31 Ekim 2016 Pazartesi

NEDEN MUTLUYUM?

Yazar: Sema Ezgü

Bu sıradan soruyu insanın kendisine sorabilmesi için öncelikle mutlu olduğunu peşinen kabul etmesi gerekir. Oysa bu gerçeği kabullenmek hiç de sıradan bir durum değildir. Ya gerçeği yansıtmıyordur, ya abartılıyordur. Ya da dışarıya karşı verilmek istenen bir imaj meselesi olmuştur.

     Benim için hangisi derseniz, cevabım hiçbiri olacaktır.

    Benim meselem farkındalık meselesidir. Mutlu olduğumu fark etmem hiç kolay olmadı. Uzun yılların geçmesi gerekti. O yıllar geçerken yaşadığımız  zorlukların, hatta acıların aslında hayat sürecinde bizim payımıza düşen sınavlar olduğunu farketmem gerekti. Mutluluk denen illetin paket halinde hiçbir mağazada satılmadığını, hiçbir ekonomik değerle piyasaya sürülmediğini anlamamız gerekti. Artık biz diyorum anlatırken, çünkü mutlu olmanın olmazsa olmazının, hayatta en mikro düzeyde iki kişilik, en makro düzeyde ise bütün alem olarak biz olabilmek olduğunu farketmiş durumdayız. Yani eşim ve ben biz olmayı başardığımızı düşünüyoruz. Dolayısıyle aile içi sorunlarımızı da biz olarak karşılıyoruz, çevremizi saran akıl almaz seküler sorunları da biz olarak karşılıyoruz. Sosyal sorunları da, maddi sorunları da. Eşimin en çok sevdiğim özelliğinin sorun çözme kabiliyeti olduğunu daha yeni yeni öğreniyorum ve neden yıllardır onun yanında yer aldığımı henüz keşfediyorum. Hatta neden eşimin yanında mutlu olduğumu da. Bazen kandırılsak da, bazen istismar edilsek de onun sorun çözme yöntemini onaylıyorum ve yanında yerimi alıyorum. Çünkü biz olduğumuz insanın da niyetini biliyorum, kendi niyetimi de. Şans denen tesadüfi kavrama inanmadığım için de dünyadan en güzeliyle nasiplendiğime inanarak bol bol şükür ediyorum.     

    Öğrendim ki, zamanı biz olarak karşılamak da hiç kolay değilmiş.  Önce doğru eşi bulabilmek gerekiyormuş hayatta. Gerçekten de insan ancak eş olduğunu hissettiği zaman mutlu olmayı başarabiliyormuş. Yarım insanların, eşini bulamamış ya da yarım kalmayı tercih etmiş insanların, yani  bireysel takılanların mutluyum demelerini asla inandırıcı bulmuyorum.  ( EVLİLİK BÜNYESİNDE BİREYSEL TAKILMA konusunu ayrıca incelemek gerekiyor)  Yaşamadıkları bütünlüğü tarif etmelerini de beklemiyorum. Onların tercihlerini mikrodan makroya kadar uzanacak bir bencillik olarak yorumluyorum. 

   Bu nedenle evliliği çok önemsiyorum. Doğru evliliği gençlerin ciddiye almasını istiyorum. Ekranlarda evlilik adı altında yapılan programları çok tehlikeli ve ard niyetli buluyorum. Toplum mühendislerinin devamlı ve düzenli olarak bencillik gerçeğini evli veya bekar, bütün insanlara pompalayan başarılı bir bozgunculuk projesi olduğuna inanıyorum. Zararlı etkileri çoktan havayı kirletmeye başladı bile.

   Mutlu bir dünya hayal ediyorsak eğer, insanlara, özellikle gençlere biz olmayı öğretmemiz gerekiyor. Çocukları için sağlıklı evlilikler isteyen anne babalara da keza. Çünkü ana babaları mutlu evlilik yaşamış çocukların da mutlu evlilik yapmaları olasılığı gerçekten yüksek oluyor. Ama mutlu evlilik yapmak, hayatta mutlu olmak için yeterli olmuyor. Yani, küçük mutlu dünyamızı büyütüp çoğaltmak, makroya doğru yol almak zorundayız. Çünkü mutluluk ne tarif edilebilir bir nesnel gerçek, ne de bünyemizde saklayabileceğimiz durağan bir duygudur. Mutluluk, sonu kutsala giden muhteşem bir yolculuktur. Dinamiktir, kırılgandır. Çok nazlı, çok da hassastır. Yoldan çıkması an meselesi, yola yeniden revan olması ise sabır meselesidir. Mutlu olmak için herkes her an yola  çıkabilir, herkes her an yoldan çıkabilir yani.  Faydalı olmak adına kendi yolculuğumuzu anlatmayı uygun buluyorum.

   Biz eşimle, bundan 34 yıl önce hiç kimsenin telkini, tavsiyesi olmadan ve kendi irademizle evlenmeye karar verdik. Biz bu kararı verirken ben 19, eşim 23 yaşındaydı. Eşimin yapıcı, onarıcı zekâsını daha o yaşımda fark ettiğim için etkilenmiş, onu kendime uygun görmüştüm. Onun beni neden seçtiği ise bambaşka bir konu başlığı.  Ailelerimiz bizdeki kararlılığı görünce itiraz etmek yerine saygı gösterdiler. Onların uyumlu anlayışını takdirle karşılıyorum bugün. Çünkü onlar da biz olmayı başarmış ana babalardı. Zorluklar yaşadık, türlü sınavlardan geçtik ama kararımızdan hiç pişman olmadık. Çünkü evlilik kararı alırken o yıllarda peşine düşeceğimiz hiç bir maddi menfaat konusu yoktu ortalıkta. Sıfır noktasından başlamayı, eğitimli olmamıza dayanarak göze almıştık. İkimiz de inatçı, ikimiz de  çalışkandık. Günü yaşamaya değil geleceğe odaklanmıştık. Eksiklerimize değil edineceklerimize yoğunlaşmıştık. Sadece çalışmakla elde edilecek hedefler koymuştuk önümüze. Hedefler büyük, gönüller dolu olunca eşimin benim üniversiteyi bitirmemi beklemesi pek zor olmadı. Bugün gençlerin dört yılı bulan bu bekleme süresine bile tahammül edeceğini sanmıyorum.

   Evlendiğimizde ben 22, eşim 26 yaşındaydı. Nikah günü gelip çatana kadar geçen zamanda biz, zihinsel olarak da olsa biz olmayı başarmıştık. Çocuklarımız dünyaya gelince dünyamızı aydınlatmışlardı. Geçen yıllar içinde içimizdeki eksik kalmışlık duygusunu maddi kazanımlarımızla aşılacak sanarak alabildiğine hedeflerimize koştuk.  Başarı = Mutluluk  sandık durduk koşarken.  Bir yerde bir eksik vardı ama ne olduğunu keşfedemiyorduk.  Eğitimli cahillerdik kısacası. Bugün baktığım pencereden böyle görüyorum olayı. Cehaletin tüm hızıyla toplumun her kademesinde var olduğunu, insanları perişan ettiğini de görebiliyorum ne yazık ki... Benim Tesbitlerime göre cahillik tanımının okur yazarlıkla veya entelektüel olmakla alakası yok yani. Bu yüzden herkes kendi üzerine alınabilir rahatça. Tesbitte zorluk çekiyorsa alttaki listeye göz atabilir.

1. Eğer bir insan kendi var oluş sebebini, bütünün içindeki gerçek yerini merak etmiyorsa,

2.Allah'ın var olup olmadığı meselesi, hayatının en büyük meselesi olmayı başaramamışsa,

3. İletişim kurarken cümlelerine ben diye başlayıp sen diye bitiriyorsa,

4. Ciddi bir sorunla karşılaşınca hayatın sonu geldi sanıyorsa,

5. Hayattan sonra ne var acaba diye bir merak konusu yoksa,

6. Kavga ederek sorunlar çözülür sanıyorsa,

7. Uğrunda savaşı göze alacak değerler hazinesi oluşmamışsa,

8. Nefsinin eğitilebilir ve çok değerli olduğunun farkına varamamışsa,

9. Her an yapıp ettiklerini gören biri olduğunu, korunup gözetildiğini bilmiyorsa,

10. Sadece söylediklerinin değil, aklından geçenlerin de o biri tarafından duyulduğunu bilmiyorsa,

11. O kendisinden nefret ederken bile sevildiğini bilmiyorsa,

12. Varlığını borçlu olduğu tek ve benzersiz dostuna şükretmeyi akıl etmiyorsa,

 Kesinlikle cahildir. Bu cahillikle mutlu olmayı beklemek ise nafile bekleyiştir.

    Bizim, biz olarak bu cehaletten kurtulmaya başlamamız kırklı yaşlarımıza nasib oldu. Ne zaman ki, kendi bireysel sorularımızdan oluşan uzun mu uzun listelerimizi elimize alıp Kur'anın karşısına alacaklı gibi, hatta eleştirmen edası takınmış hesap sorucu gibi dikilmeyi akıl ettik, işte o zaman gerçekten mutlu insanlar olduğumuzu fark ettik. Çünkü, yıllarca birikmiş cevapsız sorularımızın hepsini sadece bu hazinenin içinde bulabildik. Hızımızı alamadık, büyüklüğünü kestiremediğimiz bu hazinenin içinde yaşamaya başladık. Mutlu olduk. Derdimiz, sorunlarımız varken, çözüm bekleyen problemlerimiz ard arda sıralanırken biz,  mutlu olmayı başardık.

    Mutlu olduğumuzu fark etmek  yetmedi, paylaşmak istedik. Şimdi daha mutluyuz.

   Darısı, aklını kurt gibi kemiren sorulardan bıkıp usanan, yorgun zihinleri yüzünden kendisini mutsuz hissedenlerin başına olsun.

   MUTLULUK  AKIL  İŞİDİR  DOSTLAR.  VAR  İKEN  DE  MUTLU  OLABİLİR  İNSAN,  YOK  İKEN DE...

   VAR  OLUP  KULLANILMAYAN  AKILDIR  SORUN  ÇIKARAN,  İNSANIN  BAŞINA  BEL  OLUR,  MUTSUZLUK  SEBEBİ  OLUR.