Yazar: Sema Ezgü
Benim hayal gücüm çocukken de vardı. Günümü ya da anımı yaşamayı beceremedim hiç. Yoksulluğun belimizi büktüğü 1965 civarındaki yıllarda henüz 5 yaşımda sarı ve kıvırcık saçlı minik bir kız çocuğu iken dahi gönlüm fena halde zengindi. Hatırlamakta zorlandığım günlerdi. Yoksulluğumuzun farkında bile değilken, eksiklerimizi doğal ve herkes için geçerli zannederken halimizle dalga geçen büyükler yaşardı civarımızda.
Onlardan birinin, tuzu kuru varlıklı hanımlardan seçme birinin annemin yanında kendince münasip ama beş yaşındaki bir çocuğa göre ahlaksız teklifini hala hatırlamıyorum. Gerçekten küçükmüşüm. 3 bilemedim 4 belki, belki daha da küçük. 5 olsaydı hatırlardım belki. Geçmişe sarılmayı sevmeyen benim gibi bir kız çocuğunun aklında kalmamış doğal olarak. Ama olay gerçekten ibretlikmiş. Annemin Cümleleriyle aktarabilirim ancak. O varlık sıkıntısı olmayan hanım hanımların çok olduğu bir muhabbet ortamında üstümdeki zavallı kıyafetlere göz atarak şöyle demiş:
Eğer sen benim kızım olmayı kabul edersen sana öyle güzel elbiseler, ayakkabılar alırım ki... Ne dersin ? Benim kızım olur musun ?
Sözün incitici yanını görmezden gelen küçük Sema kadına şöyle demiş:
İstemem, bizim sandıkta o süslü elbiselerden öyle çok var ki....
Hanımların çoğuna yalan gibi gelen sözler aslında gelecekte bir zaman dilimine işaret ediyordu. Kesinlikle yalan değildi. Sadece kendisini sahiplenmek isteyen güçlü bir kadının elinden kurtulurken ailesini de onore etme çabasıydı. O küçük Sema hayatı boyunca gösterişe hiç taviz vermedi. Eksikliği sebebiyle hiç boynu bükülmedi. Fıtratında gizli olan ve dünya malına değer vermeyen yönünü izah etmekte zorlanan yılları artık geride bıraktı. Şimdi dünyanın en zengin insanı olmanın keyfini sürerken sahip olduğu gerçek serveti hayra harcamanın yollarını aramakla meşgul. Servetin asıl sahibine selam olsun....
O sandık nerede durmaktaydı bilmiyorum ama annemin eski bir çeyiz sandığı olduğunu ve hala saklamakta olduğunu biliyorum.