Yazar: Sema Ezgü
Eşim ve ben bir karadeniz kasabasında çocukluk yıllarımızı geçirdik. O zamanlar farklı farklı evlerden farklı pencerelerden baktığımız aynı deniz gözümüze görünen manzaranın neredeyse % 50 sini kaplayan muhteşem çekici mavi karadeniz. Kokusu her an burnumuzda, rutubeti aldığımız nefeste. Rengi ise benim ve kardeşlerim hariç kasaba çocuklarının yine % 50 sinin gözünde. Hayatımız denizle anlam kazanıyor. Kasaba çocukları çoğu zaman denizden gelenle besleniyor. Tenlerimiz güneş yanığı, ama ben hiç denize giremeden uzaktan müşerref oluyorum çocukken. Bu çocukluk zaten 5 yaşımda İstanbul'a gidip yerleşmemizle biçim değiştirecek. Büyük şehir bizi bağrına basacak ama deniz gözümüze yine aynı mesafede ve aynı derecede tenimizden uzak kalacak. Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum denizi. Cazibesine daha o yıllarda kapılıp aşık oluyorum. Aynı zamanda da korkuyorum. Fobi derecesinde hatta kabus kıvamında bir korku. Ne zaman mı ? Sadece yaklaştığım zamanlarda, dokunma mesafesinde. Ama çekiciliğine kapılmadan edemiyorum. Uslu sakin zamanları hep kalsın hiç değişmesin istiyorum. Denizden tabiatına aykırı davranmasını istiyorum adeta. Tıpkı bugün eşimin görmek istediğim babacan hali gibi. Hiç dalgalanmasın, gürültü yapmasın istiyorum.
Babamın o korkulu yıllarda bizi sık sık denize taşıdığını, alıştırmaya çalıştığını saygıyla hatırlıyorum. Demek ki aynı sevda onda da vardı ve uzun süre ayrılığa dayanamazdı. Dondurucu soğuk havalarda Fındıklı sahilinden denize sandalla açılıp tüketemeyeceğimiz kadar balıkla eve döndüğünü, bugün servet değeri taşıyacak nesli tükenmiş kocaman balıkları konu komşuya ücretsiz nasıl dağıttığını hatırlıyorum. Maksat ürün zayi olmasın....
Ne deniz aynı deniz, ne de bizler aynı biz. An itibarıyla babamın öldüğü yaştayım. En az onun kadar denize sevdalıyım. Babamın sevdasını, annemin korkaklığını almışım sanırım. Ancak evlendikten sonra denizle dost olmayı, yüzmeyi öğrendim. Yunuslarla yarışacak kadar olmasa da derin denizlerde korkmadan özgürce dolaşacak kadar öğrendim. Dalgaların gücümü aşan gücünden ise hala korkuyorum. Eşimin beni misliyle aşan sevdasıyla birlikte el ele kol kola yaşıyoruz denizde. Evlendiğim çılgın adam benden daha çılgın ve cesur, yanısıra ikna edici olunca bu yaşta kendimizi denizin üstünde yaşarken bulduk. O beni ikna etti, ben sevdama kapıldım. Geçen yaz ilk akıl almaz deniz maceramızı 40 gün boyunca ihtiyaç haricinde karaya ayak basmadan geçirdik. Güzel ve özeldi geçen yaz. Tadı damağımızda kalırken yaşadığımız korkulu anlar aklımızda kaldı. Beni daha çok korkutan, eşime sorun çözme kabiliyetinin sınırlarını hatırlatan gezimiz en uzak Ayvalık koylarıyla sınırlı kalmıştı. Bu yıl hedef daha uzaklar... Söylerken bile dönüş yolunda karadenizde karşılaştığımız o dev dalgaları hatırlayıp ürküyorum. Yine ve yeniden denizler bizi bekliyor, biliyorum. Havayı kirletmeyen, güneş panelleri ile çalışan elektrikli motorlarla bakalım nereye ulaşmak var kısmette. Allah bilir. Gitmemek mi ? Akıllıca olurdu belki de. Beni bekleyen nice sıkıntıya peşinen arkamı dönmek olurdu. Ama eş olmanın gereği olmazdı. Biz iki ihtiyar, birimiz hasretle birimiz endişeyle günleri saymaya başladık bile.
Vira bismillah demeye ramak kaldı..