Yazar: İsmail Ezgü
Pek çok kişiden şu lafları duyuyorum;
" Çok meşgulüm, 24 saat yetmiyor bana..."
Bu "meşgulüm" kelimesi bana göre sanki biraz "kibir" içeriyor.
Yani arkadaş diyor ki:
" Ben önemli adamım.
Vaktim çok kıymetli.
Beni meşgul etmeyin."
Meşguliyet konusuna bakınca genellikle para kazandıracak işlerle meşgul olduğunu görüyoruz.
Bu arkadaşların en iddialı oldukları konu iyi "program" yapmaları.
Her şeyi önceden kılı kırk yararcasına programlamışlar.
Aynen benim de bir zamanlar yaptığım gibi...
Neyi programlıyorsun?
"İş"leri. Yani "para"yı, yani "dünyalığı"
Başka neyi programlıyorsun?
Hafta sonu nerede eğleneceğini.
Bu sene nerede ne zaman ne kadar tatil yapacağını.
Bitti mi?
Evi daha lüks bir semte taşıyıp sınıf atlamayı, mümkünse metrekaresi de artsın.
Arabanın yeni modelini alalım ki havamız tam olsun.
Bitti mi?
Bitti.
Gerçekten bitti.
daha ne olsun ki?
Güzel bir eş?
Havuzlu bir ev ve son model bir araba olunca zaten kızlar etrafta pervane olacaklar.
Böylece mutluluğun zirvesine oturacaksın öyle mi?
Ben zaten evliyim diyenlerin hayalini de tahmin edebiliriz ama fazla detaya girmeyip şeytanı kapıdan içeri davet etmeyelim.
Farkında mısınız hayatın pek çok bölümüne ait bolca program yapıyoruz da hayatın geneli için hiç bir düşüncemiz yok.
Bir saksıda yetiştirip tadına bakacağınız tek bir çilek sahip olduğunuz tüm mal varlığınızdan daha kıymetli olabilir.
Kendinize şunu sorun;
Malınızı siz mi kullanıyorsunuz? Yoksa malınız sizi mi kullanıyor?
Vazgeçemiyeceğiniz bir malınız varsa bilin ki o sizi kullanıyor.
Geçenlerde bol sakallı , çok dindar bir dostum kendi yetiştirdiği koçu kurban edemeyip dışardan kurban için koç satın aldığını söylemişti.
Gerekçesi de kendi koyunlarını çok seviyormuş, onlara çok bağlanmış.Kıyamazmış.
"İşte tam da bu nedenle kendi koçunu kurban etmeliydin" diye cevap verdim.
Biraz daha konuşunca bana hak verdi.
Verdiğin şey seni zorlamıyorsa sen galiba eldeki çöpleri veriyorsun.
Bir yetimin başını okşamak için bir kaç kilometre yol gidemiyorsan , 24 saatin 25 e çıksa ne yazar...