Yazar: İsmail Ezgü
Bugün günlerden pazartesi.
Tarih...
Hatırlayamıyorum. Bugünün tarihi neydi?
Beynim allak bullak.
Savaş başlayalı o kadar uzun zaman oldu ki ; hatırlayamıyorum bugünün tarihini. Zorlasam da hatırlayamadım.
Evim Riva'da, derenin kenarında. Karşımda milli takım tesisleri vardı. Dün akşam ki bombardımanda yerle bir oldu. Halâ dumanları tütüyor.
Askeri hedefler bitti artık, spor tesislerine dahi saldırıyorlar.
Az ilerde, deniz kıyısında SAT-SAS komandolarının eğitim üssü vardı. Savaşın ilk günlerinde yerle bir oldu.
Her gün uçak sesi, bomba sesi...
Bir iki saat uyuyabilmek mümkün olmadı aylardır...
Evimiz de biraz hasarlı ama idare ediyoruz.
Merdivenin altına yatak serdik, orada yatıyoruz, orada oturuyoruz. Çünkü burası kurşunlara ve şarapnel parçalarına karşı en korunaklı yerimiz.
Keşke evin altında küçük bir sığınak olsaydı.
Hiç düşünmedik ki böyle bir acımasız savaşı...
Zaten sığınak olsaydı içi su dolu olurdu muhtemelen. Yağmur yağınca sular neredeyse eve girecek gibi olurdu bazen. Sığınak her halükârda su dolardı.
Avrupa yakasına hiç geçemiyoruz.
Köprüler, tüneller , vapurlar ... hepsi yerle bir oldu.
Kayınvalide Cihangirde kaldı.
İlk günlerde seni alalım dedik fakat "geçer iki günde bunlar, rahatımı bozmayın bu soğuk havada" dedi. Bir daha hiç haberleşemedik.
Hayatta mı? onu dahi bilmiyoruz.
Duyduğumuz kadarıyla Taksim anıtını dahi mahvetmişler. Taksim hastanesi, Beşiktaş stadyumu, hatta Dolmabahçe sarayı bile yok olmuş. Büyük oteller de nasibini almış.
Evimizde rüzgar türbini ve güneş panelleri olduğu için elektrik var sayılır. Zaten televizyon seyredemiyoruz. Uydu çalışmıyor. Telden uyduruk bir anten yapmaya çalıştım ama hiç bir görüntü alamadım.
İlk günlerde komşular telefonlarını şarj etmek için bize gelirlerdi fakat artık gelmiyorlar çünkü aylardır telefonlar çalışmaz halde. Sadece el feneri olarak işe yarıyor.
Doğalgaz yok, sular kesik. Bahçedeki ufak kuyu çok işimize yaradı.Hiç olmazsa susuzluktan ölmeyeceğiz.
Birazcık unumuz kaldı. Biraz da patates...
Bazen görevli kamyonetler dolaşıyordu. Seyyar satıcı gibi.. Ondan yiyecek birşeyler alabiliyorduk fakat artık ne para kaldı ne de satın alacak birşey.
Gelen giden de yok zaten epeydir.
Çocuklardan birisi yurt dışında, ikinciyi torunlarla memlekete göndermiştik. Üçüncü oğlan ve gelin kayınpederine sığınmıştı. Epeydir onlardan da haber alamıyoruz.
İnşaallah bizden iyi durumdadırlar.
Yurt dışındaki oğlum savaşmak için buraya gelecekti ama nasıl gelecek bilemiyorum. Yolda mı , nerede onu da bilmiyoruz.
Yiyecek sorun, haberleşme sorun, gidememek sorun...
Ne yapacağız bilemiyoruz.
Yürüyerek yola çıksak nereye gideriz bu karda kışta.
Hareket eden herşeyi vuruyorlarmış.
Keşke biz de oğlanla birlikte memlekete gitseydik.
Ama onlardan da haber yok ki?
Çaresizlik ne kadar kötü...
Yiyecek mi istersin çalışan bir telefon mu" deseler, herhalde telefonu isterdim sanıyorum.
Torunlar burnumda tütüyor.
Çaresizim Allahım.
Çare sensin...
.................................
Ohhhh... Çok şükür rüya imiş.
Ne biçim kâbus idi bu?
Ayak uçlarıma kadar sırılsıklam terlemişim.
Meğerse sızlandığım hayat ne kadar güzelmiş.
Trafik sıkışık diye homurdanırdım, bu sene kar yağmadı, gripten kurtulamıyoruz,işler de çok kesat...
Bunlar idi dertlerim.
Meğer hiç derdim yokmuş..
.....................
Çok şükür Allahım..
Sen mutlak ve tek büyüksün.
Sen bizleri koru.
Ben çok acizim...