Yazar: Sema Ezgü
Tahammül kelimesi arapça olup, pek çok kelime gibi dilimize Kur'an dan geçmiş olduğunu düşünüyorum. Şüphe yok ki, Kur'an da defalarca geçiyor. Yük taşımak anlamına geliyor, yada yükü yüklenmek...
Biz bu kelimeyi Türkçemizde olumsuz anlamıyla kullanmayı seviyoruz ve kullanırken de çok önemli bir zaafımızı ortaya koymuş oluyoruz.
Çünkü biz birbirimize tahammül edemiyoruz. Gerçi yeni gençlik bu kelimenin yerine “taşımak” diyerek gerçek anlamıyla kullanıyor.
“Sen beni taşıyamazsın” diyor biri ötekine. Yine olumsuz kullanıyor.
“Lütfen, beni taşır mısın ?” şeklinde bir kullanımına hiç rastlamadım. Ya da,
“Lütfen bana tahammül et” gibi bir söz hiç duymadım.
Çünkü niyetimiz baştan belli, çünkü kimsenin yükünü taşımamayı, tahammül etmemeyi tercih ediyoruz maalesef.
Tahammül sanatının en güzel örnekliği, doğacak bebeğini kendi bedeninde dokuz ay on gün taşıyan bir anne adayı olarak karşımıza çıkıyor. En hazin örneği ise Rabbinin rahmetine kavuşmuş her ademin musalla taşından toprağın bağrına kadar taşınması örneği olarak karşımıza çıkıyor. Yani kısacası, bir yeni doğana tahammülümüz var, bir de mevtaya...
Çağdaş dediğimiz sistemin çarkları Allah'ın en değerli eseri olan insanı öyle bir hale getirmiş ki, bugün artık kimse kimseye tahammül edemiyor. Asıl sorun, tahammül etmesi gerektiğine inanmıyor insan. Kendi rahatını, zor belâ elde ettiği konforunu tehdit eden hiçbir insana, farklı fikire, yeni bir bakış açısına tahammül etmiyor. Konfor odaklı yaşıyor hayatını. Almaya programlanmış aklı ile kendinden vermeyi sevmiyor. Göz ve kulak ile bilgi edinmeye alışmış zihni bilgiyi araştırıp soruşturmaya gerek duymuyor. Çünkü, doğru bilgiye ulaşması için yorulmaya tahammül etmesi gerekiyor. Kısa olan yol, en doğru yoldur sanıyor.
Halimize bakılırsa bizi bu hale getiren birileri zihin kodlarımızı programlıyor.
Ne yazık ki bizi Allah'tan başka biri programladığı zaman istikbalıimiz felâket oluyor.
Ne yazık ki, Kur'anla hayatı hiçbir yerde kesişmemiş insanlar bilmiyorlar. Allah'ın yarattığı insan üzerindeki muradı da onu en güzel biçimde şekillendirip programlamak. Hem bedenen hem ruhen ideal insan inşaatı ortaya koymak. Çünkü insanın mutluluğu bu inşaatın doğru bina edilmesinde gizli. Bizden istediği bütün ibadetler de sadece bizim mutluluğumuz için. Ama biz bu gerçeği emek verip, kafa yormaya tahammül edip Kur'an la yüzleşmeden asla öğrenemeyeceğiz.
Çünkü biz, bize gerçeği anlatmaya çalışan uyarıcılara da tahammül edemiyoruz. Zaman hızla geçiyor. Kısır döngü zihnimizdeki tavafını tamamlarken bizler de kısır kalmış, üretmeyi unutmuş hayatlarımızı tamamlıyoruz ne yazık ki...
Halâ umudumuz var bizim. O kısır çemberden daralıp sıkılan, sorularına yanıt bulamayıp arayışa çıkan insanlara muhtacız acilen.
İnsanlığın geleceği için, dünyadaki mutluluğumuz için, ahiretteki büyük kurtuluşumuz için, sistemin içinde sıkıştığını fark eden, bu yer benim gönlüme dar geliyor diyen cesur insanlara muhtacız. İnsanlığın geleceğini kurtarmak için öncelikle ve küçük büyük demeden çocuklarımıza tahammül sanatını öğretmeliyiz. Tahammül sanatını öğrenmeden sorgulamayı öğretmemiz mümkün olmuyor çünkü.
Ve kendi nefsimizi yapılandıran bütün değerlerimizi güvenilir bir mihenk taşına vurup test etmeliyiz. Doğrularımız gerçekten doğru mu, aklımız gerektiği gibi çalışıyor mu diye kontrol etmeliyiz. Ya yanılıyorsam şüphesini Allah'ın ipine sımsıkı tutunmuşken bile zihnimizden eksik etmemeliyiz. Çünkü din yalnız ve yalnız Allah'a aittir. Onun dini dışında benimsediğimiz ve din zannettiklerimiz eninde sonunda bireysel menfâat merkezine ulaştırır bizleri. Barış dininden uzaklaştırır.
O halde, istikamet üzere olan tek doğru yola ulaşabilmek için herşeyden önce tahammül sanatını öğrenmeliyiz. Bazen kötülüğe, bazen zorluklara, bazen ilim sahibi olmanın yoruculuğuna, çevremizdeki insanların her haline, her duruşuna, hastalığa varlığa ve yokluğa tahammül etmeliyiz.
BAKARA 286
Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük de kendi aleyhinedir. Rabbimiz ! Unutur ya da yanılırsak bundan dolayı bizi sorguya çekme.
Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme.
Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yükü bize taşıtma. Günahlarımızı affet, bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler güruhuna karşı bize yardım et.
Bakara suresinin son ayetinde Allah'ın kullarına öğrettiği dua ile anlıyoruz ki, biz insanlar yaratılış amacımıza uygun olarak yük yüklenmekle emrolunduk. Bu duayı etmeyi hak etmek için bile tahammül sanatını öğrenmek zorundayız.
Allah'ım, sen bizim yükümüzü hayırlara vesile kıl yarabbim. Amin.