Yazar: İsmail Ezgü
"REKABET KÖLELİKTİR "dedim diye;
Hemen köpürmeyin bana.
Biliyorum çok iddialı bir laf ettim.
Bana kızmadan önce hayatımızı biraz geriye alıp yaşadıklarımızı bir kerecik gözden geçirelim.
Hayatınızın her döneminde rakipleriniz yok muydu? Onlarla kıyasıya mücadele etmediniz mi?
Farzedelim bir şirkette pazarlama elemanısınız; eğer firmanın tek pazarlama elemanı siz iseniz ; önünüze her ay yeni hedefler konulmaz mı?
Her ay bir öncekinden daha fazla satış yapmanız istenir.
Yani rakamlarla rekabete girersiniz.
Daha doğrusu kendi kendinizle savaşırsınız.
Firmanızda birden fazla pazarlama elemanı varsa; bu durumda her zaman diğer arkadaşlarınızla rekabet edersiniz.
Bazı firmaların duvarlarında "ayın elemanı" adı altında duyuru posterleri görürsünüz.
Sözde sizi motive etmek için bunu yaparlar. Hatta; "ayın elemanı" seçilirseniz önünüze üç beş kuruş yem de atarlar.
Hepinizin bildiği o meşhur firmalar pazarlamacı veya plasiyer adı altında gencecik elemanları işe alırlar.
Daha işe başvururken sizi rekabete başlatırlar.
Mülakatı bekleyen gençler bekleme odasındaki diğer gençleri adeta düşmanı olarak görür.
At seçer gibi seçtikleri gençlere "ehliyetin var mı ?" diye sorarlar, gerçekten "araba kullanmayı biliyor musun? " diye sormazlar.
İşe alınırsan sana verirler bir ticari araç; içine de doldururlar malları...
"Günde şu kadar mal satmalısın" aksi halde ilk ayın sonunda işini kaybedersin.
Kendinizi bu delikanlının yerine koyun. Ne yaparsınız? Deli gibi işe koyulacaksınız ,hiç şansınız yok.
Trafiğe çıktığınızda bu tarz ticari araçlara dikkat edin; hepsi deli gibi kullanmıyorlar mı?
Örnekleri biraz daha genişletirsek; her gün medyada okuduğunuz , seyrettiğiniz " canavar hafriyat kamyonu" ya da "önüne gelen araçları biçen beton kamyonu" haberleri nasıl ortaya çıkıyor sanıyorsunuz.
Firmada çok sayıda kamyon var; patron her ay en çok hafriyat taşıyan şöföre üç kuruş prim verir, en az taşıyan şöförü de işten atar. Nasıl olsa piyasada işsiz çok , hepsi kapıda bekliyor. Hemen yenisini alır.
Pazarlama yapan delikanlı kendisine verilen hedefi tutturmak için zaten korkunç olan trafiğimize çıkar. Oysa ehliyeti yeni almıştır, henüz arabası da yok ki tecrübesi olsun. Bu delikanlıların bir kısmı daha ilk günlerde çok ciddi trafik kazasına neden olur. Ya kendileri ölür ya da başkalarının ölümüne sebep olur.
Patron rahat, huzur içinde. En fazla yapacağı ; ölen çocuğun ailesine taziyede bulunmaktır.
Patron kendini suçlu hissetmez hiç... Devlet bu delikanlıya sürücü belgesi vermiş , patron da araba vermiş al kullan diye...Ne suçu var ?
Sanki bilmiyor bu memlekette ehliyetin nasıl verildiğini.
Kurs, murs hepsi palavra. Herkes ehliyeti bakkaldan alıyor, sonra binip arabaya çıkıyor yollara."Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir."
Yıl 1977...
Maslak ta ehliyet sınavına giriyorum. O zamanlar kurs falan yok.
Arabayı stop ettirmeden kaldırıp biraz ileriye gittik geldik.. Ehliyeti aldık.
Fakat imtihan heyetindeki komiserin şu sözlerini unutamıyorum:
" Delikanlı; bugün 150 kişi imtihana girdi. sadece 2 kişi ehliyet alabildi. Sen de doğru dürüst bilmiyorsun , şunu bil ki arabayla burdan Beşiktaş'a gidemezsin. Mecburen her gün birkaç kişiye ehliyet veriyorum. hiçbirine vermezsem olmuyor. Aman dikkat et, iyice öğrenmeden trafiğe çıkma."
Yıllar geçti, çocuklarım ehliyet aldı, kurslara gittiler fakat gördüm ki hiç bir şey değişmemiş. Ehliyet denilen devletin resmî belgesi ile evlatlarımızı ölüme yolluyoruz.
İşte pazarlamacı delikanlıların bir kısmı bu şekilde; şirketlerinin araçları ile felakete gidiyorlar.
Kaza olursa aile mahvoluyor, patronun fazla derdi yok, nasıl olsa araç kaskolu.
Kapıda yeni elemanlar kuyrukta. Hemen yeni araba , yeni şöför bulunuyor ve işler devam ediyor.
(Not: Bu yazıyı yazmakta olan bendeniz de bir patrondur.)
......
Rekabet diye yola çıktık, nerelere geldik. Lütfen bana kızmayın. Ben sadece "pazarlamacı" adında bir örnek seçtim.
Siz isterseniz kendi mesleğinizi örnek olarak seçebilirsiniz.
Hepiniz işyerinizi gözünüzün önüne getirin ve birazcık düşünün.
Rakipleri başarısız olunca sevinenler yok mu çevrenizde?
Başarılı olmak için arkadaşlarını ezen, onların üzerine basarak yükselen, arkadaşlarının başarısız olması için dolaplar çeviren,ispiyonlayan, komplolar kuran, çelme takan iş arkadaşlarınız yok mu?
Trafikte bizi delirten taksi şöförü , halk otobüsü, minibüs , kamyon sürücüleri neden böyle yapıyorlar?
Arıza şeridinden gidip önünüze geçen sürücü neden bunu yapıyor?
Hepsinin derdi bir başkasını geçmek, yani "rekabet"
Herkes bir diğerini rakip görüyor.
Evlatlarımızı dahi birbirine kırdırıyoruz,; " bak kardeşin derslerinde ne kadar başarılı" ya da "Ablan ayda beş bin lira alıyor, sen asgariye talim ediyorsun " gibi.
"Fener- Cimbom" rekabeti, "sağcı-solcu" , "açık-kapalı" rekabetleri neler açtı başımıza.
Maç seyretmek için yola çıkanlar linç ediliyor,park yeri nedeniyle cinayetler oluyor. Bizim gençliğimizde de "solcu- sağcı" diye insanlar birbirini vuruyordu, hem de aynı silahla.
Kimileri, Fatih'te , kimileri de Nişantaşı'nda rahat dolaşamıyor.
Ama sorarsanız herkes "Mandıra Filozofu" na özenir, inanmayın. Parayı bulsalar hemen kat, yat derdine düşerler.
.....................
Aklınıza takılmıştır; bu adam niye taktı kafasına bu " rekabet " konusunu diye; vallahi suçlu bizim hanım.
Dün whatsapp tan bir mesaj yollamış;
" Biliyor musun; rekabet kölelikmiş. 90. sure Beled."
Açtım Kuran'ı. 13. ayet; gerçekten "köle" nin arapçası "rekabet" imiş.
Daha önceleri de benzer bir şaşkınlık yaşamıştım.
Bizim ithalatta kullandığımız "akreditif " kelimesi de arapça kökenli imiş. Onu da Kuran'da gördüğüm de çok şaşırmıştım.
Demek ki "kredi" kelimesi Avrupa dillerine arapçadan geçmiş.
..........
Bu arada; hanımla ben; iki ihtiyar "whatsapp" ve benzerlerini kullandıkça bizim gençler sosyal medyadan soğumaya başladılar.
Ödleri patlıyor;
Facebook 'a ya da twiter'a da gireceğiz diye...
Neden acep?