmiyor !

 Fen ağırlıklı eğitim alan öğrencilerinize Türkçe, Felsefe, Mantık derslerinin ne işe yarayacağını anlatabildiniz mi?

 Cebir, geometri, diferansiyel denklemler, katlı - katsız integraller, logaritmalar, redokslar,   ne işimize yarayacaktı anlatabildiniz mi?

 Pek çok öğrencinin kafasında şu soru vardı:
 "Bunlar hayatta benim ne işime yarayacak?
Bu soruya cevap verebildiniz mi?

Bazı hocalarımıza bu soruyu bizzat sormuşumdur.
Ne yazık ki verdikleri cevaplar öyle anlamsız cümleler içeriyordu ki; yıllar sonra anladım ; hocalarımın çoğu bu sorunun cevabını bilmiyordu maalesef..

  Artık "Hoca" yok, bu nedenle "öğretmen"lerimize  seslenmek istiyorum.

Allah aşkına, ne olur önce sizler öğrettiklerinizin ne işe yarayacağını öğrenin ve  ilk derste öğrencinize bunu anlatın.

  Kendi eğitim hayatınızı gözünüze getirin, öğrendiklerinizi, öğrenemediklerinizi düşünün...

 Ben matematiği severken neden bir başka arkadaşım nefret ediyordu?

Ben sosyolojiden kaçarken neden bir başkası sosyolojiye, felsefe ye bayılıyordu.

Aradaki fark  öğretmen farkı olmasın sakın?

Aynı müfredata, aynı kitaba, aynı konuya bağlı olmamıza rağmen  neden pek çok öğretmen başarısız olurken ;  aradan yıldız gibi sivrilen birkaç öğretmen pırıl pırıl parlıyordu?

Mühendis yetiştirdiniz, tasarladığı  projesini anlatacak kadar bile Türkçe ye hakim değil. Ama sorarsan İngilizceyi çok iyi biliyor.

Doktor yetiştirdiniz ;  hastasını müşteri olarak görüyor.Bu devirde halâ "bıçak parası" istiyorlar.Ettikleri yemini dahi anlayamamışlar.

Öğretmen yetiştirdiniz ; velinin zenginliğine göre öğrencilere muamele yapıyor.

Hukukçular dersen 1960 da idam ettiğine 20 yıl sonra kahramanlık madalyası verip adına anıt dikiyor, "Balyoz"la  hapse atıp,  "Fetö" ile çıkartıyor.

Elektrik mühendisi evindeki ampulü değiştiremiyor,

Elektronik mühendisi hayatında lehim yapmamış...

Diğer meslekleri de siz sayın....

Rüşvet alanları, verenleri...

Çalanları, soyanları...

Bunların hepsini siz "öğretmen"ler yetiştirdiniz.
Yüze yakın öğretmenim oldu. Sadece birkaç tanesinden "helâllik" istiyorum.
Allah onlardan razı olsun.
Diğerlerinden farklı , bir kaç eli öpülesi "hocam" olmasaydı nerelerde olurdum şimdi bilemiyorum...

Amaaaa....
Diğer büyük çoğunluğa hakkımı helâl etmiyorum. Aldıkları maaşın hakkını vermediler.
 Milyonların alın terini ziyan ettiler.
Yıllarımızı katlettiler.
Akıllarını kullanmadılar.
Bize de aklımızı kullandırmadılar.
Ezber serbest, düşünmek yasak idi...
Robot ürettiler, insanlık beklediler..
Şimdi de insansı robotları bekliyorlar.
Arpa ektiler, Buğday beklediler...
Bekleyedursunlar..

HELÂL ETMİYORUM !!!
Sizler de etmeyin...