Yazar: Sema Ezgü
Bir sabah erkenden uyandın. Bu yeni eve taşınmanın heyecanını henüz üzerinden atamamıştın. Yattığın odanın kapısını bulmakta bile tereddüt geçirdin. Gözlerini ovuşturarak etrafa bakınıp bu eve yeni taşındığını gülümseyerek hatırladıktan sonra kapıya yöneldin. Her şey bıraktığın yerde bıraktığın gibi duruyor mu diye merak ettikten, hatta bu eve taşınma nedenini hatırlayıp mantık süzgecinizden geçirdikten ve onaylayıp başını salladıktan sonra evinin son halini merak edip bir tur dolandın. Bir anormallik olmadığını anlayınca yalnız başına yaşamak üzere yerleştiğin evini sevgiyle selamlayıp,
( HARİKA BİR EV, İYİ Kİ TAŞINMIŞIM ) dedin. Kendini çok mutlu hissediyordun o gün. Güzel bedeninle barışıktın. Sağlıklı olmanın keyfini sürüyordun. Gözlerin görüyor, kulakların duyuyordu. Dışarıdaki hava da güzel olunca, pencereden içeri süzülen güneş içini ısıtınca bütün kaygılardan kurtuldun.
(YAŞASIIIN, DÜNYA NE GÜZEL BİR YERMİŞ. YAŞAMAK ÇOK GÜZEL) dedin.
Taşındığın daireye bitişik, kapının hemen karşısında bir komşun olduğunu farkettin o gün. Nasıl mı ?
Sabah kapını açtığında önünde kocaman bir sepet buldun. İçi tıka basa yiyeceklerle, beslenmek için sana gerekli aklına gelen her türlü besinle doluydu. Sepeti sevinerek içeri aldın. Komşunun çok nazik ve varlıklı biri olduğunu düşündün. Kapısını çalıp teşekkür etmek geçti aklından ama yapmadın. Bu senin vicdanını biraz rahatsız etse de önemsemedin. Çünkü zamanın yoktu. İşe yetişmek için acele etmen gerekiyordu. Hemen hazırlanmaya koyulurken sepette bulduğun türlü nimetlerle kendine şahane bir kahvaltı sofrası hazırladın. Kapıdan çıkarken aynı vicdan seni tekrar uyardı. Kapıyı çal ve komşunla tanış, sana bu sepeti hazırlayan eli bol komşuna bir teşekkürü çok görme dedi. Ama senin acelen vardı, yapmadın.
Akşam eve dönüşte yanında bir arkadaşın vardı. Arkadaş gördüğün kişiye çok değer verdin. Mutlu hayatını onunla paylaşmaya karar verdin. Onu güzel evine ev ortağı tayin edip bir iken iki oldunuz. Böylece yalnızlık sorunun kalmamıştı. Sonra bir sabah kapıyı açtığınızda her gün bulduğunuz sepetin yanında küçük bir sepet ve bol bol bebek ihtiyaçları buldunuz. Eşin ve sen, hem sevindiniz, hem kuşku duydunuz. Komşunuzun cömertliğine diyecek yoktu ama evinizde olup bitenleri en ince detayına kadar bilen bu komşunuz sizi korkutmaya başlamıştı. Bir bebek beklediğinizi biliyor ve size ihtiyaçlarınızı gönderiyordu. Vicdanınız sizi yine uyarıp komşuyla tanışmaya zorlarken mantığınız öne çıktı. Dedi ki :
NE GEREK VAR TANIŞMAYA. BELLİ Kİ, GÖNLÜ ZENGİN BİRİ. ÇOK VARLIKLI BİRİ OLDUĞU İÇİN VARLIĞININ FAZLASINI ETRAFA DAĞITIP DURUYOR. BELKİ DE ZİHİNSEL BİR SORUNU VARDIR. KAPISINI ÇALIP SELAM VERSEM BENİ BORÇLU ÇIKARIR BELKİ. VERDİKLERİNİN BEDELİNİ İSTER. BEN EN İYİSİ KOMŞUMA BULAŞMAYAYIM. SELAM VERİP BORÇLU ÇIKMAYAYIM DURDUK YERDE. ONUN İYİ BİRİ OLDUĞUNU, VARLIKLI OLDUĞUNU BİLİYORUM YA YETER...
Siz de mantığınızı kullanıp gerekeni yaptınız. Hayatınız öyle renkli öyle tatmin ediciydi ki mutluluğunuza nazar değsin istemediniz. İlerleyen zamanlarda da komşunuzun kapısını çalmaya gerek duymadınız. Nasılsa onun sizden bir talebi yoktu. Var olsa bile onun size ikramından yararlanırken onunla tanışmanıza gerek olmuyordu. Kapısını çalmadığınız sürece sorun çıkmayacak, tanışmadığınız sürece onun sizden bir talebi olup olmadığını öğrenmeyecektiniz. Bu gereksiz bilgiyi hayatınıza sokmadığınız sürece toz pembe devam edecekti her şey. Nasıl biri olduğunu merak etmemeye alışmıştınız nasılsa. Zaman zaman içinden bir ses isyan edip, SEN NE ACAİP BİR İNSANSIN, EVİNDE, YUVANDA HATTA BEDENİNİN İÇİNDE NELER OLUP BİTTİĞİNİ BİLEN CÖMERT KOMŞUNU HALA TANIMIYORSUN. YUH OLSUN SANA dese de o sesi telaş içinde susturup işine koşmaya devam ediyordun.
Biliyordun ki, sana ikram edilen nimetler hayli çoğalmış, eğer varsa faturası bir hayli kabarmış olmalıydı. Durduk yerde başına iş açmamaya devam ettin. Komşunu merak edip kapısını çalmadın. Onunla tanışmaya gerek duymadın. Hesapsızca harcayıp bitiremediği malı mülkü olduğunu öğrenmek sana yeterli geldi. Oysa kapısını çalmaya bir kerecik cesaretin olsaydı belki de kapında hazır bulduğun nimetlerin kat kat misliyle karşılaşıp bolluk ve bereket içinde yüzmeye başlayacaktın. Ama olmadı. Ne cesaretin, ne zamanın vardı. Hayat denen kısa zamanı en keyif verici tarzda değerlendirme yöntemleri bulmak çok zamanını alıyordu. Kafanda canlandırdığın bir komşu imajı sana heyecan veriyordu, hatta mutlu ediyordu. O yüzden kapısını çalıp tanışmak yerine zihnindeki komşu imajıyla yetindin.
Zorda kaldığın günlerde, acil ihtiyaç duyduğun tüm dertlerinde kapını açtın. Kapının önünde ihtiyacın olanı bulmayı umarak onca sıkıntının arasında hemen kapıya koşmaktan hiç yorulmadın. Bazen umduğunu buldun kapında bazen ummadığını. Bazen bulduğuna burun kıvırıp bu işte bir yanlışlık var galiba dedin. Bazen de boş bulduğun kapıya söylenerek isyan ettin. Komşunu ihtiyaçlarını karşılamaya mecbur hissettin. Ama yine de kapısını çalıp tanışmaya gerek duymadın.
Ey insan ! O bereketli kapı bir adım ötende, bir kitap, bir gazete, bir televizyon kadar yakınında dururken hiç mi merak etmedin dostunu ?
Hikayenin anlatanı ben, kahramanı tanımadığın biri ise sorun yok. Acaip ve gereksiz bir hikayeydi der geçersin.
Ya anlatanı bir melek, zaman da ahiret zamanı olursa, bir de üstüne kahramanı biz, hepimiz olursak ne olacak ? O zaman bizi kim kurtaracak ?
O halde henüz vakit varken istikbalimizi etkileyecek bu hayati kararı vermek lazım diyor gönlüm.
Kapıyı çalıp en yakın, en cömert ve bizi en çok düşünen dostumuzu TANIYALIM MI, TANIMAYALIM MI ?