Yazar: İsmail Ezgü
Sık sık olduğu gibi; sabah 4 civarı uyandım. Kasım başı olduğu için daha sabaha 3 saat var.
Büyük ayı kutup yıldızının sağına geçmiş, ama alt çizgisi yine kutup yıldızını gösteriyor. Ateşe aşık kelebek gibi, dönüp duruyor ama gözünü sevdiğinden hiç ayırmadan...
Ay hilal olmuş, hava ılık buralarda.
Dalgaların sesi hafiften geliyor, deniz de çok sakin. Halbuki bir hafta evvel fırtına yıkıyordu ortalığı. Şimdilerde pastırma yazı hakim. Deniz sütliman. Balıkçılar her akşam denizde...
Balık bedava, semizotu bedava, domates bedava.. bazen patates, biber de bedava oluyor.
Buralarda para geçmiyormuş. Komşu tarlalarda ne ekiliyorsa bize de biraz düşüyor. Almazsak kızıyorlar bir de...
Horozumuz da ötmeye başladı şimdi; fon müziğim de var artık. Şahane.
.....
Kendimi Ahmet Hamdi Tanpınar ya da Orhan Pamuk zannettim galiba..
Bir sabah manzarasını nasıl da uzattım.
Herhalde ben de onlar kadar (bana göre) sıkıcı olmuşumdur.
.......
Buralarda çok huzurluyum, mutluyum.
Halbuki canım çıkıyor.
Yorgunluktan ölü gibi erkenden yatıyorum.
Ellerimizle yaptığımız kulübemizde yaşıyoruz ve iki odalı bu harika evde televizyon yok. Olmayacak da...
Bu benim dayatmam; kestim attım "burada tv olmayacak" o kadar !?
Söz ağızdan çıkar di mi?
Sanırım benden başka herkes tv istiyor ama patron benim, ben ne dersem o !
Delilik bazen işe yarıyor.
TV yok..
Ohhh beee..
Hayat varmış.
Dünya varmış demedim farkındaysanız; "hayat varmış " dedim.
Şu "ekran bağımlılığı" dediğim şey hayatımızı mahvediyor farkında değiliz.
Yaşını doldurmamış bebenin elinde bir ekran. İki yaşına gelmekte olan torunum çişini söyleyemezken telefondan istediği videoyu bulup açıyor.
Allah aşkına nereye gidiyoruz biz?
Ben korkudan titriyorum ama bakıyorum benden başka bunu dert edinen yok gibi.
Allah sonumuzu hayr etsin.
Gelelim yine sabahın dingin ferahlığına;
Ne işim var benim bu ıssız yerde?
.......
Ne kadar ıssız bir yerde olduğumu anlatabilmek için şöyle bir örnek vereyim.
Ekmek alabileceğim en yakın bakkal 25 km uzakta.
Hanımla istediğim kadar yüksek sesle kavga edebilirim; sesimizin duyulabileceği mesafede hiç bir insan evladı yok.
Hanımla kavga etmek mi dedim?
Lafın gelişi söyledim; ara sıra sesimi yükseltsem de ona kavga denmez. Zaten sadece benim sesim yükseliyor nadiren.
Hanımın sesi pek yükselmez.
Kuyuya düşse sesi çıkar mı bilmiyorum.
.....
Peki bu ıssız yerde yapayalnız ne işim var.
Ne "işimiz" var demeliydim değil mi?
.........
İşte bizim sırrımız bu"işimiz" kelimesinde gizli...
" biz" deyince yalnızlık bitiveriyor, ıssızlık sona eriyor, her taraf dopdolu oluveriyor.
İşin sırrı "biz" olmakta.
"Ben" iken yapayalnızım, "biz" olunca dopdoluyuz.
İyi ki varsın.
Rabbimin nimeti.
........
Biz çok huzurluyuz da çevremiz hiç öyle değil.
Kavga gürültü kıyamet kopuyor evlerde.
Hani o "yuva" olamamış lüks konutlardan bahsediyorum.
Evlenmeyi de boşanmayı da öğrenemedik gitti...
Bazen düşünüyorum da katolikler boşanmayı yasaklamakla fena etmemişler sanki..
Tövbe...
Allah' ın verdiği izin başım üzre ama her aile parçalanması bizi mahvediyor.
Sevdiklerimiz , gözümüzün önünde birbirlerini rezil ediyorlar da elimizden hiç bir şey gelmiyor.
Çocuklar perişan; akrabalar, dostlar mahzun.
Toplum adım adım uçuruma gidiyor ve kimse bir şey yapmıyor , yapamıyor.
Halbuki size düğün pastanızı keserken ne güzel tarif etmişlerdi...
Sen eşine yedireceksin o da sana..
Ama siz ne yaptınız?
Daha imzaların mürekkebi kurumadan gelin hanım damadın ayağına basmaya çalıştı adeta yerdeki böceği ezer gibi. Damat da ayağı kaptırmamak için komik hareketler yaptı. Masanın üzeri başka alem , altı bambaşka. ..
Geçenlerde gittiğimiz bir nikahta gelin kızımız evlilik cüzdanını alınca havaya kaldırdı ve başarısını kutlarcasına arkadaşlarına doğru uzun uzun salladı.
Acaba ne demek istedi bu hareketiyle?
Bende uyandırdığı intibaya bakarsak sanki dedi ki:
" kızlar; ben birisini kafese soktum, siz de hâlâ tık yok. Solladım sizi, başardım, ben başardım, becerikliyim ben , talihinize küsün"
Belki de şöyle demek istemiştir;
" Artık her şey benim elimde, bakın tapusunu aldım elime. Bundan sonra kuralları ben koyarım, işine gelirse..."
Görüntü beni o kadar rahatsız etti ki o an düşündüğüm şey ; " bu kızımız eş olmak için değil eş almak için evlenmiş, adeta galeriden araba alır gibi."
Temel böyle çürük olunca bina lüks olsa ne yazar. İlk sallantıda çatlaklar başlayacak, ondan sonraki olaylar magazin sayfalarına benzeyecek.
Daha fazla anlatmaya gerek yok sanırım.
......
Halbuki formül pastayı keserken verilmişti;
Sen onu doyur , o da seni doyursun.
Sen onu yücelt ,o da seni yüceltsin.
İkiniz de zirveye doğru yol alırsınız.
Çukurun dibinde olduktan sonra hanginizin üstte olduğu çok mu önemli?
......
"Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? "
.......
Ben 40 yıl sonra dahi uyurken üşümesin diye eşimin üzerini örtmekteyim; sizler 40 gün içinde yorgan kavgasına başlarsınız, yatakları ayırırsınız. Hemen diğer odaya....
Kiraladığınız 3+1 , 140 m2 evin odaları başka ne işe yarayacak ki?
40 m2 neyinize yetmez?
Misafir de sevmezsiniz.
........
Ne olur anlayın artık ; vermeyi öğrenmeden huzur bulamayacaksınız.
Ama siz zaten huzur aramıyorsunuz ki.
Hepiniz rant peşindesiniz.
Ne diyeyim; Allah aklınızı kullanabilmeyi nasip etsin.