Yazar: Sema Ezgü
Aile olmak ne demekmiş, daha yeni yeni öğreniyorum. Aile sadece yanında olanları, dokunma mesafesinde olup sesini duyabildiğin insanları kapsamıyormuş. Akrabalık bağlarının hiç önemi yokmuş aslında. Soy ağacı, genlerin benzerliği, karındaşlık da değilmiş meğer. Biyolojik benzeşmelerin ise hiç önemi yokmuş. Ekonomik düzey ortaklığı bir nebze etkilese de aile olmak anlamına gelmezmiş.
İnsanoğlunun dişi türü doğuştan aile kurma yeteneği ile donanımlı geliyor dünyaya. Keza hayvanlarda da durum aynı görünüyor. Hatta hayvanlar alemi değişik özellikleri ile insana karakter farklılıklarını sonuçlarıyla birlikte muştalıyor adeta. Belgeselleri izlerken öğreniyoruz ki, hayvanların davranışlarını iyi gözlemlemek çok ayrıntılı deliller sunuyor insana. Merhamet, sevme ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, bağlılık, sadakat, kurnazlık, vahşilik, vurdumduymazlık, hainlik, acımazlık, estetik merakı, simetri hastalığı, gösteriş merakı, sabır, örgütlü çalışma, dayanışma,,,
Bir de üreme var tabi. Üreme hayvan için de insan için de aile olmanın kaçınılmaz şartı olarak biliniyor. Üreyerek çoğalıyor ve toplumsal birer eleman oluyoruz. Ama bu da aile olmaya yeterli olmuyormuş. Allah'ın İnsana bağışladığı İRADE devreye girdiği andan itibaren AİLE olmak da değişime uğruyormuş. İnsan için aile fertleri edinmek anlam değiştiriyormuş. Biz bu gerçeği kendi yaşam serüvenimizde, yaşayarak öğrendik.
Aile olmak, el ele tutuşup hayat yolculuğunda beraber yürümekmiş. Aynı yönde yürümek ise hiç kolay değilmiş. İrade devrede olunca her birey kendi yolunu arayıp bulmak zorunda kalıyormuş. İki bireyin, evli olsa bile aynı yöne doğru yolculuk yapmasının zorlukları farkedildiği zaman genellikle geç kalınmış olabiliyormuş. Biz bu yoldaşlığı evlendiğimiz yıllarda bilinçli yapmış olmasak da yoldaş olmayı başarmış bir çift olmuşuz. Bunun bize verilmiş bir nimet olduğunu öğrendikten sonra şükretmeyi de öğrendik. Artık küçük büyük her fırsatı bahane edip bol bol şükrediyoruz. Bazen sesli, bazen sessiz, yön bulmamıza yardım eden mevlamıza hamd ediyoruz. Belki de zorlu sınavlarımızı başarıyla atlattıktan sonra ortak bir yol bulmayı başarmış olabiliriz. Bilmiyorum. Bildiğim yegane şey, eşimle hala el ele yürümeyi seviyor olmam. Dilerim ki, doğru yolda ilerliyoruz. Umuyorum, istiyorum.
Ailemiz, Allah'ın bağışladığı üç evlatla genişlemeye devam ederken kendi evlatlarımızın kendi iradeleri ışığında ailemize katılmasını diliyoruz. Biliyoruz ki, onlar da kendi yollarını, kendi yönlerini arayıp bulmak zorunda kalacaklar. Hiç bir zaman çantada keklik olmayacaklar. Eğer bir gün onların da bizimle aynı yöne gittiğini görürsek, o zaman aile olduk demektir.
Öğrendik ki, aile olmak yol arkadaşı olmakmış. Aile olmak, fikirlerin paylaşımı, amellerin ortaklığıymış. Aile olmak tanımadığın nice canların aynı aileden olduğunu öğrenip huzur duymakmış. Aile olmak hakk üzere konuşup tartışmayı başarabilmekmiş. Aile olmak yalana müracat etmek zorunda kalmamakmış. Aile olmak farklılıklara tahammül etmek, saygı duymakmış. Edebi yitirmeden söz söylemekmiş. Arkadan konuşmak yerine direk muhatab olmakmış. Aile olmak aynı makamın önünde secde etmek, aynı makamın merhametine sığınmakmış. Aile olmak, ailenin tek sahibini bilmekmiş.
Bilmemek mi ? Yapayalnız olmakmış.
Yapayalnız olmak, ailesiz kalmak değil, Allah'sız kalmakmış.