Yazar: Sema Ezgü
Son dönemlerde güzel ülkemizin üzerinde her boyuttan kara kara bulutlar dolaşmakta, hatta gündemimize her gün bir yenisi ilâve olmakta. Adına kriz diyerek çözüm arayışlarına girilen türlü türlü sorunlarla millet olarak mücadele veriyoruz. Çok şükür ki, çözüm üretmeyi, krize konu olan meseleyi çözmeyi de milletçe öğreniyoruz. Bana göre, ortak bir akılda buluşup ciddi bir meseleye çözüm üretebilmek gerçek bir milli başarıdır. Milletimin sağ duyusuna, kocaman ana yüreğine güveniyorum. Bazen acılı, bazen akıllı yöntemlerle kriz konusu her ne olursa olusun çözümü ufukta görüldüğü sürece başarıyla çözüleceğine inanıyorum, güveniyorum. Çünkü benim milletimin ortak aklı, bütün kirli hesapları ters yüz edecek kadar sıradışı çalışıyor. 15 Temmuz tecrübesiyle sabit, artık biliyorum.
Ama, kafama takılan bir sorun var ki, bir türlü çözümünü ufukta göremiyorum. Görebilen varsa, beri gelsin diyorum.
Hatta, sorun demeye dilim varmıyor artık, kriz diyorum. Gerçek bir kriz. Milli meselemiz olmuş, korkuyorum. Çocuklarımın, torunlarımın geleceği adına korkuyorum.
Adı EVLİLİK KRİZİ...
Bu da nereden çıktı demesin kimse. Krizi görsün ve lütfen sahip çıksın. Eğlence aracı, düğün dernek meselesi olarak görmesin bu krizi. Dilerim ki, benim sıradışı ortak akılla çözüm üretebilen milletim bu krize de bir çözüm bulsun.
Önce tv lerin gündüz programlarına, neredeyse bütün kanallara göz atsın. Evlenme programlarına ister isteyerek, ister istemeden takılıp kalsın. Sonra da evlenmek istiyoruz diyerek programlara katılan gençleri, hatta yaşlıları kıvrım kıvrım kıvrandıran sancılarla empati yapsın. Tartışmalara değil, tartışanların evlilik mantalitesine odaklansın. Olur da ufukta bir çözüm yolu görebilirse de ziyan etmesin, hemen ortaya getirsin.
Biz zaten zamanımızı bu programları izleyerek geçiriyoruz, ne güzel eğleniyoruz demesin. ÇÜNKÜ!!!
Ortada gerçek bir kriz var. Çözülmesi gerek. Ucu bize dokunmuyorsa sorun değildir denecek türden değil bu kriz. Ucu bal gibi de bize kadar geliyor. Evlilik bir müessese ise eğer, bu müessenin değeri düşüyor, hatta yerlerde sürünüyor. Artık içinde evlilik sözcükleri geçen her cümle şaibe taşıyor. Algı operasyonu deyip duruyoruz ya her habere, işte size allanmış pullanmış bir örtünün altına saklanmış, kocaman bir algı operasyonu. Algımızın içine işlenen gerçekler şöyle sıralanıyor;
Gençlerimiz evlenemiyor... Neden evlenmeleri gerektiğini ise hiç bilmiyor. Kafalarındaki hesaplar benim milletimin çarşısına uymuyor. Kızlar erkeklere, erkekler kızlara güvenemiyor. Nihayet başarılmış evliliklerin ise uzun süreli olması beklenmiyor. Boşanmalar doğal karşılanıyor. Hemen sonrasında yeni eşler aranıyor.
Evlilikte neyin paylaşılması gerektiği bilinmiyor, zaten öğrenemeden de sona eriyor.
Menfaat çatışması kaçınılmaz oluyor, ucu açık bencillik hazin sonları getiriyor.
Çoğunlukla acıyı çeken çocuklar, planlanmamış oluyor.
Çocuklar da ebeveynleri gibi aile olmayı beraber tatil yapmak sanıyor.
Birbirlerini taşımaktan söz ederken, ağızlarından çıkanı maalesef kulaklar duymuyor. Aynanın karşısına geçince uyumlu görünmeyi, birbirinin gözüne batmamayı kasteddiklerini kendileri de bilmiyor. Zaten bir eş, diğerinin yükünü karşılığını almadan kaldırmıyor. Birbirine tahammül etmenin olmazsa olmaz şartları her daim temcit pilavı gibi sofraya getirilip göze sokuluyor.
KISACASI; Evlilik müessesi gözünün yaşına bakılmadan tüketiliyor, eritiliyor. Yok hükmüne doğru zorla itiliyor.
Bizim dedikodu sever halkımız ( kadın erkek farkı olmaksızın) ise, algılarımızın içini oyan bu sahnelenmiş oyunlara şahit olup kendince dertlenerek zamanı güzel tükettiğini sanıyor. Aslında acıklı bir oyuna gelip, kazanılmış değerlerini tüketiyor ama farkında olmuyor.
Ne yani! Televizyonda görülmeyince gerçeklerin varlığı değişecek mi? Evlilik müessesi kurtulacak mı? diye soran olabilir. Hatta programlar, acı gerçeklerin ortaya çıkması adına faydalı bile bulunabilir.
Benim derdim bu acı gerçeklerin gerçek olmaktan çıkarılıp, gerçekleştirilebilir hale getirilmesinde. Acı gerçekleri yedi yirmidört ortaya getirip, sırıtarak üzerinde tepinerek düzeltemeyecek olmamız çok tehlikeli bir serüvene dönüşüyor. Farkına varalım...
Yaralıyı ameliyat masasına yatırıp incelemek varken, ya da, modası geçmiş sınav sorusunu tahtadan silip yeni haliyle ortaya koymak varken, sadece izleyici olmaya devam mı edelim ?
Siyasi krizler, enerji krizi, Rus uçağının düşürülmesi krizi, Suriye krizi, terör krizi bir yana, hepsinin çözümleri ufukta görülebildiğine göre hepsi çözülebilir, inanıyorum... Ya evlilik krizi !
Ufka bakıp bir ışık görebilmek güzel olmaz mı?